HayirseverliĞİn nobel’İ carnegie koç Aİlesi’Nİn hayırseverliğin “Nobel”i Carnegie Medal of Philantropy (Carnegie Hayırseverlik Madalyası) vkv’nin 40. yılında Koç Ailesi ile ilk defa Türkiye’de! hayirseverliĞİn nobel’İ İle gururlandik




Yüklə 282.93 Kb.
səhifə4/6
tarix27.04.2016
ölçüsü282.93 Kb.
1   2   3   4   5   6

Önce Bölgesel Finans Merkezi

Ekonomi dünyasının önde gelen isimleri arasından çıkan genel kanı; İstanbul’un öncelikle bölgesel bir finans merkezi olması yönünde…


Bahadır Kaleağası

TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü

İstanbul’u sadece finans merkezi yapmak yetersiz bir hedef. Dünyadaki finans merkezleri arz-talep dengesinde de yeterince güçlü bir arz oluşturmayabilir. Bu nedenle Balkanlar’ı, Doğu Akdeniz’i, Karadeniz’i, Orta Asya ve Orta Doğu’yu kapsayacak bir Avrasya Ekonomi Merkezi hedeflenmeli.



Prof. Dr. Taner Berksoy

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi

İstanbul’un küresel bir finans merkezi yapmak fazla iddialı... Bunun yerine bölgesel bir finans merkezi yapma düşüncesi çok daha makul.



Görkem Elverici

Deloitte Türkiye Finansal Hizmetler Müdürü

Türkiye’nin nitelikli işgücü, ekonomisi, ticaret hacmi ve finansal sektörünün büyüklüğü ve hedeflediği coğrafyada hâlâ ciddi anlamda kabul görmüş bir finans merkezinin bulunmaması nedeniyle 10 yıl içinde bölgesel bir finans merkezi olma potansiyelini barındırıyor.



SEVGİ GÖNÜL’SÜZ GEÇEN 6 YIL
Sevgi Gönül, vefatının 6. yılında düzenlenen çeşitli törenlerle anıldı. Bu törenlerden ilkinde Sevgi Gönül’ün tüm sevenleri kabri başında bir araya geldi. Aynı gün Koç Ailesi, dostları ve çalışma arkadaşlarının katıldığı anma duasında tüm dualar Sevgi Gönül için okundu. 3 yıldır sürdürülen anma konserleri kapsamında ise dünyaca ünlü piyanist Eric Schneider ve Soprano Christine Schafer, Topkapı Sarayı Aya İrini Müzesi’nde ağırlandı. Sanatçılar Sevgi Gönül için toplam 24 eser seslendirdi.

Sevgi Gönül’ü tanıyanlar, bilenler için ölümünün ardından geçen 6 yıl hiç de kolay yaşanmadı. Ömrü boyunca yanında olan ailesi ve sevenleri ile ölümünden 2 ay önceye yani Dodo’sunu kaybedene kadar Hürriyet gazetesinde yazdığı yazılarla edindiği okur kitlesi, onun ardından en çok üzülenler oldu şüphesiz. Yaşantısıyla, ilgi alanlarıyla ve bitmek bilmeyen sevgisiyle Sevgi Gönül’ü sizler için kaleme aldık. Hürriyet gazetesinde iki yıl boyunca yayınlanan yazılarından oluşan Sevgi’nin Diviti adlı derleme kitaptan yola çıkarak Sevgi Gönül’ü kendisi ve onu sevenlerin sözlerinden anlatmaya çalıştık.


68 yıla sığdırılmış aydınlık bir ömür

Bitmek bilmeyen bir enerji, zarafet, bilgiye, estetiğe ve sanata adanmış bir hayat… Aslında bütün bu kelimelerin bile onu tanımlamak için yetersiz kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Çocukluğundan itibaren farklılıkları ile öne çıkmış bir ruhu nasıl tasvir edebilir ki insan... Diğer kardeşleri gibi Keçiören, Ankara Doğumlu Sevgi Gönül... Hareketli, yerinde duramayan, farklı bir çocukluk yaşadığını kardeşlerinin yani Rahmi M. Koç’un, Semahat Arsel’in ve Suna Kıraç’ın yorumlarından anlamak mümkün. Rahmi M. Koç “Sevgi’nin Diviti” adlı kitapta onun diğer kardeşlerinden farklılığını şu sözlerle dile getiriyordu: “… Küçüklüğünden beri sen değişiktin. Dobraydın, babamı başının tepesinden öper ‘Hey Bab’ derdin. Babam da kızmaz, gülerdi.” Semahat Arsel ise Sevgi Gönül’ün farklılığını ifade ederken cesaretine vurgu yapıyordu: “Sevgi’ciğim, çocukluluğundan beri bizlerden değişiktin. Daha otonom, daha cesurdun. Ben seni eksantrik, sen de beni fazla klasik bulurdun.” Suna Kıraç ise onu tasvir ederken bir birliktelikten yola çıkıyordu: “Seninle ikizler gibi büyüdük, hatta bir ara annem bizi bir örnek giydirdi. Doğum günlerimizi yakın olması nedeniyle birlikte kutlardık… Ailede, küçükler ve büyükler ayrımı vardı. Biz seninle küçükler olarak hep beraberdik.” Ailenin küçüklerinin birlikteliği bir ömür boyu diğer kardeşleri de kucaklayarak ve hiçbir ayrım yapmadan sürdü. Öyle ki hastalıkta ve sağlıkta Sevgi Gönül hep kardeşlerinin destekçisi oldu. Suna Kıraç hastalığı döneminde kendisiyle beraber olan Sevgi Gönül’ü hasretle anıyordu: “… Bana teşhis konduğundan beri hep benimle oldun, beni bağrına bastın. Seni kaybedince ‘sevgisiz’ kaldım.”

Sanata ve estetiğe karşı olan ilgisi, Murat Bardakçı’nın deyimiyle pek çok sanat tarihçisinden daha birikimli olan Sevgi Gönül’ün başarısının sırrıydı. Bir köşe yazarı olarak sergilediği samimi dil ve üslup yazılarının temel çıkışıydı. Özellikle; 9 Şubat 2003 tarihinde yayınlanan “Olgunlaşmak istiyorsanız en az bir defa aşık olmalısınız” yazısındaki cümleleri bu samimiyetin birer göstergesiydi: “…Ben ‘SEVGİLİ’ kelimesini kullanırken tamamen kalbi bir titremeden, bir arzudan, bir istekten, bir tutkudan bahsediyorum. Öyle ana-baba aşkı, Allah aşkı, çocuk aşkı, patron aşkı, para aşkı benim sevgili tarifime pek uymuyor.”

Hürriyet gazetesindeki yazarlık döneminde çok kısa sürede kendine ciddi bir okur edinmişti Gönül. Bunun sırrını ise Murat Bardakçı şöyle açıklıyordu: “Bir yazarın, özellikle de fıkra yazarının başarısı, yani okunabilirliği, yaratıcılığına ve espri gücüne bağlıdır. Makale sahibi yazısında istediği kadar ciddi olabilir; zira ağırbaşlı bir yazı formu olan makale bir resmiyet, bazen de kuru bir üslup gerektirir ama fıkralarda rahat ve samimi ifade biçimi şarttır. Sevgi Gönül bunu başarmış, üstelik başarıyı kendisini zorlamadan yakalamış, zira yazıları samimi kişiliğini yansıtmıştı…”

Sevgi Gönül’ün ömrü hayatında elde ettiği başarıların belki de en önemlisi annesine bir vefa borcu gibi addettiği ve onun vasiyetini yerine getirdiği Sadberk Hanım Müzesi’ydi. 1980’de Sadberk Hanım Müzesi’ni kurarken hem annesine olan vefa borcunu ödemiş hem de annesinin geleneğini yani Kolleksiyonlara ve Türk Kültürüne olan merakını devam ettirmişti.

Dodom dediği Erdoğan Gönül’le hayat arkadaşlığı 41 yıl sürmüştü. Eşi öldüğünde; “Çok kavga ettik, çok şahsiyet çekişmesi yaşadık ama ben kocamdan her zaman zarafeti öğrendim” diyecekti. Belki de büyük aşkını ebediyete yollamak onu yendiği bir hastalıkla yeniden mücadele etmek zorunda bıraktı. Ama bu mücadele 2 aydan fazla sürmeyecekti. Sevgi Gönül Dodo’sunun ardından, 10 Eylül 2003’te hayata gözlerini yumdu ve büyük aşk ebediyete uzandı…

Sevgi Gönül 68 yıllık bir ömürde pek çok insana nasip olmayacak başarılara imza attı şüphesiz. Ancak onun en büyük başarısı bugün onu anarken herkesin tekrarladığı bitmek bilmeyen sevgisi ve şefkati oldu. Tıpkı adı ve soyadı gibi…

ÜLKEM İÇİN” PROJESİ 2009’DA ÇOCUKLARLA YOLA DEVAM EDİYOR
Ülkem İçin” Projesi dördüncü yılında. 2009-2010 eğitim-öğretim döneminin başlamasıyla 81 ilde uygulanacak eğitim projeleriyle çevre konusunda ulusal çapta farkındalık yaratmak amaçlanıyor.
Koç Holding tarafından 2006 yılında başlatılan ve üç yılda toplam 389 yerel ve ulusal projenin hayata geçmesini sağlayan “Ülkem İçin” Projesi dördüncü yılında. Her sene “Ülkem İçin” Projesi ile sorumlu vatandaşlık çalışmaları gerçekleştiriliyor. Sosyal sorumluluk bilincinin tüm Türkiye’de yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla çıkılan bu yolculukta 2009 hedefi Aralık ayına kadar 81 ilde çevre bilincini artıracak eğitimleri gerçekleştirmek. İlk kez geçtiğimiz yıl pilot bölgelerde yapılan eğitimler, bu yıl dalga dalga tüm Türkiye’ye yayılıyor.

Koç Holding bünyesinde faaliyet gösteren gönüllü bayilerden oluşan “Ülkem İçin” Elçileri 2006 yılından beri projenin yörelerindeki bayraktarları. Bulundukları illerde çeşitli sosyal sorumluluk projelerinin uygulanmasına ön ayak olan “Ülkem İçin” Elçileri, okullar için gerekli teçhizatların temininden, tadilata ve çeşitli bağışlara kadar birçok alanda sosyal sorumluluk örneği gösteriyorlar. Bu senenin ana teması olan çevre bilinci eğitimlerinde ise yine buluşturan, birleştiren, kaynak geliştiren ve “Ülkem İçin” ağını kuran onlar... Elçiler bu sene, bulundukları bölgelerde TEMA ile işbirliği halinde çocuklara yönelik çevre bilinçlendirme eğitimlerini organize ediyor. Bu uygulama ile daha bilinçli nesillerin, “Dünyayı Kurtaran Çocuklar”ın yetişmesi hedefleniyor. Dünyayı Kurtaran Çocuk olmak için çevreye karşı duyarlı olmak ve çevreyi korumak esas alınıyor.


2009 Hedefi Çocuklar

Koç Topluluğu şirketleri, çalışanları, tedarikçileri ve bayilerinin desteğiyle yürütülen “Ülkem İçin” Projesi’nde daha geniş bir etki sağlamak amacıyla 2008 yılında tek bir konuya odaklanıldı ve çevre bilincinin artırılmasına yönelik çalışmalar başlatıldı. Bu çerçevede Koç Holding, Çevre ve Orman Bakanlığı ve TEMA işbirliğiyle Türkiye’nin 7 bölgesinde 1750 futbol sahası büyüklüğünde bir alanı kapsayacak olan 700 bin fidan dikimi için kaynak yaratıldı. Ağaç dikimine paralel olarak çevre ve bilinçlendirme eğitimlerini pilot olarak belirlediği 10 ilde gerçekleştiren Koç Holding, 2009 yılında ise bu eğitimlerin Türkiye çapına yayılmasını hedefledi. Böylece okullu çocuk ve gençlerde çevre bilincinin geliştirilmesi ve doğal kaynakların kullanılmasına yönelik farkındalık yaratılmasına katkıda bulunmak ana amaç oldu.


Pojenin 2009 ayağı hızlı başladı

2009 yılında hedef büyüten ve 2009-2010 eğitim-öğretim döneminin başlaması ile devam edilen “Ülkem İçin” eğitimlerinde Eskişehir, Gaziantep ve Konya ilk duraklar oldu. 2009 yılı uygulaması çerçevesinde ilk eğitimlerden 14–15 Ekim tarihlerinde Eskişehir ve Gaziantep’te eş zamanlı olarak düzenlenirken, bir diğer eğitim de 20 Ekim’de Anadolu Buluşmaları sebebiyle Konya’da bulunan Koç Topluluğu yöneticilerinin katılımıyla bu şehirde gerçekleşti. Mevlana Kültür Merkezi’nde gerçekleşen eğitimlerde öğrencilerle bir araya gelen Topluluk yöneticileri “Dünyayı Kurtaran Çocuklar” ile sohbet ettiler. Ekim ayı içinde Eskişehir, Konya, Bingöl, Manisa ve İzmir’deki eğitimlere 500 öğrenci katılırken, Gaziantep’te bu rakam 1000’i aştı. Eskişehir “Ülkem İçin” Elçisi Hüsnü Ünalan, Gaziantep “Ülkem İçin” Elçisi Ali Topçuoğlu, Konya “Ülkem İçin” Elçisi Vehbi Ağırbaşlı, Bingöl “Ülkem İçin” Elçisi Tuncer Çılgasit, Manisa “Ülkem İçin” Elçisi Mehmet Yumrukaya ve İzmir “Ülkem İçin” Elçisi Engin Soy bu eğitimlerle çocuklara ulaşıyor olmaktan duydukları mutluluğu paylaştılar.


2006 yılından beri “Ülkem İçin” Elçisi olan Gaziantep Topçuoğlu Otomotiv adına sorularımızı yanıtlayan Genel Müdür Gökhan Özil, eğitim programını gerçekleştirmek için ekip olarak 2 aydan fazla çalıştıklarını belirtirken, alınan sonuçtan da oldukça memnun olduklarını söyledi. Gaziantep’te bulunan Koç Topluluğu bayilerinden büyük destek aldıklarını dile getiren Özil, eğitime katılan Gaziantep Valisi Süleyman Kamçı’nın gördüğü manzara karşısında çok etkilendiğini, bu nedenle de program akışında olmamasına rağmen bir teşekkür konuşması yaptığını sözlerine ekledi. Özil’in şu cümleleri eğitimin etkilerini de özetlemeye yetti: “Eğitim başlangıcında katılımcıların heyecanı, sonunda ise gördüklerini ve öğrendiklerini çevrelerindekilere bir an önce anlatma telaşı vardı.” Eğitimler yerel ve ulusal basında da büyük yer buldu.
İnternet Sitesi Yenilendi
Ülkem İçin eğitimlerinin tüm Türkiye’ye yayılması ile birlikte projenin internet sitesi de yenilendi. www.ulkemicin.com.tr adresiyle yayına başlayan sitede, “Ülkem İçin” projesinin geçmişi ve bugünü ile proje detayları yer alıyor. Projeye ilişkin bültenler, uygulamalara ait fotoğraflar, projenin basın yansımaları gibi tüm detaylar bu siteden temin edilebiliyor. Dünyayı Kurtaran Çocuk” konseptiyle çocuklara da ulaşmayı hedefleyen internet sitesinde dünyayı kurtaracak kadar önemli ancak bir o kadar da kolay ipuçları yer alıyor. İnternet sitesinde kendileri için hazırlanan anketi cevaplayan çocuklar birer “Dünyayı Kurtaran Çocuk” olabiliyor. İlerleyen günlerde isim listelerinin de oluşturulacağı site, ilk günlerden çok yoğun bir ilgiyle karşılandı. Şimdiden siteye birçok “Dünyayı Kurtaran Çocuk” dahil oldu.

DÜNYANIN SAYILI ÜNİVERSİTELERİNDEN BİRİ OLACAĞIZ”


Türkiye’ye dönmeyi, çok geniş çaplı uzay araştırmalarını burada yapamayacağı için senelerce hiç düşünmeyen Prof. Dr. Umran İnan, Koç Üniversitesi Rektörü olarak başladığı yeni hayatında Türkiye’deki tüm üniversitelerin birlikte rol alacağı bir akademik sıçrama hedefliyor.
Stanford Üniversitesi’ndeki 36 senelik uzun ve başarılı bir akademik kariyerin ardından Türkiye’ye dönüş kararını Koç Üniversitesi ile alan Koç Üniversitesi’nin yeni rektörü Prof. Dr. Umran İnan bu kararından oldukça memnun. “Sanki hep buradaymışım gibi hissediyorum” diyen Prof. Dr. İnan’ın çantasında tüm eğitim sistemini etkileyecek önemli projeler var.
Sizi Koç Üniversitesi rektörlüğüne taşıyan yolculuğu kısaca dinleyebilir miyiz?

36 yıl önce doktora yapmak için yurt dışına gittim. Ardından Stanford Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak kaldım. Akademik kariyerimde de belli bir seviyenin üzerinde olduğum için Türkiye’ye dönemeyeceğimi, çünkü hiçbir üniversitede Stanford’daki araştırma imkanlarını bulamayacağımı düşünüyordum.

Türkiye ile tek bağlantım yaz aylarında tatil yapma şeklindeydi. Buraya dönmem için çok sayıda teklif geldi. Ama hiçbiri beni heyecanlandırmadı. Koç Üniversitesi benimle temasa geçene kadar, Türkiye’ye döndüğümde yaptığım işin hacminden ve heyecanından kaybedeceğimi düşünüyordum.
Peki, Koç Üniversitesi bu fikrinizi nasıl değiştirdi?

Bana gelen teklifin ardından üniversiteyi incelediğimde görüşüm değişti. Üniversitenin öğretim üyelerine, mütevelli heyetine, danışma kuruluna, misyonuna, mezunlarına, yayınlarına, kampusuna baktım… Gördüm ki gerçekten çok özel bir kuruluş. Dolayısıyla bir rektör olarak buraya bir şeyler katabileceğimi düşündüm.


Koç Üniversitesi ile Stanford Üniversitesi’nin benzerlikleri bulunuyor mu?

Birbirlerine çok benziyorlar. Bölümleri ve birimleriyle her ikisi de tam bir üniversite. Öğrenciler mühendislik okurken bir yandan da sosyal bilimleri inceleyebiliyorlar. Topluma sağlayacakları katkı sadece teknik boyutta değil düşünce boyutunda da oluyor böylece. Bu şekilde her ikisi de lider yetiştiriyor.


Sizinle daha önce yapılan bir röportajda Koç Üniversitesi’nin Türkiye’de “Akademik Sıçrama”nın başlamasında öncü olabileceğini söylemiştiniz. Bu konuyu biraz açabilir misiniz?

Koç Üniversitesi’nin artık oturmuş bir yapısı var. Diğer bir deyişle belli bir olgunluk noktasında, öğretim üyesi kadrosu ve öğrencileri gerçekten iyi. Benim Amerika’dan getirdiğim deneyimim ve birikimimle bir sıçrama yapma noktasında aynı zamanda. Bu açıdan baktığınızda Türkiye’deki diğer üniversitelerle işbirlikleri yaparak hep birlikte bir akademik sıçrama gerçekleştirebileceğimizi düşünüyorum. Bu kapsamda birçok üniversiteyi ve rektörlerini ziyarete gideceğim. Temaslarıma başladım, bazıları ile görüştüm.

Koç Üniversitesi 4 bin küsur öğrencisi olan bir üniversite, gerek kendinden büyük gerekse kendinden küçük üniversitelerle işbirliği yaparak ilerlemeli. Bu ortaklıklar çerçevesinde 1+1=2,5 olacak. 2 olmayacak. Bu ortaklıkla her iki kurumun toplamından daha fazla şeyler kazanmalıyız. Rektörler de beni bu konuda destekliyorlar. Bugüne kadar belki yapılmayan, yapılsa dahi eksiklikleri olan bu yapıyı daha da aktif hâle getirmeliyiz. Sonuç olarak biz mükemmelliğe ilerlerken, diğer üniversitelerle de işbirliği yaparak hep beraber bir akademik kalkınmayı tetikleyelim diyoruz.

Bu yapıcı çekişme bir yerde mükemmeli de ortaya çıkaracaktır. Bu Türkiye’deki öğrenciler için de iyi bir şey. Devlet de yavaş yavaş görüyor ki vakıf üniversiteleri devlet üniversitelerini tetikleyen, onları tamamlayan bir konumda. Her iki tarafın varlığı birbirleri için önemli.


Koç Üniversitesi’nde rektör olmanızla beraber gelecek günlerde nasıl çalışmalar bekliyor bizi?

Kadın Araştırmaları Merkezi’ni kurduk. Türkiye’de sosyoloji, psikoloji, hukuk hatta mühendislik bazlı bir takım araştırmalar yapılıyordu. Biz de bunlardan biri olup, onlarla birlikte bir takım çalışmalar yapmak istiyoruz.

Bir diğer projemiz de Arkeolojik Araştırmalar Merkezi… Kimya, biyoloji, fizik gibi alanların arkeolojiye uygulanması çalışmaları giderek artıyor. Arkeolojik kazılarda elde edilen veriler bu alanların arkeolojiye uygulanmasıyla daha da güçleniyor. Diğer alanların arkeolojide uygulamalarını ve geleneksel arkeolojik araştırmaları da içeren bir merkez kuracağız.

Yapacağımız şeylerden bir tanesi de görsel sanatlar ve film konusunda bir bölüm kurmak olacak. Bu benim yapmayı istediğim bir proje. Böyle bir bölümün Koç Üniversitesi’nde uygulanması konusunda bir çalışma yapabilir miyiz diye dekanlarımızla görüştüm, onlardan öneriler aldım. Bir komite kurduk. Muhtemelen önümüzdeki ay komite bu konudaki çalışmasını sonlandıracak ve bana sunacak. Onun ardından da bu bölümle alakalı karara varacağız.


İdari anlamda çalışmalarınız var mı?

Koç Üniversitesi’nin araştırma ve geliştirme konusunda çok önemli bir noktaya geldiğini gözlemliyorum. Bu nedenle de rektör yardımcılarımızı ikiye ayırdım. Biri Akademik İşlerden Sorumlu Rektör Yardımcısı diğeri de Araştırma ve Geliştirmeden Sorumlu Rektör Yardımcısı oldu. Bunun ardından da Ar- Ge’den Sorumlu Rektör Yardımcısının altına bir altyapı oluşturduk. Bu altyapıya öğretim üyelerimizin pek çok yerden proje alabilmeleri için her türlü kolaylığı sağlayacağız. Onun dışında bu birimin altında patentleme ve fikirleri uygulamaya geçirme ofisleri de olacak.


Bu noktada üniversite-sanayi işbirliği ortaya çıkar mı peki?

Evet. Koç Holding’le olan ilişkilerimizi de artırmak istiyoruz. Görüşmelere başladık bile. Üniversitenin görevi temel araştırmadır. Aynı zamanda da uygulamalı araştırmalarla bu temel araştırmaların beslenmesi gerekmekte. Bu araştırmaların sonuçlarını da topluma bir şekilde sunabilmek lâzım. Bunun yolu da endüstriden geçiyor. Ya bu fikirleri üreten insanlar bir firma kuruyor ya da kurulmuş firmalarla işbirliği yaparak projeler geliştirilebiliyor.


Öğretim üyeleri ve öğrenciler için projeleriniz var mı?

ABD'de birçok eğitim kurumunda daha iyi eğitim verebilmek için Öğrenme ve Öğretme Merkezleri vardır. Koç Üniversitesi olarak şimdi bu yapıyı kuruyoruz. Rektörlüğe bağlı böyle bir merkez ofis sayesinde bütün öğretim üyelerine kendi derslerini daha iyi verebilmeleri için bir dizi hizmet sunacağız. Örneğin Amerika’daki öğretim üyeleri kendi derslerinin video kayıtlarını izlediğinde oldukça şaşırıyor. Eksik olan taraflarını bu şekilde daha iyi anlıyorlar. Bu nedenle birden bire eğitimin kalitesi de artış gösteriyor. Bunun bir başka yolu da öğretim üyeleri için sunulan koçluk ve danışmanlık hizmetleri oluyor.

Bir de aynı ofisin içinde öğrenme üzerine yoğunlaşacağız. Bu yapıda da öğrencilere yardım edeceğiz. Bazı öğrencilerin imtihan, ders dinleme ve not tutma gibi konularda saplantıları oluyor. Bunları önceden tespit edip, onlara danışmanlar atıyoruz. Bunun yanında hazırlık ve birinci sınıf öğrencilerinde her 10 öğrenciye bir tane profesör atıyoruz. Bu profesör hazırlık ve 1. sınıf döneminde yakın destekçisi ve onun mentoru oluyor.
Koç Üniversitesi’nin yeni rektörü olarak ayağınızın tozuyla bir telaşın içine girdiniz. Bu telaşın sebebi şu anda hazırlıkları süren Tıp Fakültesi’nin açılış süreci… Bu hazırlıkların son durumunu öğrenebilir miyiz?

Tıp fakültesi Koç Üniversitesi’nin farklılıklarından biri olacak. Türkiye'de ilginç bir durum var. Ya hastanesi olduğu için tıp fakültesi kuruyorlar. Ya da tıp bilimleri olduğu için hastane kuruyorlar. Koç Üniversitesi’nin farkı burada ortaya çıkıyor. Çünkü 10 yıl sonra mühendislik, sosyal bilimler, idari bilimler ve tıp bilimleri o kadar iç içe olacak ki, tıp fakültesi olmayan mühendislik fakültesi de eksik olacak, mühendislik fakülteleri olmayan tıp fakülteleri de eksik olacak. Diğer fakültelerimizle güzel bir sinerji içinde çalışacağını, araştırma bazında onları tamamlayacağını düşünüyoruz tıp fakültesinin.

Biz toplumsal sorumluluğumuz olduğunu düşündüğümüz için tıp fakültesini kuruyoruz. Koç Üniversitesi mükemmel bir tıp fakültesi kurabilecekse kurması lâzım. Eksik olduğu için kuracağız. Kurabildiğimiz için kuracağız. Türkiye’de yepyeni bir doktorlar nesli olması gerektiğine inanıyoruz. Doktorluk o kadar temel bilimlere dayalı ki bir doktorun kendisini devamlı yenilemesi gerekiyor. Mezunlarımızın dışarıda doktorluk yaptıklarında da devamlı öğrenen insanlar olmasını istiyoruz. Temel bilimlere o nedenle ağırlık veriyoruz. Aynı zamanda doktorların etik ve toplumsal sorumluluklara haiz insanlar olmasını istiyoruz. Özetle yetenekli, kendini yenileyen, becerikli, problem çözebilen doktorların yetişmesini istiyoruz.
Peki nasıl bir tıp fakültesi tasarlıyorsunuz?

Çok daha temel bilimlere ağırlık vermeyi düşünüyoruz. Tıp fakültelerimizdeki öğretim üyelerinin atama, yükselme ve değerlendirmeleri aynı diğer fakültelerimizdeki gibi bilimsel yayınlara endeksli olacak. Dolayısıyla bizim öğretim üyelerimiz klinikten çok bilimsel yayın yapacak. Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi kurulma çalışmalarımız da olacak. Hastanemiz şehrin içinde ve hastanın yanında olacak. Öğrencilerimiz ilk üç senesini Koç Üniversitesi kampusunda geçirecekler. Bizim vizyonumuzda tıp fakültesinin birinci sınıf öğrencileri fizik bölümünün birinci sınıf öğrencileriyle aynı temel dersleri alacak. Üçüncü sınıftan itibaren derslerin bazıları burada bazıları ise hastanede olacak. İlk öğrencilerimizi 2010 yılında alacağız. Müfredat oluşturma ve öğretim üyelerini belirleme çalışmalarını önümüzdeki aylarda sonuçlandıracağız. Hastane için çalışmalarımız sürüyor ama zaman sıkıntımız yok.


Koç Üniversitesi kurulalı 15 yıl oldu. Size göre Koç Üniversitesi kurulduğundan bu yana nereden nereye geldi? Gözlemlerinizi anlatabilir misiniz?

15 yıl içinde bu noktaya gelmek muazzam bir başarı. Geçtiğimiz haftalarda Yunanistan’dan bir heyet geldi ve 15 yıllık bir üniversitesi olduğunu öğrendiklerinde şok oldular ve 15 yıllık bir üniversite olamaz burası dediler. Bu nokta derken; öğretim üyesi başına bilimsel yayın endeksine baktığımızda Koç Üniversitesi’nin bir numara olduğunu görüyoruz. Koç Üniversitesi’ne gelirken dikkat ettiğim kriterlerden biri buydu.

Şimdiki heyecanımız ise yurt dışından öğrenciler alarak bir dünya üniversitesi olmak. Koç Üniversitesi’nin başarılarından biri kampusu. Kampus gerçekten çok mükemmel tasarlanmış. Muhteşem bir yatırım.
15 senede bunların başarılmasının nedenleri neler sizce?

Bu mükemmeliyetin Vehbi Bey’den gelen bir kültür olduğunu görüyorum. Bir olaya bakarken ya da bir şey yaparken ancak yapmaya değer şeyler yapılıyor. Merhum Vehbi Bey başta olmak üzere mütevelli heyetimizin uzun vadeli bakma vizyonunun bir yansıması Koç Üniversitesi…

Mütevelli heyeti baştan yanlış yaparak her şeye karışabilirdi. Ama iyi iş yapmayı bilen bir kültürden gelen bir mütevelli heyetimiz olduğu için Koç Üniversitesi’nde iş onu en iyi yapanlara bırakılmış. Akademiye önem veren bir kültürle yürüdükleri için hepimizin övünç duyduğu bir noktaya geldi Koç Üniversitesi… Koç Üniversitesi’nin kadrosu adeta geriye beyin göçü olarak düşünülmüş. İyi öğretim üyelerini heyecanlandıran bir yapıda kurulmuş.

İnan, dünyanın sayılı bilim adamlarından…
Stanford Üniversitesi’ndeki doktora eğitimin ardından kısa süre Türkiye’ye dönüş yapan ardından da yine Stanford Üniversitesi’nde akademik çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Umran İnan uzay fiziği alanında dünyada sayılı uzmanlardan biri. Stanford’daki son 12 yılını uzay, telekomünikasyon ve radyo bilimi laboratuvarlarında direktör olarak geçiren İnan’ın başarısı da birçok kez tescillenmiş. İnan’ın araştırma grubu dünyanın 50 ayrı noktasında uzay gözlemlerine devam ediyor. Hizmetleri karşılığında Antartika’daki 2 bin 400 metre yüksekliğinde bir tepeye adı verilen Prof. Dr. Umran İnan 300 kadar bilimsel makalenin de sahibi.

HEMŞİRELERE YENİ YÜZYILDA YENİ BİR ÖZGEÇMİŞ
Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu 10 yaşına girdi. Okulun 10’uncu kuruluş yıldönümü kapsamında sempozyum düzenlendi. Aynı zamanda ilki bu yıl düzenlenen “Semahat Arsel Hemşirelik Sempozyum”unun da bundan sonra geleneksel hale getirilerek her yıl yapılacağı açıklandı.
Vehbi Koç Vakfı bünyesinde fon kurularak 1974 yılından beri destek verilen hemşirelik mesleği için yapılanlar bugün daha geniş boyutlara ulaştı. 1992 yılında kurulan ve hemşirelerin mesleki gelişimini desteklemek için çeşitli programlar düzenleyen Semahat Arsel Hemşirelik ve Eğitim Araştırma Merkezi (SANERC), Türkiye’nin tek mezuniyet sonrası hemşirelik eğitim ve araştırma merkezi olarak kayıtlara geçti. Ardından da 1999 yılında Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu geldi. Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Semahat Arsel’in mesleği icra edenler için harcadığı bireysel gayret tüm bu adımların atılmasında en önemli etken oldu. Çünkü Arsel, yıllar boyu sağlık sorunlarıyla mücadele etti. Yıllarca doktor ve hemşirelerle iç içe yaşadı. Bu süre zarfında da hemşirelik mesleğinin insan sağlığındaki önemli rolünü yaşayarak gördü. Bundan sonra da hemşirelik mesleğinin gelişimine katkı sağlamaya karar verdi ve 1974 yılında o önemli projesini hayata geçirmeye başladı.. Şimdi 35 yıl önce alınan bu kararın meyveleri toplanıyor ve yeni nesil hemşireler insanların yaşamına sağlık katmaya devam ediyor.

1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©www.azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə