GÖsterge biLİMİ yahut İŞaret biLİMİ (La Sémiotique ) ve anlam




Yüklə 79.64 Kb.
tarix29.04.2016
ölçüsü79.64 Kb.

GÖSTERGE BİLİMİ yahut İŞARET BİLİMİ (La Sémiotique ) ve ANLAM


Prof. Dr. Rıza FİLİZOK

"Sémiologie" ve "Sémiotique" hemen hemen eş anlamlı iki terimdir. Avrupalılar daha çok birinci terimi, Anglosaksonlar ikinci terimi kullanmaktadır. Bu bilim dalları Türkçede "Göstergebilim" adıyla anılmaktadır. "Gösterge" kavramının başka çağrışımları olduğu için biz bu bilim dalını "işaret bilimi" adıyla anacağız.

İşaret bilimi henüz yeni bir bilim dalıdır, bununla birlikte süratle gelişmektedir. Mantık bilimi, işaret biliminin ve anlam biliminin gelişmelerine büyük katkılarda bulunmakla birlikte, amacı farklı olduğundan, bu bilim dallarının özel problemlerine cevap verememektedir. Bu yüzden işaret bilimi ve anlam biliminin kendi yolunda ilerlemesi kaçınılmaz görünmektedir.

İşaret bilimi, tabiî diller dahil, her türlü işaret sistemini inceler; bir işaretler bilimidir; ayrıca anlam biliminin mantığı olarak tarif edilebilir. İşaret bilimi, anlam sistemlerini inceleyen bilimlerin metodolojisidir. Mitler, dinler, edebiyat birer anlam sistemi oluşturduklarından bu bilimin konuları içinde yer alır. Günümüzde cümleden büyük anlam birimlerinin, metinlerin anlamının araştırılmasında bu bilim dalındaki gelişmelerden yararlanılmaktadır. Bundan dolayı metin analiziyle uğraşan edebiyatçıların dil bilimindeki gelişmeleri olduğu kadar işaret bilimindeki gelişmeleri izlemeleri kaçınılamaz bir zorunluluk olmuştur.

"Sémasiologie" (kavram bilimi olarak tanımlanabilir) terimi, daha ziyade dil bilimine ait bir terimdir, bu bilim dalı, dil işaretlerinden yani kelimeden hareket ederek kavramı belirlemeye çalışır, kelimeden kavrama ulaşarak kelimelerin anlamını inceler. "Sémasiologie" biliminin mukabili ad bilimi "onomasiologie"dir; bu bilim dalı, bir nesnenin alabileceği adları inceler.

John locke, ilimleri sınıflandırırken, işaretleri inceleyen bir bilim dalı kurmuştu ve ona "sémeiotique" adını vermişti. Lady Victoria Welby, konuşan ile işaret arasındaki ilişkiyi inceleyen ve "séméiotique"in bir parçası olan "significs"i kurdu. Saussure "sémiologie"yi "sosyal hayatın içinde işaretlerin hayatını inceleyecek bir bilim" olarak tasarladı. Pierce'in çalışmalarından ve modern sembolik mantıktaki ilerlemelerden de "Sémiotique" yani işaret teorisi (théorie des signes) doğdu. Carnap, Russel, Frege, Charles Morris gibi mantıkçılar işaret bilimi araştırmalarını geliştirdi.

İşaret bilimi, Fransa'da Claude Lévi-Strauss, R. Barthes ve A.J. Greimas'ın gayretleriyle sosyal kurumların arştırılmasında bir yöntem olarak kullanıldı. Dil sistemi gibi bir işaretler sistemine sahip olan ve bir işaretler sistemi olan sosyal kurumlar (akrabalık sistemi, töreler, mitler vb.) ve edebiyat, işaret bilimine göre yorumlandı.

Lévi-Strauss, Saussure'den etkilenerek mitlerdeki ilişkiler sistemini araştırdı. Meselâ Œdipe mitinin, diğer mitlerle kurduğu mukabiliyet ilişkisi içinde anlaşılabileceğini savundu. Lévi-Strauss, mitin bütün müşterek niteliklerini, ilişki öbekleri halinde gruplandırdı. Bu, art zamanlı bir okuma değil, eş zamanlı bir okuma önerisiydi. Bunu bir örnekle açıklayalım: Lévi-Strauss, mitleri incelerken birinci grupta baba erkilliği yücelten hikâyeleri topladı ( Œdipe, annesiyle evlenir, Antigone, haksızlığa uğrayan kardeşini savunarak -kesin şekilde yasaklanmasına rağmen- ona hakettiği bir cenaze töreni yapar.) İkinci grupta baba erkilliği yeren hikâyeleri topladı (Œdipe, babası Laos'u öldürür, Étéocle, erkek kardeşini öldürür.) Üçüncü grupta yeraltı devlerini (devler, anne- denizi sembolize eder) yenen insanların hususiyetlerini topladı (Cadmos, ejerhayı yener, Œdipe, sifenksi yener). Dördüncü grupta yeraltı güçlerine boyun eğen kişilerin hususiyetlerini topladı ( Laos'un babası Labdacos, topaldır, Œdipe'in babası Laos, solaktır, Œdipe, şiş ayaklıdır ve adı da buradan gelir.). Birinci ve ikinci kolonlar arasındaki mukabiliyet (opposition) ilişkisi, aynen üçüncü ve dördüncü kolonlarda da vardır. Mit, bu gruplarda kendisine has olan ve kesin bir sonuca bağlanamayan bir aklî düzeni yansıtmaktadır: Baba erkillik mi güçlüdür, yoksa bunun tersi mi doğrudur? Bu listede yer alan erkekler, olağanüstü güçler karşısında güçlü müdür, yoksa güçsüz mü? Yahut hem güçlü hem güçsüz müdür? Lévi-Strauss'a göre mitlerin mantığı bu paradoksu kabul etmektedir.1 Bu araştırmalar, mitlerin kendi sistemi içinde değerlendirilmesi, metinde yer alan unsurların bu eksenler içinde anlamlandırılması görüşünü kuvvetlendirdi.

Lévi-Straus mit analizlerinde, mitlerin anlamının miti oluşturan öğelere bağlı olmadığını, bu öğelerin kendi aralarında oluşturduğu sisteme bağlı olduğunu göstermiştir. Bu yeni anlayışa göre bir metnin anlamı, o metni oluşturan unsurlara bağlı değildir; onların basit bir toplamından da ibaret değildir, bu unsurların kurduğu işaret bilimsel "Sémiotique" ilişkiye yani oluşturduğu sisteme bağlıdır.2

Lévi-Strauss'un yöntemini Georges Bernanos'un eserlerine uygulayan Tahsin Yücel, onun yöntemini şöyle özetlemektedir: " Sözü geçen bilgin, bir efsaneyi (le mythe) anlatmak için, bunu soldan sağa, yukarıdan aşağıya doğru okumanın (dichronique okuma) yeterli olduğunu, ama anlamak söz konusu olunca, bu alışılmış okumanın yetmiyeceğini, birbirleriyle bağıntılı unsurları kolonlara ayırarak okumak (synchronique okuma) gerektiğini belirtmektedir. Bu ise, eserin unsurlara ayrılmasını (la décomposition), sonra da başka bir açıdan ve eserin ilk şeklinde bulunmayan bir açık yapı içinde yeniden kurulmasını (la recomposition) içermektedir. Bu yeniden kurma sırasında en çok dikkat edilmesi gereken şey, elbette, birbirlerinden farklı ya da birbirlerine zıt kavramlar arasındaki çeşitli bağıntıları bulmaktır. Bu bağıntılara göre gruplandırmalar ise, Russell'ın belirttiği gibi, nesneler ancak niteliklerinin bütünüyle tanımlanabildiklerine göre, kavramların eserde büründükleri niteliklerin bütününe göre tanımlanmasıyla yapılacaktır." 3

Günümüzde işaret bilimi "işaretlerin genel teorisi, tabiatı, fonksiyonu, işleyişi üzerinde durur ve farklı sistemlerin yahut özel sistem tiplerinin tasvirini ve dökümünü" yapar.4

Her şeyin bir işaret olması, her şeyi işaret biliminin konusu haline getirdiğinden bu bilimin sınırları günümüzde tam olarak çizilememiştir. Canlılar ve cansızlar dünyasında iletişim vardır: Meselâ hayvanlar arasındaki iletişimi "zoosémiotique" adı verilen ve büyük gelişmeler gösteren bir bilim dalı incelmektedir. Makinalar da iletişim halindedir. Meselâ bir kalorifer sisteminde çevrenin sıcaklığı termostatla, termostat da yakıt sistemiyle iletişim halindedir. Karmaşık makinaları yöneten bilgisayar sistemlerinin hususî sentaksları ve kelime kadroları vardır. İletişime ve makina denetimine ait teoriler bilimi olan "Cybernétique" de bu bilime bağlanmaktadır. Canlı organizmaların içindeki iletişimi inceleyen "bionique" iletişimin bir başka türünü incelemektedir.5

Dil de bir "işaret sistemi"dir ve işaret biliminin bir bölümüdür, fakat en önemli, en geniş, en gelişmiş bölümüdür. Bu yüzden Barthes gibi bazı yazarlarlar "Sémiologie"yi dil biliminin bir bölümü saymaktadır. Barthes'a göre bütün işaret sistemleri sonuçta dil ile ifade edilirler.

Amerikan mantıkçısı ve filozofu Charles Sanders Peirce (1839-1914), işaret biliminin kurucularındandır. Onun çalışmaları Bertrand Russell ve Alfred North Whitead'ı etkilemiştir. Peirce, "Phénoménologie" yahut "phanéroscopie" adını verdiği kategoriler teorisinin kurucusudur. "Sémiotique" Peirce'in çalışmalarıyla bağımsız bir disiplin halini almıştır. Peirce'in işaretle ilgili düşünceleri "Phénoménologie"siyle yakından ilişkilidir: İşaret, bir "representamen", "birisi için bir şeyin yerine konulmuş bir şey"dir. Peirce, "Sémiotique"i üç kısma ayırır:

a) Tenkidî mantık,

b) Nazarî retorik,

c) Nazarî gramer.

Tenkidî mantık, işaret teorisidir, nazarî retorik, işaret, eşya ve onları yorumlayanın genel şartlarını ele alır, bu aynı zamanda "pragmatisme" denilen şeydir, işaretin anlamı teorisidir, daha açık bir ifadeyle işaretin anlamının belirlenmesi metodudur. Peirce, "Bir kavram vasıtasıyla yaratmayı düşündüğünüz pratik etki nedir" sorusunu sorar ve ona şu cevabı verir: "Yaratılan etkilerin anlamı, yönelttiğiniz kavramın anlamıdır." P. W. Bridgman da aynı şekilde "bir kavramın anlamı, sadece gördüğü işin toplamından ibarettir" demektedir. Nazarî gramer ise asıl "Sémiologie" sahasıdır.6

Bu bölümleme içinde yer alan nazarî retorik sahası, genel hatlarıyla bizim kültürümüzdeki belâgatın "meâni" bölümü ile mukayese edilebilir durumdadır. Bu bakımdan belâgati bir anlatma sanatı olduğu kadar bir anlam bilimi olarak düşünmek yanlış olmayacaktır.

İşaret bilimi, genel bir temsil "représentation" teorisidir. "Représentation", bir başka şeyin yerini tutan ve onu insan zihninde canlandıran her şey demektir. Charles Sanders Peirce'e göre üç tip "représentation" vardır:

1) İkon "İcon",

2) Belirti "indice"

3) Sembol "symbole"

Bunlar, sırasıyla "niteliksel işaretler" (signe qualitatif), "mevcudiyeti olan işaretler" (signe existant) ve "genel işaretler" (signe général) ayırımını ifade eder.7 İşaretle işaret edilen nesne arasında üç tip ilişki vardır. Bu kavramlar, bu ilişkileri ifade eder: Temsil eden işaret "signe" ile temsil edilen arasında benzerlik ilişkisi bulunduğunda işaret, ikon adını alır: Bir evin planı, fotoğraf birer ikondur. Belirti, bir olgunun diğer bir olguya tabiî olarak işaret etmesidir. Dumanın ateşin varlığına işaret etmesi, beniz sarılığının hastalığa işaret etmesi gibi8. Sembol "Symbole", -en geniş kullanımıyla- anlamı anlaşmaya ve niyete bağlı olarak belirlenmiş, bir işaret çeşididir. Bu, terimin Anglo-sakson kullanımıdır. Saussure'ün kullandığı anlamda ise "symbole" "adalet terazisi" gibi çok zaman ikonik karakterli temsillerdir.9

Charles Morris işaret teorisindeki bir belirsizliği aydınlatmıştır; "designatum" ile "denotatum" arasındaki farkı belirledi: Morris'e göre "Designatum" bir şey değildir; bir nesne sınıfı yahut nesne türüdür; bir sınıfın birçok elementi, bir tek elementi bulunabilir yahut hiçbir elemeti bulunmayabilir. "Dénotata"lar ise bir sınıfın elementleridir.

İlk işaret bilimciler, özellikle sanat ve edebiyata ilgi gösterdiler. Prag dil bilimi okulu üyelerinden Jan Mukarovsky, sanat incelemelerinin işaret biliminin bölümlerinden birisi olmasını teklif etti ve estetik işaretin hususiyetini belirlemeye çalıştı: Estetik işaret, otonom bir işarettir, o sadece bir anlam taşıyıcı değildir, bizzat kendisinin bir kıymeti vardır. Sanat eserlerinin birinci fonksiyonu estetik, ikinci fonksiyonu bildirişimdir "communication", tebliğdir. Ch. Morris artistik işareti ikonu esas alarak sınıflandırdı ve İşaretleri iki sınıfa ayırdı: İfade ettiği şeyle ortak noktaları olanlar, ifade ettiği şeyle ortak noktaları olmayanlar. Bu ayırım, ikonik işaretler ve ikonik olmayan işaretler olarak da ifade edilebilir. Estetik işaretler, normal olarak ikonik işaretlerdir.10

İşaret bilimi ile ilgili olgular, karmaşık bir sürece bağlıdır; bu sürece "semiosis" adı verilir. "Semiosis" Peirce'e göre üç faktör içerir: Bunlar, aldığı bir işareti yorumlayanın reaksiyonu "interpretant", söz konusu olan şey, yani nesne (representamen) ve işaret (signe). Bu unsurlardan da üç araştırma sahası doğmuştur:

1) Pragmatik (La pragmatique): Konuşan özne ile işaretler arasındaki münasebetleri inceler.

2) Anlam bilimi (La sémantique): işaret ile işaretlenen şey (designatum) arasındaki ilişkileri inceler.

3) Sentaks (la syntaxe): İfade edilen şeylerden ve onları kullanan özneden bağımsız olarak işaretler arasındaki formel ilişkileri ve bir işaretin diğer işaretlerle birleşme kurallarını inceler.

Semiotiğin bu üç temel bölümü, işaretin üç faklı münasebetine dayanır:

Morris'e göre ifade edecek olursak "sémantique", İşaret ile "les designata" yahut "les denotata" arasındaki münasebettir11; "syntaxique", işaretlerin kendi aralarındaki münasebettir; "pragmatique" işaretlerle onları kullananlar arasındaki münasebettir.12 Morris, "sémiosis" sürecinde Peirce'den farklı olarak beş unsur bulur. Bunlar, "işaret, yorumcu, yorum, anlamlandırma ve kontekst" tir.

Semiotikteki bu üçlü tasnife dayanılarak, üç anlam tipi tespit edilmiştir:

1) İşaret ile işaretten yararlananın ilişkisinden pragmatik anlam doğar.

2) İşaret ile "les designata" yahut "les denotata" arasındaki ilişkiden denotativ anlam (temel anlam) doğar.

3) İşaret ile başka işaretin ilişkisinden dil içi anlam doğar.

Pragmatik anlamı, Pragmatik dalı, denotativ anlamı Semantik dalı, dil içi anlamı dil bilimi dalı inceler. Bu münasebetleri şöyle bir tablo ile gösterebiliriz:


Semantiğin konusunu teşkil eden denotativ anlamın, dört ayrı türü vardır:13

1) Adlandırma (Nominativ) anlamı ve sinyal anlamlar: Bazı kelimeler sadece adlandırır. Eşya, nitelik ve nicelikler, hareketler adlandırılır; isim, sıfat, fiil ve zarflar adlandırma anlamı taşırlar. Nominativ kelimeler eşyayı görmüş gibi zihnimizde canlandırırlar. Sözlük bilimi ile ilgili (lexicologie) kelimeler, nominativ anlam taşırlar, nominatif fonksiyonludurlar. Nominativ sözlerin görevi genelleştirmek ve farklandırmaktır.

Sinyal anlamlar, buna karşılık deiktik fonksiyonludur; yani eşyayı gösterirler, ona işaret ederler. Gramatikal kelimeler bu gruba girer. Sinyal anlamlı sözlerin sadece genelleştirme fonksiyonu vardır.

2) Hakikî ve mecazî anlamlar: Kelimenin eşya ile ilişkili anlamı, onun hakikî anlamdır, kelimeye ilâve edilen anlam mecazî anlamdır. Mecazî anlamdan ancak somut bir metne bağlı olarak bahsedebiliriz.

3) Somut ve soyut anlamlar: Somut bir nesneyi ifade eden kelimelerin anlamı somuttur; somut bir nesneyi ifade etmeyen kelimelerin anlamı soyuttur.

4) Umumî ve hususî anlamlar: Umumî adlar, hem genelleştiren hem farklandıran adlardır. Hususî adlar ise sadece farklandırır, adlandırır.
İşaret bilimi, anlamı pragmatik yönden yani işaretin işareti kullananlarla ilişkisi yönünden ele alarak ilgi çekici sonuçlara ulaşmıştır. Bu ilginç yaklaşımlardan birisini örnek olarak özetleyelim:

McLuhan, medyayı "hot" ve "cool" yani soğuk ve sıcak olarak ikiye ayırmıştır. Yazara göre bir iletişim olayında mesajın öğeleri çoğaldıkça mesaj sıcaklaşır; bu öğeler azaldıkça mesaj soğuklaşır. Meselâ bir resim sıcak ama, bir karikatür soğuktur, söz de yazıya göre soğuktur.14 Anlamı, sıcak bildirilerde daha çok verici, soğuk bildirilerde daha çok alıcı tayin eder. Bu açıdan bakıldığında bilim sıcak, sanat soğuktur. Edebiyatta tasvirî eserlerde anlamı vericinin yani yazarın, sürrealist eserlerde alıcının yani okurun tayin ettiğini söyleyebiliriz. Ayrıca pragmatik açıdan vericinin tayin ettiği bir kaynağa göre anlam, alıcının oluşturduğu bir yorum anlam olduğu söylenebilir.

Anlam problemi yönünden işaret bilimindeki "sémantique" ile "syntaxe" ayırımı bize iki farklı anlam bulunduğunu öğretmiştir. Kelime ve kelime gruplarının bir anlamı vardır. Kelimeler, bu anlamlarının yarattığı zihnî bir çağrışımla nesneleri hatırlatır; nesne ve kelime karşılıklı olarak birbirini canlandırır:

"Ne Akdeniz'de şafaklar, ne çölde akşamlar,

Ne görmek istediğim Nil, ne köhne Ehramlar" (Yahya Kemâl)

mısralarında geçen Akdeniz, şafak, çöl akşam, Nil ve Ehram kelimeleri tek başına söylendiğinde anlam, kelime ile nesne arasında doğar. "Çöl" kelimesi -günlük dildeki anlatımıyla- zihnimizde nesneyi, nesne "çöl" kelimesini canlandırır. Buna karşılık cümlelerin anlamı, kelimeler arası formel ilişkilerin sonucunda ortaya çıkar:

"Fânî ömür biter, bir uzun sonbahâr olur."

mısraında "sonbahar"ın anlamını bu kelimenin ifade ettiği nesne değil, "fânî" kelimesiyle ilişkisi tayin eder; böylece kelime yeni bir anlam kazanır. Sonbahar, bu ilişki içinde ölümü ifade eder. "uzun" sıfatının anlamını da bu ilişki tayin eder. "Uzunluk" mekâna ait uzunluğu mu, zamana ait uzunluğu mu ifade etmektedir? Bunu kelimeler arası ilişkiyle çözümleriz: "Sonbahar" kelimesi bize uzunluğun mekâna ait olmadığını, zamana ait olduğunu gösterir.

"Ahmet, Mehmet'i dövüyor." cümlesinde her kelimenin bir manası vardır; her biri bir kavramla , "concept"le aynileşir. Ayrıca cümlenin de bir manası vardır; cümlenin anlamı kelimelerin anlamının bir toplamı değildir; bu anlam cümlenin formuna bağlıdır (Verilen örnekte formu işaretlerin sırası yaratmaktadır).

Anlam bilimi, dar anlamıyla işaretleyen ile işaretlenenin çağrışım ilişkisiyle ilgilidir. anlam bilimsel sürecin esası, iki zihnî imajın çağrışımıdır. Semantik bu haliyle "sémiotique"in yahut işaret biliminin bir bölümüdür.

Saussure'ün "sémiologie"si işareti, psikolojik ve sosyolojik yönden ele alır. Morris ve Carnap'ın geliştirdiği "sémiotique" ise kavramsal sembol sistemleriyle ve üst dil yapısıyla ilgilenir.

Anlam bilimi, dilin sadece bir ifade etme aracı olduğu görüşünü reddeder: Anlam bilimcilere göre dilin beş ayrı görevi vardır. Bunlar, a) dilin bildirme görevi, b) dilin belirtme görevi, c) dilin yaptırma görevi, ç) dilin tören görevi, d) dilin iş-görme görevi'dir.15 Bunlara dilin üst dil görevini de ekleyebiliriz.16 Üst dil, dilin dil tarafından açıklanması hadisesidir.

a) Dilin bildirme görevi: Dil vasıtasıyla bilgilerimizi, tasarılarımızı, tahminlerimizi, kanılarımızı iletebiliriz. Böyle bir durumda dil, bildirme görevinde kullanılmış olur. Bildirme kipindeki önermelerde dilin bildirme görevi ön plâna çıkar. Bir iddia önermesi olduklarından doğruluk veya yanlışlık değeri taşırlar.

b) Dilin belirtme görevi: Dilin duygusal bir tepkiyi veya tavrı ifade etme görevine belirtme görevi adı verilir. Ünlemler, dilin bu görevini yüklenir. Böyle bir durumda dil, yüz kızarması gibi bir "symptom" değeri kazanır. Semptom, iradî olarak üretilmeyen ve tabiî bir sebep sonuç ilişkisini ifade eden tabiî bir işaret tipidir. Bülher'e göre semptom, mesajda, dilin bildirme görevi dışında verici ile ilgili (sosyal durumu, yaşı vb.) bildirdiği şeydir.17 Dilin sinyal ve sembol fonksiyonlarının mukabilidir. Bir telefon konuşmasında bize gönderilen mesajın yanında sesin niteliğini göz önünde bulundurarak mesajı gönderenin bir hanım, bir bey yahut bir çocuk olduğunu da anlayabiliriz; hatta yine sesin özelliklerinden konuşucunun sağlık durumunu, heyecanlı olup olmadığını vb. anlarız.

c) Dilin yaptırma görevi: Dilin, alıcının davranışlarını etkilemesi görevidir. Bu durumda dil, Bülher'e göre bir "signal" değeri kazanır. Emir kipindeki cümlelerde dil yaptırma görevini yüklenmektedir. Ancak dolaylı değişik anlatımlarla da yaptırma görevi ortaya çıkabilir. Alıcı üzerinde belli bir etki yaratan mesajlara "conatif" mesajlar denir. İşaret biliminde alıcıyı harekete getiren işarete sinyal adı verilir.

Sinyal, semiotikteki anlamıyla, alıcıyı (récepteur) harekete geçiren tabiî yahut sun‘i işarettir. İşaret bu durumda bir indis değeri kazanmak üzere iradî olarak üretilmiştir: Beyaz bir baston körlüğün belirtisidir, indisidir (Yüzün sararması hatırlansın). Ancak böyle bir halde işaret, bir cümle değeri taşır. Prieto ve Martinet"e göre cümle, işaretlerden oluşmuş bir sinyaldir.

ç) Dilin tören görevi: Dil, günlük hayatta çok zaman birşey bildirmek için değil, insanî ilişkilerde bulunmak amacıyla kullanılır. "Günaydın", "Nasılsınız", "O merhaba" gibi sözler bu tiptendir. Bu sözler, bildirişimi hazırlayıcı mahiyette nezaket fonksiyonlu sözlerdir; bunun dışında bir anlam taşımazlar; daha doğrusu bu sözlerin asıl fonksiyonu ilişki kurmaktır. Telefonda kullandığımız "alo" kelimesinin amacı ilişkinin kurulup kurulmadığının test edilmesidir, bir mesaj vermek değildir. "Alo" kelimesinin verdiği mesaj, dolaylı bir mesajdır.

d) Dilin iş-görme görevi: Dili kullananlar, dili kullanmakla bazen iş "akt"ını da gerçekleştirir. "Söz veriyorum" dediğimizde doğrudan doğruya "söz verme" denilen işi yapmış oluyoruz. (Daha önce belittiğimiz gibi John Langshaw Austin'e göre bir söyleme aktında bulunmak, bazen "söylemeyle akt"ta (illocutionnaire) bulunmayı yaratır. Böyle cümlelerin kendi anlamları yanında bir vaad, bir ünlem değerleri vardır. Söylenen söz alıcı üzerinde etkili olursa, yeni bir aktta daha bulunulmuş olur; bu tip söyleme aktları "söylemeyle aktın aktı" (perlocutionnaire) adını alır.)

Dilin yukarıda belirttiğimiz fonksiyonlarını göz önünde bulundurmadan anlam konusunda sağlıklı analizler yapmak mümkün değildir. bir edebî eserin sağlıklı değerlendirilebilmesi için önce dilin hangi fonksiyonlarının birinci plâna çıkarıldığını tespit etmek gerekmektedir.

İşaret biliminin gelişmesine katkılarda bulunan düşünürlerden birisi de Piere Guiraud'dur. Onun anlam bilimiyle ilgili düşüncelerini ileride özetleyeceğiz. Burada Guiraud'un edebiyatı ve anlam problemini yakından ilgilendiren, işaret bilimiyle ilgili görüşlerini kısaca gözden geçirmemiz yararlı olacaktır.

Guiraud'ya göre işaret biliminde anlam incelemesi artık, mantıkta olduğu gibi bağıntıların incelenmesi haline gelmiştir; bu bilim dalında anlamın ilşkiden doğduğu kabul edilir. Guiraud, işaretleri birbiriyle bağıntıları içinde üç sınıfa ayırır: İşaretler, genel olarak birbiriyle ya ayırt edici, ya sınıflayıcı, ya da anlamlayıcı münasebet içindedir ve bunun sonucunda ayırt edici, sınıflayıcı, anlamlayıcı fonksiyonlar yüklenirler. İşaretler arasında münasebet yoksa anlam da yoktur; işaretler sadece belirticidir. İşaretler, kapsama bağıntısı içinde olabilir, bu durumda işaretlerin tanımı vardır; İşaretler kesişim kümesi bağıntısı içinde olduklarında ise anlam taşırlar. "Kuş" "vida", "kalem" gibi birbirinden ayrı, aralarında hiçbir münasebet kurulmamış üç işaret, bize hiçbir şey ifade etmez. Buna karşılık, "varlık", "hayvan", "insan" işaretleri arasında bir münasebet kurulmamış olsa da bu kelimelerin içlemlerinden doğan bir kapsama ilişkisi vardır. Bunlar, farklı soyutlama derecelerini ifade ederler.18 Buna karşılık "Kuş yuvaya döndü" gibi bir cümle teşkil eden işaretler ise bir kesişim kümesi oluştururlar; yani aralarında müşterek olan ve farklı olan yönler vardır. Yani bu cümleyi oluşturan işaretlerin anlam birimciklerinden bazıları ortak, bazıları farklıdır: Ortak öğelere örnek verelim: "kuş" ve "yuva" kelimelerinde "canlılık" semi ortaktır. P. Guiraud, bu münasebetleri şu şekiller vasıtasıyla ifade etmiştir:19

Bunlardan birinci şekil ayırdedici münasebetleri, ikinci şekil sınıflayıcı münasebetleri, üçüncü şekil anlamlayıcı münasebetleri ifade etmektedir.

Guiraud'ya göre işaretler, bize düşünce ve duyguları iletir. Öyleyse iki çeşit işaret vardır: Birincisi bize düşünceleri ileten itibarî, nedensiz, nesnel, zihnî, soyut, genel nitelikli mantıksal işaretler, ikincisi bize duyguları ileten tabiî, nedenli, öznel, duygusal, somut nitelikli - hissî işaretler. Bilimler, birinci tip işaretleri, edebiyat ikinci tip işaretleri kullanır. Mantıksal işaretler, zihnî deneyimizi yansıtır, hissî işaretler ise bunu başaramaz. İnsan hafızası, tutku, istek, heyecan gibi öğeleri tanımlayıp yapılaştıramaz, yani kavrayamaz durumdadır. Buna karşılık mantıksal işaretler kavramamızı sağlar. Hissî işaretler ise ikonik anlatmalar olarak gerçekliği yaşamamızı sağlar. Buna bağlı olarak edebî bir eser, bir fikri kavratmaktan, ifade etmekten ziyâde genel olarak bir olguyu yaşatır. Mantıkî işaretlerden de hissî işaretlerden de birşey anlarız; ancak bu iki olgu, iki farklı ontolojiden doğar ve iki anlam tipini temsil eder: Birisi zihnî olarak düşünme olgusundan, diğeri duygusal olarak yaşama olgusundan kaynaklanır.

İşaret bilime göre, her dil, en genel tanımıyla bir şifreleme sistemi, bir kodlamadır. Bu kodlama alt kodları da içerir. Bilimsel kodlar ve estetik kodlar dilin alt kodları arasında yer alır.



Bilimsel kodlar "mantıksal" niteliklidir, bunların iki büyük fonksiyonu vardır: sınıflandırmak ve hesaplamak. Bu fonksiyonlardan iki bilim dalı doğmuştur: Sınıflandırma bilimi (taxinomie) ve işlem bilimi (algoritmik). Tabiat bilimlerinde uygulanan yöntemlerin amacı sınıflandırma sistemleri kurmak, kendilikleri (entités) karşılıklı bağıntıları içinde incelemektir.

Estetik kodlar, duygusal deneyimlerimizi ifade eder. "Bilim, doğaya vermeye çalıştığımız bir düzeni anlatır; sanat, bu doğa karşısında yaşadığımız coşkudur."20 Bundan dolayı estetik işaretler gerçekliğin sembolüdür. Guiraud, Todorov gibi terimin dilbilgisindeki anlamıyla bilimin geçişli, sanatın geçişsiz olduğunu söyler. Anlatmak istediği şey, edebiyat açısından çok önemlidir: Bilimde işaret yahut kelime bizi nesneye ulaştırırır, buna karşılık edebî eserde işaret yahut kelime, Todorov'un deyimiyle bu geçişi sağlayacak şekilde saydam değil, mattır ve bizi bizzat ifadenin kendisiyle, sesiyle, vurgusuyla vb. meşgul eder.

Edebiyat bir anlamlandırma (signification) modudur (mode), bunu sağlamak için işaretler kullanır; bu işaretler, kodlar yani yapılaşmış bağlantılı sistemler oluşturur.21 Bu anlayışın bir sonucu olarak günümüz edebiyat incelemelerinde temlerin ve fonksiyonların incelenilmesine ve onların oluşturdukları kodların çözümlenilmesine yönelinmiştir.

Edebiyatta değişmeyen bazı temler vardır: Gök, deniz, ağaç, ilkbahar, yılan gibi. Psikanalistler, geleneksel estetik temlerin sembolik bir karaktere sahip olduğunu ispatlamışlardır. Bu arşitiplerin incelenmesi onların yapılaşmış mukabiliyet sistemleri kurduğunu göstermektedir. Meselâ "gök" ve "yer" mukabiliyeti yerini bir istiare yoluyla "Yukarı/aşağı", "yükselme/düşme", "iyi/kötü", "kuş/yılan", "manâ/madde" çiftlerine bırakabilmektedir. Bir edebî eserin anlamının ortaya çıkarılması o eserdeki bu kodlama sisteminin çözülmesini gerekli kılmaktadır. Bu ise tamamen semiotik bir yaklaşımdır.

Aynı şekilde metnin morfolojisinin araştırılması, yani metnin iç organizasyonunun tetkiki de semiotik bir yaklaşımdır. Vladimir Propp, "Morphologie du conte" adlı eserinde masal metinlerinde farklı içerikleri (substances) aynı şekle (forme) sahip olduğunu göstermiştir:

Bunu Propp'un verdiği örnekle açıklayalım: Şu olaylar dört ayrı masalda geçmektedir:

"Kral, bir kahramana bir kartal verir. Kartal kahramanı bir başka ülkeye götürür.

Bir büyük baba, Soutchenko'ya bir at verir. At, Soutchenko'yu bir başka ülkeye götürür.

Bir büyücü, İvan'a bir kayık verir. Kayık, İvan'ı bir başka ülkeye götürür.

Bir prenses İvan'a bir yüzük verir. Yüzükten çıkan devler İvan'ı bir başka ülkeye götürür."

Dikkat edilirse bu metinlerde değişen unsurlar vardır. Bunlar, isimler ve şahıslardır. Değişmeyen unsurlar ise bu şahısların hareketleridir, yani fonksiyonlarıdır.22 Başka bir şekilde söyleyecek olursak muhteva değişmiştir, ancak şekil, form aynen kalmıştır. Bu örnek bize metnin anlamlandırılmasında fonksiyonun tespitinin muhtevanın tespitinden önemli olduğunu göstermektedir.

Fonksiyon kavramı, günümüzün bilimlerinin gözde kavramlarından birisidir. Bilimlerdeki yeni bir eğilimi ifade ettiğinden oldukça önemlidir. Fonksiyonel yaklaşım, nesnenin ne olduğundan çok ne işe yaradığını araştıran bir tutumu yansıtır. Nesnenin "ne?" olduğunu bilmek, çok zaman problemlerimizi çözmeye yetmemektedir. Aynı nesne çeşitli bağlantılar içinde farklı görevler, fonksiyonlar yüklenebilmektedir. Bizim için önemli olan bu görevlerin bilinmesidir. Bir demir parçası, çok değişik amaçlarla kullanılabilir ve her kullanılışında yeni bir görev yüklenir. Bunlar onun fonksiyonlarıdır. Bir polis memuru görevi başında "polis"tir, evinde bir "baba"dır, pazar günü bir maç yönetirken ise bir "hakem"dir. Öyleyse, bilimin bugünkü aşamasında, dil birimlerinin ne işe yaradıkları sorusu ne oldukları sorusundan daha önemlidir. Propp, masalları incelerken nesnelere değil, nesnelerin yüklendiği göreve dikkat ederek metni çözümlemenin ilk öneğini verir.

Bütün bu açıklamalardan şu sonuca varabiliriz: Dil ve edebiyat araştırmalarında işaret bilimi önümüze yeni ufuklar açmıştır. İşaret biliminin geniş panoramasından dil ve edebiyat meseleleri daha net görülebilmektedir. Klasik dil bilgisi anlayışı cümleyle sınırlıdır. Metnin gramerini ise ancak işaret bilimi ortaya koyabilecektir.




1Denis Huisman, André Vergez, Court Traité de Philosophie, Nathan, 1974, s.195.

2Pierre Guiraud, "La sémiologie", Georges Mounin yönetiminde "Dictionnaire de la linguistique", 1974, Presses Universitaire de France, s. 481.

3Tahsin Yücel, L'imaginaire de Bernanos, İstanbul: İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayını, 1969, s. 120.

4Pierre Guiraud, s. 454.

5Pierre Guiraud, s. 454.

6Encyclopaedia Universalis, Cilt: 12.

7G. Deledalle, (Charles Sanders) Peirce, Encyclopaedia Universalis.

8Bazı işaret bilimcilerin bu örneklere itiraz ettiğini bilmekte yarar vardır.

9Saussure'ün kurduğu işaret bilimi, dil biliminden ve ampirik gözlemden yola çıkar, Peirce'in kurduğu işaret bilimi ise mantıktan yola çıkar ve kategorikir.

10Oswald Ducrot, Tzvetan Todorov, Dictionnaire Encyclopédique des Sciences du Langage, Paris: Editions du Seul, 1972; s.118.

11Bu terimler için ilgili bölüme bakınız.

12Oswald Ducrot; Tzvetan Todorov, s.117.

13Z. Verdiyeva, F. Ağayeva, M. Adiyov, Azerbaycan Dilinin Semasiologiyası, Baku: "Maarif" Neşriyyatı, 1979, s. 206.

14Guiraud, Pierre. Göstergebilim. çev. Mehmet Yalçın, Ankara: İmge Kitabevi yayını, 1994, s.31.

15Hüseyin Batuhan, Teo Grünberg, Modern Mantık, İstanbul, 1971, s. 10.

16Daha sonra açıklanacağı gibi, üst dil, dilin dil tarafından açıklanması hadisesidir.

17Josette Rey-Debove, Lexique Sémiotique.

18John C. Condon, Jr., Kelimelerin Büyülü Dünyası, Anlam bilim ve İletişim, Çev. Murat Çift kaya, İstanbul : İnsan Yayınları, 1998, s.50.

19Pierre Guiraud, Göstergebilim, s.28.

20aPierre Guiraud, Göstergebilim, s.86.

21B. Pottier, Le langage, s.480.

22Vladimir Propp, Morphologie du Conte, Paris: Editions du Seuil, 1970, s.28.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©www.azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə