V vade (Due-date, Maturity)




Yüklə 127.94 Kb.
səhifə1/3
tarix27.04.2016
ölçüsü127.94 Kb.
  1   2   3
V



VADE (Due-date, Maturity):

Kelime olarak Arapça kökenli; bir borcun ödenecek duruma gelmesi için öngörülen süre. Ödemenin yapılması için belirlenen tarihe de vade denir. Bono, poliçe, senet gibi borç araçlarının genellikle belirli bir vadesi bulunur. Türk Ticaret Kanununa göre vadeleri yönünden ticari senetler şu şekillerde olabilirler: Görüldüğünde ödene-cek olanlar, görüldükten belirli bir süre sonra ödenecek olanlar, senedin düzen-lendiği tarihten (keşide tarihi) belirli bir süre sonra ödemeyi gerektirenler ve belirli bir tarihte ödenmesi gerekli olanlar. Bor-cun vadesi, ilgili taraflarca ya da yasa tarafından belirlenmiş olabilir

(Seyidoğlu, 2002,s.687.)
VADELİ AKREDİTİF

(Deferred Letter of Credit L/C):

Bu tür akreditiflerde, mal bedeli vesaikin ihracatçı tarafından bankaya teslim edildiği anda değil, anlaşmada belirlenen süre sonunda ödenir. Vadeli ödeme içini bir poliçe düzenlenmemiştir. Alıcıya finans-man desteği sağlamaya yöneliktir. Ama bir poliçe düzenlenmemiş olduğu için satıcının bu alacağını devretme olanakları sınırlıdır.

(Seyidoğlu, 2002,s.687.)
VADELİ DÖVİZ ALIM TAAHHÜTLERİ (Forward Exchange Purchase Commitments) :

Bankaya belirli bir vade sonunda bir yabancı para ile fon girişine yol açacak olan (repo yükümlülükleri dışında) vadeli, teslim döviz alımı, swap alımı ve öteki cayılamaz döviz satın alım anlaşmaları.

(Seyidoğlu, 2002,s.687.)
VADELİ DÖVİZ KURU

(Forward Exchange Rate).

Vadeli döviz piyasası işlemlerine uygu-lanan kurlar. Diğer bir deyişle, vadeli döviz alış ve satış sözleşmelerinde belirle-nen döviz fiyatlarıdır. Vadeli döviz söz-leşmeleri dövizin gelecekte belirli bir süre sonra (genellikle bir yıldan kısa) alım ve satımı amacıyla yapılan işlemlerdir. Bu tür işlemlere uygulanan kurlar genellikle, anında teslim kaydıyla döviz alım satım işlemlerine (spot piyasa işlemleri) uygula-nan kurlardan farklıdır. Eğer herhangi bir anda vadeli kur anında teslim kurundan (spot kur) daha yüksekse, döviz vadeli piyasada bu fark kadar prim yapıyor ter-sine, daha düşükse ıskontolu satılıyor demektir. Teorik açıdan vadeli prim veya ıskonto bu paraların ait oldukları ülke-lerdeki (veya bu paralarla ilgili Eurokredi işlemlerinin) faiz oranları arasındaki farka eşit olmalıdır. Diğer bir deyişle, faiz oranı yüksek olan ülkelerin parası vadeli piya-sada, düşük olan ülkenin parası karşı-lığında, bu faiz farkı kadar düşük bir fiyattan (ıskontolu) satılır. Tersine, faiz oram düşük olan ülkenin parası da bu fark 'kadar yüksek fiyattan (ya da primli) satılır. Ancak, vadeli piyasadaki aksaklıklar veya geleceğe ait bekleyişlerin farklı olması dolayısıyla spot-vadeli kur farkı, her zaman eşit olmayabilir. Yani bazen vadeli piyasada döviz spot piyasa kuruna göre faiz farkından daha yüksek veya daha düşük kurlardan alınıp satılabilir. Burada bir tanımlama yapmak gerekir. Eğer spot kur vadeli kur ilişkisi ilgili ülkelerdeki faiz oranları farkına eşit ise, bu özelliğe sahip olan vadeli kur "parite kuru" adı verilir. Parite kuru bir standart olarak alınabilir. Gerçek vadeli kurlar ise bunun altında veya üstünde olabilir. Özellikle spekü-latörler vadeli kurların parite kuruna göre değişmeleri konusunda tahminlerde bulu-narak işlem yaparlar.



(Seyidoğlu, 2002,s.687.)

VADELİ DÖVİZ PİYASASI

(Forward Exchange Market):

Belirli miktardaki dövizin (yabancı para) gelecekte belirli bir süre sonra teslim edilmek kaydıyla, bugünden yapılan sözleşmelerle, alınıp satılmasıyla oluşan piyasalardır. Bu işlemler müşteri duru-mundaki işlemcilerle ticari bankalar arasında yapılır. Taraflar sözleşmeyi bu-günden yaptıklarında herhangi bir öde-mede bulunmazlar. Fakat bazen banka, yeterli ölçüde güvenilir bulmadığı müş-terisinden bir güvence parası yatırmasını isteyebilir. Ödeme, vade dolduğunda yapı-lır; yani o tarihte bir taraf dövizi, öbür taraf da onun karşılığı olan ulusal parayı (örne-ğin TL. yi) öder. Ancak bugün yapılan söz-leşme ile uygulanacak döviz kuru, alınan ya da satılan döviz miktarı, vadeli ödeme yeri, vs. gibi konular belirlenir. Vadeli döviz işlemlerinde öngörülen süre genel-likle bir yıldan kısadır. Bu süreler 30, 60, 90 gün, vs. biçiminde ifade edilmektedir. Oysa peşin kaydıyla alınıp dövizin satıldığı piyasalara da "anında teslim (spot) döviz piyasası" adı verilir. Bunlar peşin piya-salardır. Taraflar anlaşınca, bir taraf dövizi, öbür taraf da bunun karşı¬lığı olan ulusal parayı öder. Ancak anında teslim piya-sasında da (özellikle banka havaleleri biçi-mindeki devirlerde) tarafların gerekli döviz veya ulusal parayı sağlayabilmeleri için, iki iş günlük bir süre öngörülür. Vadeli döviz piyasalarının en önemli yararı, bunların gelecekte bir döviz geliri elde edecek (ihracatçı gibi) veya bir döviz ödemesi yapacak olanlara (ithalatçılar), bu süre içinde kur değişmelerinden uğraya-cakları zarara karşı güvence sağlamasıdır. Başka bir deyişle, kurlardaki değişme ris-kini ortadan kaldırmasıdır. Örneğin, bir ih-racatçı sattığı malın bedelini üç ay sonra tahsil edecek olsun; eğer bu süre içinde döviz kuru düşerse bundan zarara uğrar. Çünkü belli miktar döviz karşılığında eline daha az ulusal para geçer. Aynı durum ter-sinden ithalatçı için söz konusudur; diye-lim ki üç ay sonra, borçlandığı dövizi öder-ken, eğer bu süre içinde döviz kurları yük-selmişse İthalatçının, bu dövizleri satın almak için daha fazla ulusal para ödemesi yapacağından, bir zarara uğraması söz konusudur. Genel olarak ticaret erbabı ve o arada ihracatçı ve ithalatçılar ticari hayatın normal risklerini yüklenmişlerdir. Buna ek olarak bir de kur riskini üstlenmek istemeyebilirler. Maliyet ve karlılık hesap-larını sağlam bir biçimde yapabilmek için kurları sabitleştirmeyi arzulayabilirler. İşle, bunun da yolu vadeli döviz piyasasında bir satış ya da alış işlemi yapmaktır. Böylece kurları sabitleştirmiş, ya da kur riskini tamamen ortadan kaldırmış olurlar. Doğal olarak, bu arada müşterilerine vadeli olarak döviz alım ve satım işlemi yapan banka da kur değişmelerine karşı kendini koru-malıdır. Bankanın, aynı döviz üzerinden ve aynı süre ile yaptığı vadeli satışlarla alışların birbirine eşit olması durumunda endişe etmesine gerek yoktur. Çünkü uğrayabileceği zararlarla elde edeceği kazançlar birbirini dengelemiş olur. Bu denge sağlanamamışsa (bankanın vadeli işlemler üzerinden fazla pozisyon veya açık pozisyon almaları durumu) birbir-leriyle yaptıkları Interbank işlemleriyle yani fazla ve eksik pozisyon veren banka-ların birbirleriyle anlaşmaları sonucu, böy-le bir güvence sağlayabilirler.

(Seyidoğlu, 2002,s.687.)


VADELİ DÖVİZ SÖZLEŞMESİ

(Forward Contract):

Döviz piyasasında bir banka ile müşterisi arasında yapılan ve gelecekte belirlenen bir tarihle, kabul edilen bir kur üzerinden belirli miktar dövizin, ulusal para karşılığında alım veya satımını öngören sözleşme. Normal olarak sözleşmenin yapıldığı anda, tarafların birbirlerine karşı herhangi bir ödemede bulunmaları (banka komisyonları ve öteki giderler dışında) gerekmez. Ancak banka, bazen müşte-risinden işlemin belirli bir oranını güvence parası olarak önceden yatırmasını isteye-bilir. Gelecekte kararlaştırılan tarihte bir ta-raf dövizi, öbür taraf da bunların karşılığı olan ulusal para miktarını öder. Ödeme tarihi bazen sözleşmede açık bi-çimde gösterilmiş olabilir. Bazen de bunun için iki tarih arasında herhangi bir zaman öngörülebilir Örneğin firmanın gelecekte ödeme tarihini tam olarak bilmemesi durumunda, ödeme zamanı esnek bıra-kılabilir. Bunun dışında vadeli sözleşmeler bazen Opsiyonlu Döviz, Sözleşmeleri biçi-minde yapılabilir. Opsiyonlu sözleşmeler gelecekte bir döviz alım veya satım hakkı verir. Ancak o günkü piyasa koşullarına göre bu hakkı elinde bulunduran müşteri sözleşmeyi uygular ya da uygulamaz. Vadeli döviz sözleşmeleri gelecekte bir döviz geliri elde edecek veya bir döviz harcamasında bulunacak olan ihracatçı ve ithalatçı gibi işlemcilerle dış yatırımcıları kurlardaki değişmelere karşı koruyan uy-gulamalardır. (Seyidoğlu, 2002,s.688.)


VADELİ İŞLEMLER GÜVENCES! (Forward Cover):

Gelecekte belirli bir süre sonra bir döviz geliri elde edecek olanların veya bir döviz gideri yapacak olan kimselerin, bu süre içerisinde döviz kurlarında ortaya çıkabilecek olumsuz değişmelerden etki-enemeleri için yaptıkları vadeli döviz piyasası işlemi. Gelecekte elde edilecek dövizleri vadeli piyasada satılır, gelecekte ihtiyaç duyulan dövizler de bugünden va-eli teslim kaydıyla satın alınır. Bu şekilde vadeli piyasada yapılan işlemlerle döviz kurlarındaki olası değiş-melere karşı güvence sağlanmış diğer bir deyişle kur riski ortadan kalkmış olur. Ancak, vadeli işlem güvencesi döviz işlemlerinde olduğu kadar menkul kıymetler, altın ve emtia borsalarında da yapılabilir. (Seyidoğlu, 2002,s.689.)


VADELİ MARJl

(Forward Margin):

Vadeli döviz kurunu elde etmek için anında teslim (spot piyasa) kuruna eklenen ya da ondan çıkarılan fark, miktar. Örneğin doların mark karşısında spot kuru

1.00 $ = 2.00 DM ve üç aylık vadeli marjı (+ 0.05) olsun Bu bize doların üç aylık vadeli mark kurunun 1.00 $ = 2.05 DM olduğunu ifade eder. Diğer bir deyişle, bu durumda vadeli kur primlidir. Fakat eğer söz gelişi vadeli marjı (-0.02) biçiminde olsaydı o takdirde vadeli kur, 1.00 $ = 1.98 DM olacaktı. Bu durumda ise vadeli kurda bir ıskonto söz konusudur.

(Seyidoğlu,2002,s.689.)


VADELİ MEVDUAT (Time Deposits): Belirli bir süre sonunda, faiziyle birlikte çekilmek üzere bankalarda açtırılan mev-duat hesabıdır. Bu tür hesaplara vadesiz mevduat hesaplarına göre daha yüksek bir faiz ödenir. Özellikle küçük tasarruf sahip-leri, birikimlerini bankaya vadeli olarak yatırarak faiz geliri sağlarlar. Ancak vadeli mevduat yalnız tasarruf mevduatından iba-ret değildir; resmi ve ticari mevduat ile bankalar mevduatı, vadeli mevduatın diğer bölümleridir. Türkiye'de vadesi bir yıla kadar olan mevduat hesaplarına ihbarlı mevduat hesabı, bir yıldan daha uzun olanlara da yalnızca mevduat hesabı den-mektedir. Seyidoğlu, 2002,s.689.)
VADELİ PİYASA MÜDAHALELERİ (Forward Market Intervention):

Merkez bankasının anında teslim (spot) ve vadeli döviz kurlarının yapısını ve faiz oranlarım etkilemek Üzere vadeli döviz piyasasında yaptığı alım ve satım işlemleri. Genellikle ülke parasına karşı girişilen spekülatif akımları geçiştirmek için başvurulan bir yoldur. Diyelim ki. spekülatörler doların değer kaybedeceğini umarak ellerindeki dolar fonlarını mark'a çevirip yurt dışına ihraç etmeye (veya kendi ülkesinde eurodolar piyasasına yatır-aya) başlamışlardır. Bunu önlemek için Merkez Bankası, anında teslim piyasasında dolar alışları, vadeli piyasada ise dolar satışları yapar. Spot piyasadaki alışlar dolar fiyatlarını yükseltir; aynı zamanda bunun karşılığında emisyona başvurulması da para arzını artırarak faiz oranını düşürür. Diğer yandan. vadeli piyasada yapılan satış işlemleri de doların vadeli kurunu düşürücü etkide bulunulan döviz kurlarının yapısında böyle bir değişmenin etkisi ne olur? Anında piyasa kurlarının yükselmesi ellerinde döviz bulunup bunu satmak isteyenleri bu piyasaya girmeye özendirir; bu da ülkenin döviz girişinin anması demektir. Diğer yandan, döviz satın alışı yapacak olanlar da daha ucuz olduğu için, anında teslim piyasasından vadeli piyasaya yönelirler. Bu da bugünkü döviz çıkışının azalması anlamına gelir. Böylece ülke şimdiki giderleri daha sonraya ertelemek ileriki gelirleri de önceye almak oyluyla içinde bulunduğu durumda buhranı bir ölçüde hafifletmiş olur. Bu bir anlamda çelişki gibi görülebilir; çünkü ilerde gelirler azalacak, giderler ise artacaktır. Ancak burada ülkenin amacı, zaman ka-anaktır. Buhran geçtikten sonra ilerde du-umun düzeleceğini ümit etmektedir.

(Seyidoğlu, 2002,s.689.)
VADESİZ KREDİ

(Call Loan):

Talep edildiği anda ödenmek koşuluyla verilen kredilerdir; örneğin, gösterildiğinde bedelinin ödenmesi gereken (at call) senetler vadesiz senet sayılırlar. Birçok ülkede vadesiz krediler bankaların “rezerv aktifleri” arasında yer alır. Batılı sana-ileşmiş ülkelerde vadesiz krediler, para piyasasında önemli bir yer tutarlar.

(Seyidoğlu, 2002,s.690.)
VADESİZ MEVDUAT HESABI

(Demand Deposits):

Ticari bankalarda açtırılan, belirli bir süresi olmayan, her an geri çekilebilecek durumdaki mevduat hesapları. Faiz oranları vadeli mevduat'a göre daha düşüktür. Hatta Batılı ülkelerde, bankalar parayı saklamaların karşılığı olarak bu tür hesaplardan bir komisyon bile alabilirler. Çek sisteminin yaygın olduğu bu ülkelerde vadesiz mevduat hesapları, üzerine çek çekilerek kullanılırlar. Ayrıca günümüzde bankamatik kartlarının yaygınlaşması ile bu hesapların önemi daha da artmıştır. O bakımdan vadesiz mevduat hesapları dolaşımdaki para gibi likit bir varlık durumundadır ve bunlar toplam para arzının bir bölümü olarak kabul edilirler. Va-esiz mevduat ikiye ayrılabilir:

(a) Asıl mevduat: Banka hesabına yatırılan paralardan kaynaklanan mevduattır.

(b) Türemiş mevduat: Bankaların açtıkları kredilerle yaratılan mevduatı ifade eder. Türemiş mevduat aracılığıyla bankalar iş hayatının ihtiyaçlarını karşılar ve para arzını arttırırlar

(Setidoğlu,2002,s.691.)
VAKIF

(Foundation, Pious Foundation):

Medeni Kanunu’nda (m. 101) vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca tahsis etmeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları olarak tanımlanır. Vakıflarda Üyelik olmaz. Vakıf kurma iradesi, resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açık-lanır. Vakıf senedinde vakfın adı, amacı, bu amaca tahsis edilen mallar ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim biçimi ile yerleşim yeri gösterilir. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tes-cil ile tüzel kişilik kazanır. Vakıflar ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğü‘nde tutulan merkezi sicile kaydedilir. Vakıf mallarının, vakfın amaçları doğrultusunda kullanıl-masını sağlamakla görevli bir Vakıf Yö-netim Kurulu vardır. Bir kişi, gerekli parayı ya da malları koyarak vakıf kura-bileceği gibi, birden çok kişi de işbirliği yaparak vakıf oluşturabilir. Vakıfların amacı, kar sağlamak değildir; genellikle çeşitli toplumsal alanlarda hizmet vermek, hayır işleri görmek üzere kurulurlar.

(Seyidoğlu, 2002,s.691.)
VALORiZASYON (Valorization):

Bir ekonomik varlığın değerini, belirli bir düzeyde korumak üzere ilgili hükümet kuruluşu veya kartel tarafından girişilen faaliyetler. Örneğin Brezilya Hüküme-ti'nin, kahve fiyatları belirli bir düzeye yükselinceye kadar, piyasadan kahve satın alarak stok yapması veya fazla ürünü imha etmesi gibi.

(Seyidoğlu, 2002,s.691.)
VALÖR:

Faizin başlangıç tarihini ifade eder. Yatı-rılan paralar için izleyen iş günü, çekilen paralar için de aynı gün valör olarak kabul edilir.

(Seyidoğlu, 2002,s.691.)
VARDİYA (Shift):

İtalyancadaki “guardia”dan gelir. Gemilerde beklenen nöbet ya da nöbet yeri demektir. Ancak zamanla kapsamı geniş-lemiştir. Bugün nöbetleşe çalışma ya da günün belli saatleri arasındaki çalışma sürelerini ifade eder. Bazı faaliyet alanlarında, özellikle işin süreklilik göster-mesi dolayısıyla, sekizer saatlik üç vardiya halinde bütün gün ve gece çalışılabilir.

(Seyidoğlu, 2002,s.691.)
VARDİYA SİSTEMİ

(Multishift Opreation:

Bir fabrika veya işyerinde Üretimde hiç aksama olmayacak biçimde işçilerin iki ya da üç nöbet halinde çalıştırılması. Demir çelik gibi Üretimin süreklilik gerektirdiği işlerde vardiya sistemine göre çalışılır. Bunun gibi, yüksek talebi karşılamak için üretimi artırmanın gerekli olduğu durum-larda da üç vardiya çalışılarak üretim 24 saat boyunca sürdürülür.

(Seyidoğlu, 2002,s.691.)
VARLIGA DAYALI MENKUL KIYMETLER :

3494 sayılı yasayla getirilmiştir. Bu yasada "alacaklar ve duran varlıklar karşılık gösterilerek yarlığa dayalı menkul kıymet-ler ihraç edilebilir" denilmektedir. Bu varlıkların ihracında tahvil ve sermaye piyasası aracı niteliğindeki diğer borçlan-ma araçları limitinin üzerine çıkılabil-mektedir. Varlığa dayalı menkul kıyme-tlerin (VDMK) ihracı ye halka arzı ama-cıyla kurulan anonim ortaklıklar Genel Fi-nans Ortaklıkları olarak tanımlanır. 1992 tarihli bir Sermaye Piyasası Kurulu tebli-ğine göre VDMK'lere konu olabilecek ala-cak türleri arasında şunlar yer alır:

(a) Bankaların gerçek kişilere açtıkları bireysel tüketici kredileri ile finansman şirketlerinin gerçek ve tüzel kişilere açtık-ları krediler.

(b) konut kredileri,

(c) finansal kiralama sözleşmelerinden doğan alacaklar,

(d) ihracat işlemlerinden doğan alacaklar, (e) diğer alacaklar (banka dışı anonim ortaklıkların ve KİT'lerin taksitli satışlar-dan doğan senede bağlı alacakları), (t) Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla verilen TC. Ziraat Bankası'nın senede bağlı alacakları,

(g) Halk Bankası’nın esnaf, sanatkâr ve küçük işletmelere açtığı ihtisas kredileri ve (h) gayrimenkul yatırım ortaklıklarının portfolyolarındaki gayrimenkullerin satış sözleşmelerinden kaynaklanan senetli alacakları. Bankalarla Genel Finans Ortak-lıkları yukarıda sayılan her tür alacakları temellük ederek, bunların karşılığında VDMK ihraç edebilirler. Bu özellikleri dolayısıyla söz konusu menkul değer, bir anlamda ABD’deki "mortgage" diye adlan-dırılan menkul değere benzetilebilir. Çünkü bunlar da şirketlerin alacaklarını likidite etme olanağı sağlayarak bir tür menkul değer niteliği taşımaktadır. Ancak şirketlere (finansal şirketler hariç) kendi alacaklarını kendilerinin menkul kıymete dönüştürmeleri hakkı tanınmış değildir. Bu işlem için Genel Finans Ortaklıkları (GFO) adlı yeni bir kurum getirilmiştir. GFO kurulabilmesi için Sermaye Piyasası Kuru-lu’nun izninin yanında anonim şirket ola-rak kurulmuş olmak, belirli bir sermayeye sahip olmak, hisse senetlerinin nakit karşı-lığı çıkartılması, vs. gibi koşulların yerine getirilmesi gerekir. VDMK'lar ıskonto esasına göre kurulmuş olabileceği gibi dö-nemsel ve değişken faiz ödemeli olarak da kurulmuş olabilirler.

(Seyidoğlu, 2002,s.691.)



VARLIK (Existence, WeaIth):

Var olma durumu, mevcudiyet. Bir kimsenin sahip olduğu para, mal, mülk miktarları, zenginlik durumu ya da serveti. Ayrıca oluş ve yok oluşun karşıtı olarak gelip geçici olmayan şey, ebedi gibi anlam-lara da gelir.

(Seyidoğlu, 2002,s.692.)
VARLIK DEGERİ (Asset Value):

Buna defter değeri, kayıtlı değer, net defter değeri gibi isimler de verilebilir. Çeşitli muhasebe ilkeleri uyarınca belirlenmiş olan işletme varlıklarının değerini ifade eder. Hesaplanma yöntemleri genellikle maliyet bedeli ile değerlendirme temeline dayanır. Uzun süreli sabit varlıklar, bilân-çoya maliyet bedellerine göre kayde-dilirler. Bunlardan amortismana tabi olan-lar için maliyet bedelinin belli bir kısmı her yıl masraf olarak gösterilir ve sonunda değerleri sıfırlanır. Böyle bir varlığın net defter değeri, maliyet bedelinden birikmiş amortismanlarının çıkartılmasıyla elde edi-lir. (Seyidoğlu, 2002,s.692.)


VARLIK VERGİSİ (Wealth Tax):

Türkiye'de ikinci Dünya Savaşı sırasındaki olağanüstü koşullar altında bir defalık olarak konulan bir Senet Vergisi. 1924 yılında çıkartılmıştır. Savaş yıllarında ülke-de enflasyon artmış, karaborsacılık yay-gınlaşmış ve bunun sonucunda aşırı kazanç sağlayan bir zümre ortaya çıkmıştı. Varlık Vergisi bu kazançların vergilendirilmesi amacıyla çıkartılmıştır. Ancak matrahı ve oranı yasayla belirtilmiş olmayıp yurt-taşların belirlenebilen varlıklarına ve tah-minlere dayanarak alınıyordu. Vergiyi ödemeyenlerin de bedensel olarak çalış-tırılmaları öngörülmüştü. Varlık vergisinin, idarenin takdirine bırakılması büyük hak-sızlıklara neden olmuştur. Ayrıca Hükümet beklediği gelirleri de toplayamamıştır.

(Seyidoğlu, 2002,s.692.)
VARMA KURAMI ( The Varma Theory):

Kabul anlamındaki bir irade bildiriminin ilgiliye ulaştığı andan itibaren sözleşme hükümlerini yürürlüğe gireceğini ileri süren hukuksal kuram… Medeni Ka-nun’umuzdaki hükümler genellikle bu ku-rama uygundur. (Hançerlioğlu, 1973, s.467.)



VASIF (Qualification):

Arapçadır; özellik, nitelik demektir. İşçi için kullanıldığında beceri sahibi, yetişkin, kalifiye eleman anlamına gelir.

(Seyidoğlu, 2002,s.693.)
VASIFLI İŞÇİ (Skilled Labor):

Mesleki veya teknik eğitim ya da kazanılan deneyimler sonucunda bir işte bilgi, beceri ve el alışkanlığı edinmiş işçileri ifade eder. Üretimde verimliliği, vasıfsız ya da düz işçiye göre daha yüksektir. Vasıflı emeğin yetiştirilmesi önemli bir sermaye yatırımı ve zaman gerektirir. Az gelişmiş ülkelerde kalkınma hızını sınırlandıran; faktörlerden birisi de yeterli nitelik ve miktarda vasıflı emek bulunmamasıdır.

(Seyidoğlu,2002,s.693.)
VASIFLI İŞGÜCÜ HİPOTEZİ

(Skilled Labor Hypothesis):

Uluslararası Ticaret Teorisi’nde Ülkelerin neden dış ticaret yaptıklarım açıklama amacı güden bir görüş. Leontief Para-doksu’nun başlattığı tartışmalar çerçe-vesinde Keesing ve Kenen gibi yazarlar tarafından ortaya atılmıştır. Buna göre, belirli türlerdeki mesleki ve nitelikli işgücü bakımından zengin olan ülkeler, üretimi büyük ölçüde bu sektöre bağlı olalı malları daha ucuza üretir ve bu mallarda uzmanlaşırlar. Tersine, vasıfsız emeğe zengin biçimde sahip olan ülkeler de vasıfsız emek yoğun mallarda karşılaş-tırmalı Üstünlük e1de ederler. Faktör Donatımı Teorisi ile vasıflı emek hipotezi arasında büyük bir benzerlik vardır. Çünkü gerek fiziki sermayenin yaratılması, gerekse işgücünün eğitilmesi tasarrufu gerektirir. Nitekim gerçek hayatta vasıflı emek-yoğun mallarla sermaye yoğun mal-lar hemen hemen birbirinin aynısıdır. O bakımdan bazı yararlar, bu ikisinin "türe-tilmiş" kaynaklar adı altında birleş-tirilmesini önerirler. (Seyidoğlu, 2002, s.693.)


VASIFSIZ EMEK (Unskilled Labor):

Mesleki ve teknik bakımdan eğitimsiz, deneyim sahibi bulunmayan işgücü. Daha çok kol ve beden gücü ile çalışan işçileri ifade eder. Üretimde vasıflı işçi kadar verimli değildir. Yüksek doğurganlık oranları dolayısıyla, az gelişmiş ülkeler, genellikle vasıfsız emeğe bol olarak sahiptirler. Ancak bu ülkelerin, kalkın-maları için asıl ihtiyaç duydukları faktör vasıflı emektir. Bununla birlikte emeğin eğitilerek vasıflı duruma getirilmesi önemli bir yatırımı gerektirir. Bu da eğitimin kalkınmadaki önemini ifade etmektedir. Birçok az gelişmiş ülkenin, eğitim yatı-rımlarının gerektirdiği sermayeyi karşı-layacak bir kapasiteye sahip bulunmadığı bilenen bir gerçektir.

(Seyidoğlu, 2002,s.693.)
VASİVET (Testament):

Arapçadan gelir; bir kimsenin hayatta iken, ölümünden sonra yapılmasını istediği şeyler hakkında verdiği emirler veya bulunduğu istekler. Vasiyet yoluyla mira-sın üçüncü kişilere veya kuruluşlara geç-mesi arzulanabilir. Bu konu Medeni Kanunumuzun Üçüncü Kitabında düzen-lenmiştir. Bu konudaki bazı kuraııar şöyle belirtilebilir: Vasiyet yapacak kişinin on beş yaşını doldurmuş olması ve temyiz gücüne sahip bulunması gerekir. Vasiyet resmi senetle vasiyet edenin kendi el yazısıyla veya sözlü olarak yapılabilir. Resmi vasiyet senedi tanıklar önünde ve noter, sulh hukuk hâkimi veya görevli memur tarafından düzenlenir. Sözlü vasi-yet, vasiyetçinin son isteklerini iki tanığa anlatması ve onların buna göre bir vasiyetname yazmakla görevlendirmesi biçiminde olur. El yazısıyla yazılan vasi-yetnameye yer ve tarih konulması, bunun imzalanması ve baştan sona vasiyette bulunanın kendi el yazısıyla yazılması gereklidir. Ölümden sonra çıkan vasiyet-name sulh mahkemesi tarafından açılır. Vasiyetnameyi düzenleyen veya saklayan herkes yasaya göre bu görevi yerine getirmekle sorumludur.

(Seyidoğlu, 2002,s.693.)


VASSALLIK (Vassalage):

Toprak sahiplerinin kendilerinden daha büyük ve daha güçlü toprak sahiplerine bağlılığı… Ortaçağa özgü bir feodal üretim düzeni kurumudur. Feodal dizge, IX. ve X. Yüzyıllarda değişime uğramış, askersel gedikler babadan oğla geçer bir çeşit timar’a dönüşmüştü. Bütün toprak sahip-leri, kendilerinden daha güçlü bir toprak sahibine bağlanmak ve onun vassalı olmak zorundaydılar. Vassal, senyöründen bir yurtluk alıyor ve silahlı adamlarıyla birlikte dövüşme gücünü onun hizmetine veriyordu. Her senyörün birçok vassalı vardı, ama o senyör de daha güçlü bir senyörün vassalıydı. Vassallık, başlangıçta özel sözleşmelerle yapılıyordu. IX. yüzyılın ikinci yarısında kral fermanıyla zorunlu bir duruma geldi. Böylelikle, toprak sahipleri arasında, en üstteki krala bağlı olarak bir aşama düzeni kurulmuş oluyordu. Gerçekte bu, çok iyi örgütlenmiş bir sömürü düzeniydi. Bu sömürü düze-ninin en üstünde kral, onun altında da ona bağlı senyörler, onun altında vassallar ve vassalların vassalları, en altta da şövalye adıyla anılan ve sözde kahramanlıklarıyla geçinen meteliksiz soylular bulunuyordu. Tümünün altında da ezilen halk ve köylüler vardı. Sömürülen zanaatçi halk ve toprak kölesi köylüler, bu koca asalaklar düzenini beslemek için gece-gündüz deme-den çalışıp duruyordu. Ne var ki Tanrı da bu asalakları korumaktaydı, Katolik kili-sesi bu sömürü düzenine kanat germişti.

(Hançerlioğlu, 1973,s.467.)

  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©www.azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə