HayirseverliĞİn nobel’İ carnegie koç Aİlesi’Nİn hayırseverliğin “Nobel”i Carnegie Medal of Philantropy (Carnegie Hayırseverlik Madalyası) vkv’nin 40. yılında Koç Ailesi ile ilk defa Türkiye’de! hayirseverliĞİn nobel’İ İle gururlandik




Yüklə 282.93 Kb.
səhifə5/6
tarix27.04.2016
ölçüsü282.93 Kb.
1   2   3   4   5   6

Yüksekokul 10 Yaşında

Yıllar önce alınan hemşirelik mesleğine destek kararı ile kurulan Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu 10 yaşına doldurdu. Düzenlenen Semahat Arsel Hemşirelik Konuşmaları Sempozyumu ile daha da geniş kitlerle paylaşılan doğumgünü heyecanına tıp dünyasını temsilen çok sayıda kişi katıldı. Gelecek yıllarda gelenekselleşerek devam edecek olan ve Türkiye’de hemşireliğin konumu ve geleceğinin ele alındığı Semahat Arsel Hemşirelik Konuşmaları’na Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Semahat Arsel, Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Direktörü Prof. Dr. Elizabeth Herdman’ın yanı sıra Johns Hopkins Üniversitesi Hemşirelik Okulu Dekanı Prof. Dr. Martha Hill ve John Hopkins Üniversitesi Doğum Hemşireliği Bölüm Sorumlusu Yrd. Doç. Dr. Elizabeth Jordan da konuşmacı olarak katıldı. Gelecek yıllarda da uluslararası üne sahip hemşire akademisyenlerinin özel konuşmacı olarak ağırlanması hedefleniyor.


Herşeyden Önce Eğitim

Sempozyumda konuşan Arsel, hemşirelik mesleğinin kadınlara olduğu kadar erkeklere de cazip gelmesi için yeni stratejilere ihtiyaç olduğuna dikkat çekti. Koç Üniversitesi Hemşirelik Meslek Okulu ile eleştirel düşünen, akademik üstünlük ve araştırma öğelerini birleştiren ve evrensel değerlere sahip hemşireler yetiştirmeyi hedeflediklerini söyledi ve bu nedenle okul için önceliğin öğretim üyelerinin gelişimi olduğunu vurguladı. Vehbi Koç Vakfı Başkanı Semahat Arsel, atılan adımları şöyle özetledi: “Öğretim üyelerimizi iki-üç aylık sürelerle yurt dışına gönderiyoruz, ayrıca ulusal ve uluslararası konferanslara katılmalarını destekliyoruz. Akademik kadro ve öğrencilerimizin dil becerilerini geliştirmeleri için geçen sene İngilizce laboratuarını açtık. Ayrıca Türkiye’nin hemşirelik tarihini anlatan yeni bir kitabın hazırlığı içindeyiz. Gelecekte öğrenci sayısını artırmak, uluslararası öğrenci değişimi yapmak ve hemşirelikte yüksek lisans programını başlatmak amacındayız.”

Sağlık sektörünün olmazsa olmazlarından hemşirelerin mesleki gelişimi için büyük emekler veren Semahat Arsel, Türkiye’de hemşireliğin sosyo-ekonomik değişimler nedeniyle bazı zorluklarla karşı karşıya olduğunu ve bu mesleğin hak ettiği yerde bulunmadığını ifade etti. Arsel bu nedenle hemşirelerin bilgi ve beceri birikimlerine sahip olması gerektiğinin altını çizdi. Söz konusu insan hayatı ise bilgi ve birikim kadar deneyimde büyük önem taşıyor. Semahat Arsel Hemşirelik Eğitim ve Araştırma Merkezi de bu amaçla çeşitli kurumlarla işbirliği yapıyor. Arsel yaptığı konuşmada okul bünyesinde Sağlık Bakanlığı, üniversiteler, özel ve devlet hastaneleri ve dernekleriyle işbirliği yaparak hasta güvenliğinden hemşirelik yönetimine dek pek çok konuda danışmanlık hizmeti verdiklerini de hatırlattı.

Semahat Arsel Hemşirelik Konuşmaları’nda söz alan diğer bir isim ise Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Elizabeth Herdman oldu. Herdman, Türk hemşireciliğinin uzun bir geçmişi olduğunu söyleyerek başladığı konuşmasında bu süreç içerisinde önemli değişimler yaşandığını ve bu değişimlerin gerisinde kalınmaması gerektiğine vurgu yaptı.

E-İHALESİZ SATINALMA ARTIK SIRA DIŞI”
Promena’nın 2003 yılından bu yana, satınalma konusunda stratejik işbirliği içerisinde olduğu Ford Otosan satınalma sürecinde yeni bir yapılanmaya imza attı.
Ford Otosan, Promena ile olan işbirliğini Yatırımlar ve Endüstriyel Alımlar Bölümü dahilindeki proje ile başlatıp, ardından da parça ve kalıp alımlarını projeye dahil ederek direkt parça alımlarını da e-ihale yöntemiyle gerçekleştirme yoluna gitti. 26 Ekim 2007’de tampon ihalesi ile başlatılan bu projede, bugüne kadar 115 milyon USD’lik toplam 65 adet ihale gerçekleştirildi.
Ciro anlamında büyük rakamlarla ifade edilen direkt parça alım konularının başarılı ve sistematik olarak yapılabilmesi için Ford Otosan Satınalma Genel Müdür Yardımcılığı satınalma sürecinde yeni bir yapılanmaya daha imza attı. Daha birkaç yıl öncesine kadar e-ihale ile satınalma yapmak sıra dışı bir strateji iken, günümüzde artık e-ihalesiz satınalma yapmayı sıra dışı hâle getirmeyi hedefleyen Ford Otosan, tam kontrol sağlamak adına bu süreci baştan sona adım adım takip eden bir sistem yarattı.
Sistemin oluşturulmasının öncesinde, Sistem ve İş Geliştirme Ekibi, yurt içi ve yurt dışı ana sanayi firmaları ile karşılıklı kıyaslama (benchmark) yaptı. E-ihalenin kullanım koşullarını nedenleriyle ortaya döken bir kıyaslama raporu neticesinde, Ford Otosan’ın satınalma sürecinde hangi durumlarda satınalma projesinin e-ihaleden muaf olabileceğine dair 6 adet (The ‘6 Cs’) ana kriter belirlendi.
1. İmalatçısı daha önceden seçilmiş bir ürün grubuna ait bir parça sipariş verileceği zaman aynı imalatçıdan alma zorunluluğu vardır. (Contractual Availability)

2. Yıllık cirosu 50.000 USD’ın altında olan alımlar e-ihale ile yapıldığında imalatçılar tarafından ilgi görmemektedir. (Commercially Significant Purchase)

3. Araç içerisinde fren, vites gibi özellikle güvenlik açısından önem taşıyan ürün gruplarında tasarım aşamasında yapılan muhtelif değerlendirmeler sonucu belirlenmiş alternatifsiz imalatçılar olabilmektedir. Bu ürün gruplarına ait yeni parçalarda e-ihale yapılamamaktadır. (Competitive Supply Base)

4. Sağlıklı teklif alabilmek ilgili parçaya ait teknik ve ticari tüm bilgilerin mevcut olması ve imalatçılarla paylaşımı, doğru ürün için teklif alınması gerekmektedir. (Clearly Defined Requirements)

5. Karşılaştırılabilir durumda olan, aynı ölçekteki firmalar e-ihaleye katılabilir. Eğer böyle bir rekabet ortamı oluşturulamıyorsa e-ihale yapılamaz. (Compressibility of Margin)

6. Ford Otosan gibi çok uluslu şirketlerde çift taraflı denetim yapıldığından şeffaflık ve raporlama açısından satınalma mühendislerini rahatlattığı için mümkün olduğunda e-ihalesiz alım tercih edilmemektedir. (Commitment of Buyer)

Senede ortalama 9.000 sipariş mektubunun yazıldığı Ford Otosan’da, bunun metodik olarak her projeye uygulanabilmesi için, bir elektronik onay mekanizması yaratılmasına karar verildi.
Tüm bu taslak çalışmaların ardından oluşturulan süreç akış şemasına göre; bir satınalma projesinin ilk adımı, alınacak yeni parçanın sistemde e-ihale listesine düşmesidir. İmalatçılara bu parça ile ilgili QoP (Quote on Pager– Teklif İsteği) gönderilir. Eğer alınacak parça, belirtilen kriterlere göre, e-ihale ile alınamayacak bir parça ise Satınalma Mühendisi sistemde ‘Muafiyet’ (exception) onayı ister. Bu onay istenirken, sistemdeki listede sıralanan nedenlerden biri mutlaka seçilir.
Bu nedenlerden bazıları;

• Tedarikçi Ford’un seçtiği bir tedarikçi ise ‘İthal İmalatçı’,

• Hâli hazırda bir tedarikçide varolan Ekipman/Kalıp ile ilgili parça alımıysa ‘Mevcut Kalıp’,

• Hâlen alınmakta olan bir parçanın yedek parça seviyesi ise ‘Yedek Parça’,

• Tek imalatçısı olan bir parça ise ‘Tek İmalatçı’,

• Küçük bir revizyonla mevcut imalatçıya yaptırılacaksa, ‘Parça Seviye İlerlemesi’,

• Cirosal hacim küçükse, ‘Düşük Hacim’
Satınalma mühendisi bu nedenlerden birini seçerek, proje koordinasyon müdüründen e-ihale muafiyet onayı talep eder, eğer onaylanırsa sisteme e-ihale yapılmayacağına dair bilgi girilmiş olur ve firmanın teklifi de onaylanır. E-ihale düzenleme yönünde karar verilirse; ilk teklifler toplanır, ihale dosyası hazırlanır ve ihale organizasyonu yapılır. E-ihalede kazanan imalatçıdan ihalede verdiği son teklife göre maliyet analizi ve maliyet yapısına ait formül istenir. İhale bilgisi sisteme girilir ve ihaleyi kazanan firma onaylanır.

İhale yapılmaması veya yukarıda belirtilen muafiyet talebinin onayı alamaması durumunda sistem içerisinde teklif onaylanamaz ve Satınalma prosesi bunlar gerçekleşene kadar ilerleyemez. E-ihaleye satınalma sisteminin içerisinde, sistemin bir parçası gibi yer edindirmenin amacı, yan sanayiye senede yaklaşık 9.000 adet siparişin verildiği Ford Otosan’da, 2010’dan itibaren ileriye yönelik projelerde verimliliği artırıcı yönde iş geliştirmek, işi genele yaymak ve yapılan ihale sayısını ve konusunu artırmaktır.



Ahmet Kınay

Ford Otosan’ın Satınalmadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı

Sipariş edilecek tüm yeni parçalarda açık eksiltme yöntemiyle tedarikçi seçiminin en doğru ve şeffaf yöntem olduğuna dair bir ortak görüşümüz zaten ilk günden beri vardı. Tüm aday tedarikçilerin eşit şartlarda ve şeffaf bir ortamda rekabet etmelerini sağlayan bir uygulama olduğunu biliyorduk. Bu yüzden uygun olduğunu düşündüğümüz tüm işlerde kullandık. Kurduğumuz bu sistemle, mevcut durumumuzu bir adım daha ileri götürüp, açık eksiltmeyi Satınalma prosesinin standard bir parçası haline getirmeyi amaçladık.

Öncelikle bir benchmark çalışması yapıp global üreticilerin bu sistemi nasıl ve hangi şartlarda kullandığını öğrendik. Bu bilgileri, kendi tecrübelerimiz ve görüşlerimizle entegre ederek sistemi tasarladık ve kısa sürede devreye aldık. Satınalma Departmanımızdaki kullanıcılar yanında, tedarikçilerimizi de eğiterek sistemin etkin ve doğru kullanımını sağladık.

HAYALLERİ GERÇEK YAPIYORUZ”


Bazen bir insan bir kuruma çok şey katar, bazen de bir kurum bir insana… Koçtaş Hizmetler Müdürü Timur Pekün’ün hikâyesinde ise kazanan hem Pekün hem de Koçtaş olmuş.
Timur Pekün, üniversite eğitimi aldığı Amerika’da kariyerine yön verecek önemli bir adım attı. Perakende ev geliştiriciliği sektöründe faaliyet gösteren bir şirkette çalışmaya başladı. Ev yenileme çalışmaları yapan firmada önce satış ekibinde yer aldı, ardından satış müdürlüğü görevini üstlendi. Türkiye’ye dönmeye karar verdiğinde ise aklında tek bir şey vardı: Potansiyeli yüksek olan bu işi profesyonel bir kurumda daha da büyütmek… Aradan yıllar geçti, Pekün bu hayaline kavuştu. O şimdi ekibiyle birlikte “Anahtar Teslim Ev Yenileme Hizmeti” ile insanların hayallerinin şekillendiği yuvalarına yeniden hayat katıyor.
Üç yıldır Koçtaş’ta çalışıyorsunuz. Bulunduğunuz birimi bize anlatabilir misiniz?

Koçtaş mağazasından satın aldığınız herhangi bir ürünle ilgili evinize hizmet almanız gerekiyorsa bunu Hizmetler Departmanı sağlıyor. Diğer bir deyişle teslimat sürecinden montaj sürecine kadar randevu sistemini takip eden, maliyetleri çıkaran, evin istenilen bölümüne uygun ölçümleme ve planlama yapan bir birimiz. Anahtar teslim ev yenileme sistemi de bizim departmanımızın yaptığı işlerin başında geliyor. Sağladığımız bu hizmet ile insanlar hayal ettikleri evlere kavuşuyorlar.


Sizi Koçtaş’a taşıyan hikâye Amerika’da başladı. Bize biraz bu hikâyeyi anlatır mısınız?

Liseyi bitirdikten sonra üniversite eğitimi almak için Amerika’ya gittim. Orada işletme okudum. Üniversite eğitimimi tamamladıktan sonra yine Amerika’da ev yenileme hizmetleri sunan bir firmada projelendirme çalışmalarında yer aldım. Ardından da satış müdürlüğü yaptım. Bu görevim esnasında Amerika’daki rakiplerimizi sürekli ziyaret ettim. Böylece sektördeki gelişmeleri de yakından takip etmiş oldum.

Sonra Türkiye’ye döndüm. Ülkeye döndüğümde sürekli Cevahir Alışveriş Merkezi’ndeki Şişli Koçtaş’ı ziyaret ediyordum. Mağaza gerek yapısı gerekse içeriği ile çok ilgimi çekiyordu. Bir gün Koçtaş’ın internet sayfasını ziyaret ettim. Orada Ev Yenileme Hizmetleri başlığı dikkatimi çekti. O zaman bu departman şimdiki gibi ayrı değildi. Şimdiki genel müdürümüz Alp Bey’in vizyonuyla başlamış bir işti bu. İnternet sayfasını inceledikten sonra Koçtaş’ın İnsan Kaynakları departmanını aramaya karar verdim. Koçtaş’ın ne yaptığını öğrenmek ve yakından tanımak istedim. İnsan Kaynakları departmanından benimle ilgilenen yetkiliye ABD’de yaptıklarımı ve Türkiye’de yapmak istediklerimi anlattım. Ardından da görüşmeye davet edildim. Tam o esnada da Hizmetler Departmanına olan ihtiyaç iyice ortaya çıkmış ve müşterilerin bu alana talebi artmıştı. Koçtaş kurmaya karar verdiği bu departmanının başına geçecek uygun, tecrübeli bir çalışan arayışı içerisindeydi. Diğer bir deyişle Koçtaş’la yollarımız doğru zamanda kesişti ve bu rolü bana verdiler.


Hizmetler Departmanı’nda göreve başlamanızla beraber neler oldu?

Koçtaş’ta çalışmaya başladığımda devraldığım konu; sunulan hizmetin, prosedürlerin ve fiyatların tüm mağazalar bünyesinde bir standarta getirilmesi oldu. Nakliye ve montaj gibi hizmetlerin tüm mağazalarda aynı fiyatla ve işleyişle verilmesini ve işin sorumlularının belirlenmesini sağladık. Her mağazada ilgili bir departman kurduk. Departmanın başına süreçlere hakim bir amir getirdik. Ekibin işe alım sürecini hızlandırdık. İlgili taşeronların sözleşmelerini yeniledik. Ekibin kıyafetinden tutun da müşterilerin aranma sürecine kadar her aşamayı standart hâle getirdik. Operasyonu baştan aşağı yeniledik.



Gelecek günler için nasıl bir iş geliştirme öngörüyorsunuz?

Müşterilerimiz genellikle sağladığımız hizmetin kalitesini duyarak bize geliyorlar. Henüz reklam kampanyaları yapmıyoruz. Reklam yapılmasıyla müşterilerimizin sayısının hızla artacağını düşünüyorum. Ama organizasyonu yavaş yavaş ve daha emin adımlarla geliştirmek istiyoruz. Öncelikli amacımız ekibimizi müşterilere en iyi hizmeti verebilmek adına daha da büyütmek. Eylül ayı itibariyle organizasyonel yapıyı da değiştirdik. Ev yenileme hizmetlerini dört bölgeye böldük. Bunlar İstanbul-Avrupa, İstanbul-Anadolu, İzmir ve Ankara oldu. Buradaki amacımız talebin yoğun olduğu bölgelere yoğunlaşmaktı. Ekibimizi bu bölgelerde kuvvetlendirdik ve büyüttük.


Bu hizmetin Koçtaş’a katkısı ne oldu?

Bizim amacımız müşterilerimizin en ufak bir ev yenileme adımında dahi akıllarına Koçtaş’ı getirmeleriydi. Sektörümüzde faaliyet gösteren diğer markalar müşterilerinin beklentilerine bir usta yönlendirerek çare bulup, hiçbir garanti de vermiyorlar. Oysa ki biz Koçtaş adına bu hizmeti tam anlamıyla veriyoruz. Müşteri Koçtaş’a geldiği zaman istediği her ürün için her türlü bilgiyi edinip, proje konusunda da her türlü garantiyi alabiliyor. Ev yenileme hizmetinde Koçtaş olarak 2 yıl garanti veriyor, bir yıl da ücretsiz sigorta yapıyoruz. Bunun yanında projenin başlangıç-bitiş tarihine ve maliyetlerine kadar taahhüt veren Koçtaş’tan başka bir firma Türkiye’de yok. Müşterilerimizden gelen teşekkür yazıları ve mektuplar bizi en çok mutlu eden unsurlar oluyor. “Sayenizde hayal ettiğim yuvaya kavuştum” şeklinde müşterimizden bir mektup geldiği zaman tabii ki bu bizim bütün dünyamızı değiştiriyor.


Siz şans verildiği takdirde başarılabileceklere güzel bir örneksiniz. Bu Koçtaş’ta çalışanlar için de bir motivasyon kaynağı oluyor mu?

İstikrar Koçtaş için çok önemli... İstikrarlı bir biçimde performansını artıran ve sürdüren kişilerin müthiş bir gelişim olanağı var burada. Özellikle de perakendede deneyimli ve tecrübeli kişileri bulmak çok kolay değil. Bu nedenle vaktimizin çoğunu görev verdiğimiz arkadaşlarımızın eğitilmesi için harcıyoruz. Bugün insanların bir işyerinde aradıkları temel özellik orada gelişim potansiyeli olup olmadığı... Koçtaş’a baktığınızda müthiş bir gelişim potansiyeli var. Doğru şekilde emeği veren, farklılık yaratma hevesi olan ve istikrarı sağlayan herkes Koçtaş’ta üst seviyelere gelebilir.


Çalışanlarınız müşteriyle iç içe olduğu için onların isteklerini de size rahatlıkla aktarabilirler. Bu şekilde size yeni fikirlerle gelen çalışanlarınız oluyor mu?

Sürekli oluyor. Haftalık olarak mağazalardan gelen talep raporlarımızı değerlendiririz. Departmanlardan gelen talepleri ilgili yönetici takip eder ve cevaplar. Bunu genel müdürümüz de takip eder. Uygulamaya alabileceklerimiz uygulanır. Perakende çok dinamik bir yapı ve sürekli kendinizi yenilemeniz gereken bir yapı. O nedenle bize gelen her fikri dikkate alıyoruz. Bu şekilde Koçtaş’ta sürekli yeniliği sağlayabiliyoruz.



Bir monologdan ziyade diyalog var çalışanlarınızla anladığımız kadarıyla.

Tabii ki, merkezden gidip bu iş böyle olacak şeklinde bir karar vermeniz doğru ve hakkaniyetli bir uygulama olmaz. Devamlı çalışanlarla iç içe olup onlara gelen geri dönüşleri de takip etmemiz şart. Bu şekilde hem ürün kalitemizi hem de hizmet politikamızı yenileyebiliyoruz.



TEMBEL (!) BİR ÇİZER: TAN ORAL
Konuşmak bir sanattır aslında, tabiî ki çizmek de öyle… Konuşur gibi çizmek ise ayrı bir meziyettir. “Konuşur gibi çizen” Tan Oral ile çizim üzerine güzel bir söyleşi yaptık.
“Gençlik yıllarımdan itibaren sezgim karikatürün beni mutlu edeceğini söylüyordu.” diyor röportajımızın başlangıcında yılların karikatüristi Tan Oral. Aldığı mimarlık eğitimi ve ardından gelen akademisyenlik döneminin de karikatür hayatının arasına girdiğini söylüyor. Uzun yıllar para kazanacağı bir meslekten çok bir tutku olarak baktığı çizimi fark etmeden mesleği haline getiren Oral, çizgilerindeki yalınlığın sebebini ‘tembellik’ olarak açıklıyor. Çünkü ona göre boş gevezelik insanı işin özünden uzaklaştırıyor. Karikatürün usta ismi bugünlerde biraz hüzünlü. Sebebi ise “10 yıllık dostum” dediği kedisi Şöhret’in kaybı…
Ne zaman çizersiniz?

Aslında bunun cevabını ben de bilmiyorum. Sadece çizerken düşünmenin durduğunu biliyorum. Çizerken düşünürsem çizgim kötü oluyor çünkü. Genellikle herhangi bir konu ile ilgili ister istemez düşünüyoruz. Bir bilgi bombardımanı altındayız. Bütün bunlara karşı bir fikir ve cevap oluşuyor insanın kafasında. İnsan bunları farklı şekillerde dışarıya atmaya başlıyor. Benim karikatür çizme sürecim de tamamıyla böyle. Eğer beni etkileyen bir şey yoksa çizmek de aklıma gelmiyor.

Kaldı ki mizahın bir meslek olmasını kabul edemiyorum. Çünkü mizah bir tepki biçimi… Tepkinin meslek haline gelmesi yanlış gibi geliyor. Ama ürettiğim işler yayınlanıyorsa ve karşılık da buluyorsa bundan da çok memnun olurum.
Çalışmalarınıza baktığımızda net ve yalın çizgiler görüyoruz. Siz üslubunuzu nasıl tanımlıyorsunuz?

Üslup demek çok da doğru değil belki. Çünkü yaşadığımız çevre sürekli değişiyor. Çizimler de böyle… İnsanın eylemleri tıpkı parmak izi gibi ne yaparsa yapsın kendinden bir iz taşıyor. Ama bu üslup mu bilmiyorum. Boş gevezelik işin özünden insanı uzaklaştırır. Dolayısıyla gereksiz ayrıntılara girmek; konuşmada da, çizimde de, ilişkilerde de pek sevdiğim bir şey değil. Ben bir tembelim… Bu nedenle hem fazla konuşmaya hem de fazla çizmeye üşeniyorum. Dolayısıyla kestirmeden söylemek istediğimi söyleyip kendi dünyama dönmek hoşuma gidiyor. O yüzden sanırım çizdiklerimde sadelik ve basitlik oluyor. Hatta daha ilerisini söyleyebilirim. Çizdiklerimde eksiklik vardır. Çünkü karikatüre bakan kişi o eksikleri kendi zihninde zaten tamamlıyor. Zaten okura da bu hakkı tanımalıyım. Her şeyi de ben söyleyip edilgen bir hâle sokmamalıyım kişiyi. Bunun yanında her şeyi bitmiş mükemmel bir şeyi de sunmak istemiyorum. Çünkü bu şekilde karşıdakine eleştiri imkanı da veriyorum. Hatta espirinin bile aslını okura bırakıyorum. Espriyi ben yapmıyorum. Sonuçta da sade ve basit bir çizgi çıkıyor. O da işe yarıyor gördüğüm kadarıyla.


Genelde tembel misiniz yoksa sadece çizerken mi tembelsiniz?

Samimi olarak konuşmak gerekirse tembellik insan karakterinin temel unsuru bence. Çalışmaya da göbek atarak giden görmedim ben, ama herkes izine güle oynaya gider. İzinden de bir karış suratla dönerler. Hatta bir söz vardır: “Çalışmak iyi bir şey olsaydı, krallar çalışırdı” diye. Saat biraz da can sıkıntısının çaresi gibidir. Hiçbir şey yapmayan insan sıkıntıdan patlar. Çalışan insan sıkıntıdan uzaklaşır. İstediğiniz kadar tembel olun çalışmak vazgeçilmez oluyor.


Tembel olduğunuzu söylüyorsunuz, ancak geçmişe baktığımızda karikatürle alakalı pek çok işe imza atmışsınız. Röportajlar yapmışsınız, dernek başkanlığı göreviniz olmuş, birçok sergide de sizin imzanız var. Peki bunlar nasıl ortaya çıktı?

Tembel adam fikirli olur derler. Ben galiba biraz da meraklıyım. Uğraştığım işle alakalı ne bulduysam ilgilendim, araştırdım. İlk çizdiğimiz yıllarda dünyaya kapalı bir Türkiye vardı. Hayatımda hiç orijinal çizim görmemiştim. Bense meraktan çatlayacaktım. İşte o günlerde dernek aracılığıyla yarışmalar düzenledik, hayatımızda ilk defa başkalarının çizdiği şeyler gördük. Bir sürü yabancı çizerle dostluk kurduk. Dünyayı tanıdık, ister istemez bu dostluklar yaptığımız işe yansıdı. Röportaj yapmak da bu tip insanlarla tanışmak için bir yoldu. Biz de her yolu denedik.


Yurt dışından da bu işin erbaplarıyla dostluk kurdum dediniz. Bir karşılaştırma yaparsanız söylendiği gibi Türkiye, mizah malzemesinin bol olduğu bir ülke mi size göre?

Doğru yanı var… Her yerde gülmeyi, iğnelemeyi, eleştirmeyi, dedikodu yapmayı seven insanlar vardır. Türkiye de öyledir. Ancak Türkiye çok ciddi sosyal değişimlerden geçen bir ülke. Bu değişimler çok acılı ve de ister istemez çok da komik oluyor. O anlamda malzeme çok. Ama keşke bu değişimler daha az sancılı olsa, daha rahat olsa ve biz de karikatür çizmek zorunda kalmasak.


Çizmek zorunda kalmamak da kötü bir şey değil mi sizin açınızdan?

Hayır değil… Esas olan çizmek değil, hayatın kendisidir. Çizgi onun içinde yer alan küçük bir ayrıntıdır. Mektup yazmaktan hiçbir farkı yok aslında. Mektubu tanıdığınız insanların adresine gönderirsiniz, çizdiğinizi tanımadıklarınıza da gönderirsiniz. Zaten karikatür çizmeyi de bir umut verme işi olarak görürüm hep. Bir şey çizdiğinize göre olan durumdan daha iyi bir durumu teklif ediyorsunuzdur. Bu da umuttur…


Sizin farklı olduğunuzu düşündüğünüz yanlarınız var mı?

Çizme konusunda dostlarımdan farklı yanlarım var zannediyorum. Genellikle karikatürler ve diğer grafik çalışmalar bir tasarım işidir. Kişi kurşun kalemle sile boza bir tasarım yapar. O içine sinen hâle geldiğinde kararını verir. Çini mürekkebiyle üstünden geçer, tarar, boyar ve sonuca varır. Ben biraz daha Doğulu bir felsefeyle bakıyorum çizim işine. Çizgiyle hayatı birbirinden ayırıyorum. Hayatı ne kadar tasarlasanız da geriye dönemezsiniz. Bir hata yaparsanız geriye dönüp hatanızı düzeltemezsiniz, çünkü zaman akar. Ancak hatanızı yeni bir tavır alarak düzeltirsiniz. Ben çizgi çizmeyi de buna benzetiyorum. Dolayısıyla önceden bir düşünce ve tasarım olmadan, tıpkı konuşmaya başlar gibi çizmeye başlıyorum. O çizgi beni nereye götürürse oraya gidiyorum. Eğer istediğim gibi sonuçlanırsa altına imzamı atıyorum, eğer istediğim gibi olmazsa tıpkı konuşmada olduğu gibi “Pardon bu cümlem olmadı” deyip çöpe atıyorum, yeniden çiziyorum.


Yayınlamadığınız çizimlerinizi ne yapıyorsunuz?

Onlar benim başımın derdi. Yıllardır çözemediğim bir arşiv sorunum var. Sadece çizdiklerim değil, biriktirdiğim notlarım da var. Ev dolup taşar hâle geliyor bir süre sonra.


Nasıl bir çalışma alanınız var, söylediklerinizden kalabalık olduğu anlaşılıyor?

Karışık bir ortam. Ama karışıklığın kendine özgü bir düzeni var. Bir duvar dolusu dosyalar, klasörler var. Onlar biriktikçe üzerine notlar alınmış, değerlendirilmeyi bekliyorlar. Çalışma odamda birkaç masam var. Ara sıra kurcaladığım bir piyanom var. Bir de çok sevdiğim bir kedim vardı. 10 senedir birlikte çiziyorduk. Geçtiğimiz ay birden bire kayboldu.


Güzel bir ilişkiniz vardı anladığımız kadarıyla…

Çok güzeldi… Sokakla evi beraber kullanan bir kediydi. Galatasaray’da otururum ben. Pencerem hep açıktı, istediği zaman girer, istediği zaman çıkardı. Zaten öyle bir anlaşma yapmıştık onunla. İkimiz de özgürlüğümüze düşkündük. İstediğimiz zaman bu eve girer istediğimiz zaman çıkarız, kimse kimseye karışmaz dedim. O da anlamış gibi yaptı, yıllarca öyle yaşadık. Sonra yok oldu. Çocukluğumdan beri hep kedilerle yaşadım. Ama hayatım boyunca böyle bir kedi tanımadım. Çok zeki ve çok anlayışlıydı. Benim bütün saçmalıklarıma çok anlamlı bir şekilde bakardı: “Boşver hoş görüyorum seni” derdi sanki. Konu-komşuya misafirliğe giden bir kediydi. Bütün sokak onu tanırdı. Esnafla çok iyi dosttu. İsmini de onlar koymuştu. Şöhret’ti adı. Bana adıyla sanıyla geldi zaten. Önce evi teftiş etti, beğendi ve kaldı.


Peki yeni bir arkadaş edinecek misiniz kendinize?

Orası çok enteresan… Onun kaybolduğu hafta sokaktaki diğer kediler mesaj almışçasına pencereden eve girmeye, bir şeyler atıştırmaya ve daha sonra gitmeye başladılar. İçlerinden bir tanesi geliyor bir şeyler atıştırıyor ve diğerlerinden daha hızlı gidiyordu. Şu anda ise yavaş yavaş evde kalmaya, yemekten sonra uyumaya başladı, sonra çıkıp geri gelmeye başladı. Önceleri tüyleri çok pasaklıydı, ben de o yüzden yüz vermiyordum. Şimdi kendine bakmaya başladı, tüyleri parıldadı. Anladım ki aklına koydu boşalan kadroyu doldurmayı…

1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©www.azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə