HayirseverliĞİn nobel’İ carnegie koç Aİlesi’Nİn hayırseverliğin “Nobel”i Carnegie Medal of Philantropy (Carnegie Hayırseverlik Madalyası) vkv’nin 40. yılında Koç Ailesi ile ilk defa Türkiye’de! hayirseverliĞİn nobel’İ İle gururlandik




Yüklə 282.93 Kb.
səhifə2/6
tarix27.04.2016
ölçüsü282.93 Kb.
1   2   3   4   5   6

Bienal’e Batı Takibi

İstanbul Bienali’nin geçmişi 23 yıl öncesine dayanıyor. Türkiye’de 1990’ların başlarında sanat alanında gerçekleşen en önemli olay kuşkusuz ki İstanbul’un bir sanat ortamı olarak Batı sanat çevresinin ilgisini çekmeye başlaması oluyor. İlki 1987’de Beral Madra küratörlüğünde gerçekleştirilen İstanbul Bienali, beşinci organizasyonda atağa geçerek 1997’de Rosa Martinez küratörlüğünde dünya Bienalleri arasında hatırı sayılır bir konuma geliyor.

1990’larda artış gösteren uluslararası sergiler ve Bienaller birçok sanat adamının İstanbul’a gelmesine neden olarak ülkemiz sanat üretimini daha yakından izlenme ve fark edilme olanağı bulmasını sağladı. Birçok sanatçı İstanbul Bienalleri’nin ardından yurt dışında tanınmaya ve takip edilmeye başlandı.
Politik ve Minör Eserler

Türkiye’den toplam 10 adet sanatçı ve sanatçı grubunun katıldığı Bienal’de dünyadan; KP Brehmer, Nam June Paik, Sanja Ivekovic, Hans-Peter Feldmann, Danica Dakic ve Rabih Mroué gibi tanınmış sanatçıların yapıtları yer aldı. Türkiye’yi temsil eden sanatçılar ise: Hüseyin B. Alptekin, Nevin Aladağ, Yüksel Arslan, Cengiz Çekil, Işıl Eğrikavuk, İnci Furni, Nilbar Güreş, Aydan Murtezaoğlu ve Bülent Şangar, Erkan Özgen ve Canan Şenol oldu.

Sanatçı seçimleri göz önünde bulundurulduğunda politik bir bakış açısı sergileyen Bienal, sanatsal ve estetik kaygılarla incelendiğinde daha minör eserler ile ziyarete açıldı. Festivale katılan Türk sanatçılardan biri olan Canan Şenol, 11. Bienal’in diğerlerinden farklı olarak büyük prodüksiyonlu, yıldızlaşmış sanatçılardan oluşan bir sergi olmak yerine, Orta Doğu ve Balkan ülkelerinden gelen sanatçılardan oluşan, bu coğrafyalara ait politik sorunlar üzerine işler üreten, kadın ve erkek sanatçıların neredeyse eşit olarak dağılımının sağlandığı bir Bienal olduğunu belirtiyor.

Siyasi olarak incelendiği takdirde otuz yaş altındaki sanatçıların bugünkü dünya siyasal sorunlarına bakışı, Orta Doğu’daki Filistin meselesine, Kuzey Kafkasya coğrafi bölgesine yoğunlaşmış bir bakış olduğu izlenimini veriyordu. Bunun nedenini ise WHW şöyle açıklıyordu: “Bienalin bölgesel yönelimini, sanatçıların sadece kendi ülkelerini ilgilendiren sorunları ele almalarına değil, değişik konular hakkında daha evrensel çerçeveler çizebilmelerine çektik.” Katılan sanatçıları çoğunun Doğu ülkelerinden olması dikkat çekti.


Toplumun Aynası: Sanat

Bir sanat eserinden çoğumuzun beklediği bizdeki “güzel” duygusunu harekete geçirmesidir. Hayranlık yaratması hatta bulunduğumuz gerçeklikten bizi uzaklaştırmasıdır. Ancak günümüz sanatında sanatçılar giderek ‘güzel’den uzaklaşıyor, soyut bir ideal yaratmaktan kaçınıyor ve gerçekleri yansıtma gereksinimi daha fazla duyuyorlar. Gerçekler de genelde her zaman güzel değil. Aksine kimi zaman çirkin, şiddet dolu ya da acı. Bu nedenle günümüzde izleyicinin ilgisini çekebilen sanat yapıtları, sosyal sorunlara değinirken estetik değerlerini kaybetmemeye çalışıyor. Bu sene seçilen konu itibariyle de 11. İstanbul Bienali bunun en önemli göstergelerinden biri oldu. Bunda tabii ki WHW, onun oluşturduğu kavramsal çerçeve ve seçtikleri eserlerin etkisi büyüktü. Her bir eserin toplumsal konulara değindiği yadsınamaz bir gerçek. Ancak 11. İstanbul Bienali’nde öne çıkanları ve yansıttıkları toplumsal sorunları incelemek, sanatın sosyal hayatın ne derece aynası olabileceğini görmek açısından çok önemli.

• Hans-Peter Feldmann, Ekmek Dilimi adlı enstalasyonu ile güvensizlik ve fakirliğin bir simgesini sunuyor.

Shahab Fotouhi, Nükleer Bomba Sığınağı için Çalışma adlı eseri ile savaş paronayasını temsil ediliyor.

• Sanja Ivekovic, Sığınma Evi (Güneş Gözlüğü) adlı çalışmada sığınma evinde kalan kadınların hikâyelerini ünlü tasarımcıların güneş gözlüğü markalarının reklâm ilanları ile birleştirerek toplumun en önemli sorunlarından biri olan aile içi şiddete dikkat çekiyor.

• Danica Dakic, Isola Bella adlı çalışması ile Pazaric’teki Çocuk ve Gençleri Koruma Kurumu’nda koruma altında olan çocukların ve gençlerin sesini duyuran bir eser sunuyor.

• Nam June Paik, Life dergisinin kapaklarına yaptığı müdahale ile Amerikan yanlısı siyaset ile popüler medyadaki duyarsızlığı konu edindiği bir çalışma ile karşımıza çıkıyor.

• Aydan Murtezaoğlu ve Bülent Şangar, İşsiz İşçiler – sana yeni bir iş buldum! Adlı çalışmaları ile işsizlik, düşük ücret karşılığı iş güvenliği olmadan çalışma ve sosyal devlet kavramını sorguluyor.


Sahiplenilen Bir Baflka Marka: İstanbul

Dünya genelindekl Bienalleri, düzenlendiği şehirleri göz önüne alarak incelediğimizde çoğunun birçok alanda marka olmuş şehirler olduğu da bir gerçek. Bunlardan Londra, Paris, Tahran, Moskova öne çıkan şehirler…

Bu şehirler politik duruşu, sahip olduğu kültürel mirası ve turizm potansiyelleri göz önüne alındığında kendilerini farklı konumlandırmayı başarmış durumda. İstanbul Bienali ise Venedik, Sao Paulo, Sydney Bienalleri gibi benzerleri arasında bugün en prestijlilerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayrıcalığı ise birbirleri ve izleyici ile diyalog sağlayan bir sergi modelini tercih etmesi. Bu yönüyle diğer Bienallerden sıyrılarak kendini farklılaştırmayı başarmış durumda.

Son yıllarda F1’den, Contemporary gibi güncel sanat fuarlarına, uluslararası kongrelerden, NATO ve IMF gibi büyük çaplı siyasi ve ekonomik toplantılara ev sahipliği yapan İstanbul, markalaşma adına çok önemli adımlar atıyor. İstanbul, konumu, tarihi ve sahip olduğu siyasi ve politik duruşu ile dünya için önemli bir odak noktası. Doğu ve Batı’nın zıtlıklarının çarpıştığı, Akdeniz’in kültürel izlerinin sürülebildiği bir coğrafya... Bunun yanında günümüzün çokuluslu şirketleri için sürekli artan nüfusu ve devinimi ile gözde bir yatırım merkezi. Özellikle son yıllarda İstanbul’un büyük bir çekim merkezi olması, Avrupa şehirlerinden daha fazla ilgi görmeye başlaması, Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyolojik ve sanatsal dinamiğin bir sonucu.

Tüm bu farklılık ve değişim içerisinde İstanbul Bienalleri yalnızca kültürel değil, aynı zamanda ekonomik ve politik proje niteliği taşıyor. Küreselleşen İstanbul’da Bienal gibi sanatsal etkinliklerin, kentlerin hem sosyolojik hem de ekonomik döngüsüne katkıları yadsınamaz. Günlük hayatın estetikleşmesi ve tüketim kültürü bağlamında kent ile Bienalin etkileşim projesi olarak Bienaller, İstanbul’un marka olması ve kültürün özelleştirildiği bir ortam olarak düşünüldüğünde oldukça önemli. Tüm sanat etkinlikleri gibi Bienalin de amacı başka ülkelerin kültürlerini ve sanatlarını geniş kitlelere tanıtıp kültürlerarası etkileşimi geliştirmekten ibaret olmadığının bilinci ile hareket eden Koç Holding, İstanbul’u tekrar bir dünya kenti haline getirmek ve İstanbul’u kendi adı ve markası ile başkent yapmak gibi çok önemli amacı da sahipleniyor.

Koç Topluluğu tıpkı Bienal gibi yenilikçi, yaratıcı ve modern düşünüyor. Sanatın evrenselliği gibi Koç markası da hedeflerini global koyuyor. Belki de en önemlisi güncel sorunlara duyarsız kalmıyor. Bu nedenle her zaman sosyal ve çevresel kalkınmayı sağlamak amacı ile sadece ekonomik başarının gerçek başarı olmadığını bilerek, her alanda olduğu gibi sanat alanında da İstanbul Bienallerine verdiği destek ile üzerine düşeni yapıyor.

Binale verdikleri destek konusunda Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç, şirketlerin kendi kalkınmalarını sürdürülebilir kılmak için çevreye ve topluma yatırım yapmalarının şart olduğunun altını önemle çiziyor. 10 yıllığına sponsorluğunu üstlendikleri Uluslararası İstanbul Bienali’nde en büyük amacın erişilmesi güç olarak görünen çağdaş sanatı sokaktaki insanla buluşturmak olduğunu belirten Mustafa V. Koç, önemli bir diğer misyonun ise Bienal çerçevesinde gerçekleştirilen çeşitli projeler ile özellikle gençlerde çağdaş sanat bilinci oluşturulmasına katkıda bulunmak olduğunu söylüyor. Koç Topluluğu’nun üstlendiği görevi ne derece başarı ile taşıdığının kanıtı ise 2007’deki Bienal’de yatıyor. Ziyaretçi sayısı bir önceki Bienal’e göre ikiye katlanarak neredeyse 100.000’e ulaşan bu Bienalin dünya basını dâhil olmak üzere medyadaki yansımaları şaşırtıcı boyutlardaydı.

Koç Topluluğu Bienal’in sadece sponsoru olarak değil, hazırladığı çeşitli projeler ve her türlü teknik destek ile de yanındaydı. Topluluk şirketleri bu organizasyonda desteğini esirgemeden markanın gücüne güç kattı.


Neden Bienal Sponsorluğu?

Koç Holding’in 2007 yılında hayata geçirdiği ve 2016’ya kadar sürecek olan İstanbul Bienali’ne sponsorluk çalışması birkaç açıdan büyük önem taşıyor. Zira ülkemizde gerçekleştirilen etkinlikler arasında uluslararası arenada en çok dikkat çekenlerden birisi olan İstanbul Bienal’i çağdaş sanatın topluma ulaştırılması açısından da kritik bir misyon da üstleniyor. Genç, dinamik, interaktif, yaratıcı ve yenilikçi olan İstanbul Bienali bu yönüyle de Koç Topluluğu’na çok yakın bir duruş sergiliyor. Çünkü Koç Topluluğu da yaptığı Ar-Ge yatırımları ve dinamizmi ile yenilikçilik ilkesini her alanda uygulamayı hedefliyor. Bu benzerlik bir yerde ortak bir çalışmayı da kaçınılmaz kılıyor.

Güncel sanatın doğası gereği tartışmalı eserlere yer verebilmesi, zaman zaman polemiklere ve tartışmalara yol açıyor olabilmesi ‘sponsorluk’ açısından çok kişinin gözünü korkutsa da bu noktada Koç Holding’in kendisine olan güveni devreye giriyor. Çünkü Bienal, olası tüm tartışmalara göğüs gerebilecek büyüklükte bir desteğe ihtiyaç duyuyor.

Bu özellikler Koç Holding ve Uluslararası İstanbul Bienali’nin ortak yönlerini işaret ederken, Koç markasının değerleri ve vizyonuyla da birebir örtüşüyor.

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç ise sponsor olma nedenlerini şu sözlerle açıklıyor: “Sponsorluk kararımızın altında yatan ana etken İstanbul Bienali’nin bu başarısı ile Koç Topluluğu’nun misyon ve vizyonunun örtüşmesiydi. Bunun yanında güncel sanatı daha fazla insanın günlük yaşantısına sokmayı amaçladık.”

Bienal’e Özel Projeler

Koç Holding İstanbul Bienali çerçevesinde bu yıl sponsorluğun yanında farklı projelere destek oldu.

• Türkiye’yi geleceğe taşıyacak en önemli unsurların gençler, öğretmenler ve çocuklar olduğunu bilen Topluluk, Bienal süresince tüm üniversite öğrencilerini ücretsiz olarak misafir etti. Üniversite Projesi çerçevesinde Bienal’i ziyaret eden üniversite öğrencileri daha sonra çeşitli makaleler kaleme aldı. Bu makaleler www.koc.com.tr adresinde yayınlandı. Geçen Bienal’de yaklaşık 20 bin öğrenci yine ücretsiz olarak ağırlanırken, bu sene bu rakamların daha da üstüne çıkıldığı görünüyor.

• Bu büyük organizasyonda küçükler de tabii ki unutulmadı. Yarınları değiştirme gücüne sahip çocuklarımıza sanat bilinci aşılamak ve hayallerini bu yönde geliştirmek amacı ile İKSV ve Pace Sanat Merkezi ortaklığında ve Koç Holding’in desteği ile bir çocuk eğitim programı gerçekleştirildi. 6–14 yaş grubundaki çocukların müze, sergi kültürünü ve duyarlılığını geliştirmek, onları temel sanat kavramlarıyla tanıştırmak amacıyla gerçekleşen çocuk eğitim programları 11. İstanbul Bienali’nin açık olduğu süre boyunca düzenlendi.

• Koçtaş da Bienal için farklı bir projeye imza attı. Koçtaş’ın “Sınıf Projesi” ile izleyiciler Bienal’i farklı bir yönden görme imkânı buldular. Bu özel projede Bienal’in üç farklı sergi mekânında yeni odalar oluşturuldu. “Sınıf”larda, Bienal sanatçılarına dair demografik bilgilerden küratöryal araştırma sürecine, mekân seçimlerinden İstanbul Bienali’nin bütçesine kadar Bienal hakkında merak edilen birçok bilgiye yer verildi. “Sınıf” projesi ile Bienal izleyicisinin sanat eserlerinin yansıttığı toplumsal ve sanatsal sorulara karşı eleştirel bir yaklaşım geliştirerek sergiye aktif olarak katılması amacıyla hazırlandı.

• 11. İstanbul Bienali’ne bir destek de Vehbi Koç Vakfı’ndan geldi. Vakıf, İstanbul’da bulunan tüm ilköğretim ve liselerde görev yapan sanat öğretmenleri için özel olarak hazırlanmış bir eğitim programına imza attı. Eğitimlerini Uzman Mine Küçük’ün gerçekleştirdiği programda amaç sanat öğretmenlerinin güncel sanat ile ilgili vizyonunu geliştirerek yeni bir bakış açısı sağlamak yeni deneyimler kazandırmaktı. Öğretmenlere verilen eğitim sonrası öğrencileri ile Bienali gezme imkanı da verildi.

• Topluluk şirketlerinden Yapı Kredi Bankası, Tüpraş, Opet ve Aygaz da Bienal çerçevesinde birçok özel projeyi sahiplendi. Ses ve görüntü sistemleri yardımı yapan Arçelik’in yanında Ford da mekanlar arası ulaşım hizmeti verdi. Yapı Kredi Yayınları, Bienal kataloğuna katkıda bulunurken, Bilkom ürün desteği sağladı.

2007 yılında başlayan ve 2016 yılına kadar gerçekleşecek olan beş Bienal’i kapsayan sponsorluk çalışmasında ilk iki Bienal başarıyla sona erdi. Gelecek üç Bienal için ise aynı heyecan ve istekle çalışmalar sürdürülecek.Çağdaş sanata olan desteğini sürdüren Koç Holding, gelecek yıllarda da Uluslararası İstanbul Bienali’nin arkasındaki en önemli güç olmaya devam edecek.

Neler Söylediler?
Mustafa V. Koç - Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı

Uluslararası İstanbul Bienali güncel sanatın Türkiye’ye tanıtılması açısından önemli bir organizasyon. Bu nedenle Uluslararası İstanbul Bienali’nin destekleyicisi olmaktan büyük gurur ve onur duyuyoruz. Son iki senedir ilginin neredeyse yüzde 100 arttığını gözlemliyorum. Bu ilginin 2016’ya kadar artacağını umuyorum. Bienal, sokaktaki insanı çağdaş sanatla buluşturan bir etkinlik. bu şekilde bir süreliğine de olsa dikkatlerin buraya çevrilmesi, güncel sanatın hak ettiği ilgiyi bulması anlamına geliyor.


Canan Şenol - Sanatçı

11. İstanbul Bienali diğerlerinden farklı olarak büyük prodüksiyonlu, yıldızlaşmış sanatçılardan oluşan bir sergi olmak yerine, Ortadoğu ve Balkan ülkelerinden gelen sanatçılardan oluşan, bu coğrafyalara ait politik sorunlar üzerine işler üreten, kadın ve erkek sanatçıların neredeyse eşit olarak dağılımının sağlandığı bir Bienal oldu. Bienalin kavramsal çerçevesi doğrultusunda işlerin yerleştirilmesi, görkemli bir sergi sunumundan çok, öğretici, bilgilendirici bir özellik taşıyor.


Prof. Dr. Ali Akay

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı

İstanbul Bienali’nde dünya ekonomisi ve siyaseti sanatla buluşuyor. Bu kesişme noktalarında yakın tarihe ve günümüze ait sorunsallar yer buluyor. Bienal’de gördüğümüz desenlerde, yazılarda hep benzer bir sanatsal yaklaşım söz konusu. Büyük eserler ve bitmiş yapıtlar yerine; eserlerde yer alan hatırlatmalar, notlar, kırılgan anlatımlar bu bienalin estetik felsefesini bize veriyor.
Sanja Ivekovic - Sanatçı

Bu organizasyonun bir parçası olmak benim için büyük bir mutluluk. “İnsan neyle yaşar?” sorusu sanırım geçmiş olduğumuz dönemde hepimizin sorguladığı bir konu. Bienalin bu kavram çerçevesine oturtulmasını yerinde buluyorum. Türk sanatçıların ise uluslararası platformda oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum.


Rakamlarla Bienal

• 40 ülkeden 70 sanatçının katıldığı Bienalin mekânları Tophane’deki 3 Numaralı Antrepo, Tütün Deposu ve Feriköy Rum Okulu oldu. 6 bin metrekarede 141 eser sergilendi.

• Sanatçıların 30’u kadın, 32’si erkek, 3’ü ortak, 5’i kolektifti. Sanatçıların %26’sı Doğu Avrupa, %14’ü Batı Avrupa, %39’u Orta Doğu, %4’ü Kafkaslar, % 7’si Orta Asya, % 1’i Güney Amerika, %6’sı Kuzey Amerika, %1’i Uzak Doğu, %1’i Avustralya’dandı.

• 20 Ağustos 2009 itibariyle 11. Uluslararası İstanbul Bienali’nin planlanan bütçesi 2.050.299 Euro.



HAYIRSEVERLİĞİN NOBEL’İ CARNEGİE KOÇ AİLESİ’NİN

Hayırseverliğin “Nobel”i olarak bilinen ve topluma sürdürülebilir ve uzun vadeli katkılar sağlamış kişilere verilen “Carnegie Medal of Philanthropy” (Carnegie Hayırseverlik Madalyası), Vehbi Koç Vakfı’nın 40. kuruluş yıldönümünde Koç Ailesine verildi. Koç Ailesi daha önce de dünya kültür mirasına katkıda bulunan kişilere verilen Hadrian Ödülü’ne layık görülmüştü.
Türkiye Cumhuriyeti’nin neredeyse kuruluş yıllarından itibaren ülke ekonomisine sağladığı katkılarla bu alanda birçok kez ödül alan Koç Ailesi, son olarak dünyanın en prestijli hayırseverlik ödüllerinden biri olarak kabul edilen Carnegie Hayırseverlik Madalyası (Carnegie Medal of Philanthrophy) ile ödüllendirildi. ABD’li hayırsever sanayici Andrew Carnegie anısına, yaşamı boyunca kurmuş olduğu 20’nin üzerinde kurum ve enstitünün 2001 senesinden beri ortak olarak verdiği Carnegie Hayırseverlik Madalyası kapsamında, hayırsever kişinin vizyonunun yanısıra, kişinin uzun yıllara dayanan çalışmalarının olması önemli bir kriter olarak kabul ediliyor. Hayırseverlik çalışmalarının belirli bir konuda, ülkede veya uluslararası arenada yarattığı etki değerlendiriliyor. Vehbi Koç Vakfı aracılığıyla uzun yıllar birçok projeye imza atan ve projelerin devamlılığı adına da çalışmalarını devam ettiren Koç Ailesi, taşıdığı bu vasıflarla ödülü almaya hak kazanırken, Koç Holding’in kurucusu Merhum Vehbi Koç’un hayalini de bir anlamda gerçeğe dönüştürdü. Vehbi Koç’un yıllar önce uğruna büyük mücadeleler verdiği hayırseverlik faaliyetleri bugüne başarıyla taşınarak, dünya otoriteleri tarafından da takdir gördü. Koç Ailesi 2007 yılında da Dünya Anıtlar Vakfı (World Monuments Fund) tarafından dünya kültür mirasına katkıda bulunan kişi ya da kurumlara verilen Hadrian Ödülü’nün de sahibi olmuştu.
Ödül Töreni New York’taydı

2001 yılından beri iki senede bir verilen Carnegie Hayırseverlik Madalyası için her tören farklı bir şehirde yapılıyor. Bu seneki tören ise 15 Ekim’de New York’ta gerçekleştirildi. Törende Koç Ailesi adına ödülü David Rockefeller’in elinden alan Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Vehbi Koç Vakfı’nın kuruluşunun 40’ıncı yılında böyle bir ödülü almanın sembolik ve özellikle anlamlı olduğunu vurgularken, sözlerine Babası Vehbi Koç hakkındaki anektodlarla devam etti. Koç Holding Şeref Başkanı, “Babam Vehbi Koç, insan sevgisine inanırdı ve ‘Ülkene sana verdiklerinden bir kısmını geri vermek zorundasın. Bu altyapı, teçhizat veya burs şeklinde olabilir’ derdi.” diyerek bugüne kadar yapılan sosyal sorumluluk projelerinin de bu fikrin bir sonucu olduğunu anlattı. Vehbi Koç’un 1946 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’ni yaptığı ilk ziyaretin Türkiye’de özel vakıfların kurulması açısından da bir dönüm noktası olduğuna atıfta bulunan Rahmi Koç, sözlerine şöyle devam etti: “ Babam Türkiye’ye döndüğünde, bir vakıf kurmaya çalıştı fakat bunu gerçekleştirmek için bir yasal çerçeve yoktu. 23 yıl boyunca hiç bıkmadan çalıştı. Sonunda başarılı oldu ve Türkiye’de kendi adını taşıyan ilk vakfı kurdu.” Vehbi Koç’un Andrew Carnegie’nin ‘Parayı akıllıca harcamak, kazanmaktan daha zor’ söylemine katıldığını ve bunu kendinden sonra gelen nesillere de aşıladığını anlatan Rahmi M. Koç, kendilerinin onun çocukları olarak mirasını ve felsefesini devam ettirdiklerini dile getirdi.

Bu yıl yapılan törende New York Eski Belediye Başkanı Michael Bloomberg ve Citigroup Eski CEO’su Sanford Weill ve Intel kurucu ortağı Gordon Moore Carnegie’ye layık görülen diğer isimler olurken, bu isimlerden Sanford Weill’in ayrıca Koç Holding Yönetim Kurulu üyesi olması da diğer bir sevindirici unsur oldu.
VKV 40 Yıldır Türkiye İçin Çalışıyor

Hayır işlerinin kurumsallaşması ve bu bilincin gelecek nesillere sağlıklı aktarılması konusunda diğer bir çok aileye ve vakıfa da örnek olan Vehbi Koç Vakfı bugün yaklaşık 1.2 milyar dolarlık büyüklüğüyle Avrupa’nın sayılı vakıflarından. Vehbi Koç Vakfı bünyesinde sürdürülen tüm projeler başarıya ulaşırken, “Ülkem Varsa Ben de Varım” şiarıyla faaliyetlerini sürdüren Vakıf ile beraber bugün Koç Ailesi’nin üçüncü nesli tarafından “sosyal sorumluluk” bilinci iş stratejilerinin vazgeçilmez bir parçası haline getirildi. “Ülkem İçin”, “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” gibi süren projelerin yanı sıra çok sayıda öğrenciye verilen burs imkanları ve yine vakıf çatısı altındaki önemli projeler ile topluma çok yönlü katkı sağlanıyor. Türkiye’nin ilk sanayi müzesi olan Rahmi Koç Müzesi, Türkiye’nin ilk özel müzesi ve bu konudaki öncüsü olan Sadberk Hanım Müzesi, Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Enstitüsü, Anadolu Uygarlıkları Araştırma Merkezi aracılığıyla bir çok alanda katkı sağlayan Koç Ailesi, kültür ve sanata verdiği desteği Vehbi Koç Vakfı çatısı altında kurumsallaştırıyor. Dünyadaki küresel sorunların en önemlilerinin sosyal sorunlar olması vakıflara ve hayırseverliğe olan ihtiyacı daha da çok artırıyor. Rahmi M. Koç’un deyimiyle bu nedenle de daha büyük ve güçlü vakıflar için işbirliği yapılması gerekiyor.


Basında Geniş Yer Buldu

Carnegie Hayırseverlik Madalyası’nın Koç Ailesi ile beraber ilk defa bir Türk aileye verilmiş olması basınının da ilgisini çekti. Çok sayıda gazetede yer verilen haberlerde Vehbi Koç Vakfı’nın dünden bugüne başardıklarına ve bu ödülün sadece bugün değil geçmiş yıllarda yapılanlar adına verildiğine dikkat çekildi. Türkiye’de sosyal sorumluluğun kurumsallaşması adına atılan en önemli adımlardan biri olan Vehbi Koç Vakfı’nın Koç Topluluğu şirketlerinden aktarılan kaynaklarla daha da büyüdüğüne değinilen haberlerde Vehbi Koç’un hayırseverlik çizgisinin Andrew Carnegie’nin anlayışına paralel olduğuna vurgu yapıldı. Haberlerde Vehbi Koç’un da tıpkı Carnegie gibi hayatını üç bölüme ayırdığına, bunların eğitim, para kazanmak ve kazandığını topluma aktarmak olduğuna yer verilirken, Vehbi Koç’un da bu ilkeleri kendi hayatına uyguladığına dikkat çekildi.


Carnegie Servetini Hayırseverlik İçin Harcadı

1835-1919 yılları arasında yaşayan İskoç asıllı ABD’li sanayici Andrew Carnegie 1870’li yıllarda “Carnegie Steel Company”i kurdu. “Sanayinin Kaptanları” arasında gösterilen Carnegie’nin şirketi 1890’lı yıllarda dünyanın en büyük ve kârlı işletmesi hâline geldi. Carnegie, şirketini 1901 senesinde J.P. Morgan’a sattı ve geri kalan yaşamını o dönemde hiç örneği görülmemiş bir yoğunlukla hayırseverliğe adadı. Andrew Carnegie, Carnegie Mellon Üniversitesi, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı, Carnegie Uluslararası İlişkilerde Etik Konseyi, Carnegie Pittsburgh Kütüphanesi, Carnegie Bilim Enstitüsü gibi 20’nin üzerinde kurum oluşturdu.

Şirketinin satışından elde ettiği gelirin (bugün 13 milyar $ olarak hesaplanıyor) %90’ını hayır işlerine bağışlayan Carnegie, kaynaklarını daha çok eğitim, küresel barış ve bilimsel araştırmalara ayırdı. Hayırseverlik ve sosyal konularla ilgili çeşitli yayınlara düzenli olarak yazılar da yazan Carnegie’nin hayat görüşü ve hayırseverliğe bakışı bu alandaki bazı felsefe ve doktrinlere ilham verdi. Carnegie, insanın yaşamının ilk 1/3’lük kısmını eğitimine, ikinci 1/3’ü para kazanmaya ve son 1/3’lük kısmı ise kazandığı paranın tümünü yardım işlerine harcamaya ayırmasını ve kimsenin zengin olarak ölmemesi gerektiğini savundu.
Bugüne Kadar Ödüle Layık Görülen İsimler:

2001: Rockefeller Ailesi, Gates Ailesi, George Soros, Ted Turner, Irene Diamond, Brooke Astor, Walter & Leonore Annenberg

2003: Sainsbury Ailesi ve Dr. Kazuo Inamori

2005: Hewlett Ailesi, Packard Ailesi, Cadbury Ailesi, Aga Khan, Sir Tom Farmer, Agnes Gund

2007: Eli Broad, Heinz Ailesi, Mellon Ailesi ve Tata Ailesi

2009: Koç Ailesi, Michael Bloomberg, Sanford & Joan Weill, Gordon & Betty Moore


Rahmi M. Koç’un Törende Yaptığı Konuşmanın Metni:

Bayanlar, baylar; Koç Ailesi adına sizlere hitap etmekten büyük memnuniyet duyuyorum. Bu, kesinlikle benim hayatımın en olağanüstü anlarından biri. Saygıdeğer arkadaşım David Rockefeller’ın takdimi beni onurlandırdı. Rahmetli babam Vehbi Koç, ülkenizden kazandıklarınızın bir bölümünü bina, ekipman, burs ve benzeri biçimlerde yine ülkenize vermeniz gerektiğine inanırdı. Vehbi Koç, 1946 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ni ilk ziyaret ettiğinde büyük hastane, üniversite ve müzelerin arkasında vakıfların olduğunu gördü. Başka bir ifadeyle hayırseverlik kurumsallaşmıştı. Bu vakıflarla ve onların yasal çerçeveleriyle yakından ilgilendi. Türkiye’ye dönüşünün ardından bir vakıf kurmaya çalıştı, ama ülkede başka bir örneği yoktu. Cömert katkıları plansızdı, anlıktı ve vergilendiriliyordu. 23 yıl boyunca farklı başbakanlar, hükümetler ve parlamenterlerle özel vakıfların kurulması, gerekli yasanın çıkarılması ve hayırsever bağışlarının vergiden muaf tutulması için durmaksızın çalıştı. Sonunda başardı ve kendi adını taşıyan, Türkiye’nin ilk vakfını, Vehbi Koç Vakfı’nı kurdu. Vakfımızın 40. kuruluş yıldönümünde Carnegie Hayırseverlik madalyasını almak benim için özel bir anlam taşıyor. Babam Andrew Carnegie’nin “Parayı akıllıca harcamak kazanmaktan daha zor” sözüne katılıyordu. Biz onun çocukları olarak onun mirasını, felsefesini takip ediyoruz.

Ablam Semahat Arsel başkanlığındaki Vehbi Koç Vakfı şu an eğitim, sağlık ve kültür alanlarında faaliyet gösteriyor. Vakıf aynı zamanda Türkiye’nin ilk özel müzesini kurma özelliğini taşıyor. Bu müze rahmetli annem Sadberk Hanım’ın adını taşıyor. Diğer özel hayırsever kurumlar da bizi takip etti. Pek çok varlıklı, köklü aile ve şirket kendi vakfını kurdu; eğitim, sağlık, sanat, kültür alanlarına yatırım yaptı. Ülkemizin kültürel mirasını korumaya yönelik güçlü bir hareket olduğunu görmekten çok mutluyum.

Bireylerin yaşam standartları yükseldikçe kendisine daha iyi bakmaya başlar ve bu nedenle sağlık kurumları daha büyük önem taşır. İnsanlar zenginleştikçe ve daha iyi eğitim almaya başladıkça kültürel miraslarıyla daha çok ilgilenirler. Değişmeyen sadece insan faktörüdür. Bu nedenle Vehbi Koç Vakfı ilkokuldan başlamak üzere eğitime büyük önem vermeye devam etmektedir. Vakıf, müzeleri ve araştırma merkezleri aracılığıyla ülkemizin kültür ve mirasını korumaya çalıştı. Vakfımız sağlık alanında İstanbul’da dünya standartlarında bir kurum olan ve hasta bakımı konusunda yüksek kalitede eğitim ve öğretim hizmeti sunan Amerikan Hastanesi’ne de sahiptir. Bugünün sosyal sorunları giderek küreselleşmektedir ve bu ülkeler arası işbirliği ile kapsamlı çözümler gerektirmektedir. Dünya çapındaki Carnegie kurumları bugünün küresel ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağını gösteren mükemmel örneklerdir. Türkiye’de hâlâ hayırsever bağışların etkinliğini ve verimliliğini artırmak için çalışmamız gerekmektedir. İş dünyasındaki herkes bürokrasiyi ve işletme maliyetlerini umursamadan kendi adını bir vakıfta görmek ister. Bir gün bir araya geleceğimizi ve daha büyük ve güçlü vakıflar kurmak için işbirliği yapacağımızı umuyorum. Bu düşüncelerle Koç Ailesi’ni Carnegie Hayırseverlik Madalyası ile onurlandırdığınız için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum ve bu ödülü yalnızca ailem adına değil ülkem adına kabul ediyorum. Teşekkür ederim.


1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©www.azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə