KİŞİLİk hakki karşisinda basin öZGÜRLÜĞÜNÜn sinirlari ömer Mallı




Yüklə 105.44 Kb.
tarix20.04.2016
ölçüsü105.44 Kb.
KİŞİLİK HAKKI KARŞISINDA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SINIRLARI

Ömer Mallı

Özet:

Hukuk düzeni içinde kimi zaman ayrı ayrı korunan değerler, çatışma içine girebilirler. Bugün özellikle basının toplumdaki öneminin artması ve gelişen teknolojinin yardımıyla birlikte basın özgürlüğü ile kişilik hakkı sıkça karşı karşıya gelmektedir Hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı anda koruması söz konusu olamayacağından bu değerlerden hangisinin, hangi durumlarda diğerine karşı korunacağı sorunu ortaya çıkar.

Bu çalışmada kişilik hakkı ve basın özgürlüğünün kapsamı, basının kişiliğe yaptığı müdahalelerin ne zaman hukuka uygun kabul edileceği, basın özgürlüğünün kişilik hakkı karşısındaki sınırlarının neler olduğu, doktrindeki çeşitli görüşler ve yargı kararları ışığında incelenmiştir.

Anahtar Sözcükler: Kişilik Hakkı, Basın Özgürlüğü, Kişilik Haklarının İhlali, Basın ve Kişilik Hakkı.

GİRİŞ

II. Dünya Savaşı’nda insanlığın çok büyük acılar yaşaması bugün, kişinin devlet otoritesine karşı korunması gerektiği düşüncesini daha da kuvvetlendirmiştir. Anayasalar ve uluslararası sözleşmelerde kişi, devletin saldırılarına karşı koruma altına alınmıştır. Ancak dikey düzeyde gerçekleşen bu korumanın kişinin tam olarak korunmasını sağlayamadığı, kişilik değerlerinin, gelişen teknolojiyle beraber özel kişiler tarafından da saldırıya maruz kalabileceği görülmüştür.

Günümüzde kişiliği tehdit eden en büyük araçlardan biri basındır. Ancak basın aynı zamanda demokratik bir toplumun en önemli ve vazgeçilmez araçlarından birisidir. Demokratik düzenin temel unsuru olan basın, gelişen teknoloji ve magazin kültürünün artması ile kişiliği daha çok tehdit eder hale gelmiştir. Demokratik bir düzenin öznesi olan kişinin çıkarları ile yine demokratik düzenin vazgeçilmez unsuru özgür basının çıkarları çatışır olmuştur. Bu durum, çatışmanın nasıl çözümleneceği sorununu ortaya çıkarmıştır.

Çalışmamızda kişilik hakkı karşısında basın özgürlüğünün sınırını belirlemeye çalışacağız. Öncelikle ‘kişilik hakkı’ ve ‘basın’ kavramaları açıklanacak, daha sonra çatışma durumunda hangisine üstünlük sağlanacağı incelenecektir. Son olarak da geçtiğimiz yıllarda yaşanan başbakan-karikatürcüler çatışması ve sonuçları hukuka uygunluk açısından değerlendirilecektir.



I. KİŞİLİK ve KİŞİLİK HAKKI

A.Kişi ve Kişilik

Hukukun en temel amacı; sosyal bir varlık olan insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemek, insanların güvenliğini sağlamak, hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır. Hukukun merkezinde insan (kişi) ve insanların birbirleriyle olan ilişkileri bulunur. (ESENER, 2001:65)

Kişi kavramı hukukta hak ehliyetine sahip varlıkları karşılamaktadır. Hak ehliyetine sahip varlık olarak ilk önce akla insan gelir. Oysa kişi kavramının tüm insanları kapsayacak şekilde kullanılması yenidir. Tarihsel sürece baktığımızda kişi kelimesinin kökeni olan “persona’’ Eski Yunan’dan gelmektedir. Önceleri tiyatro oyuncularının sahnede taktıkları maske anlamına gelirken, Roma’da insan bedeni anlamını kazanmış ve köleleri de kapsayacak anlamda kullanılmıştır. Oysa köleler bugünkü kişiler anlamında haklara ve borçlara sahip değildiler. (ÇELEBİCAN KARADENİZ, 2004:126; GÜRKAN, 1995:41). Günümüzde artık tüm insanlar hukuk düzeninin öznesi olarak kabul edilmiştir. Ayrıca bugün hukuk düzeni, insanlar yanında kişi veya mal topluluklarını da kişi olarak kabul etmiştir. (DURAL ve ÖĞÜZ, 2002:7 )

Kişi; biyolojik ve fizyolojik bir varlık olması sebebiyle maddi bir varlığa (bedene), psişik ve sosyal bir varlık olması sebebiyle de manevi (ruhsal uyum ve dengesi, şerefi, haysiyeti… vb.) ve iktisadi (mali itibarları, ödeme gücü… vb.) varlıklara sahiptir. Kişi tüm bu varlılarıyla toplum içinde yer edinir, bireyselleşebilir ve kendini geliştirebilir. Tüm bu değerler hep beraber kişilik kavramını oluşturur. Yani kişilik hak ve borçlara sahip olabilmenin yanında hukuki işlem yapabilme ehliyeti, kişinin kişi olması sebebiyle sahip olduğu hayatı, vücut tamlığı, haysiyeti, sırları gibi maddi ve manevi değerlerin tümüdür.1 (DURAL ve ÖĞÜZ, 2002:8; ZEVKLİLER v.d., 1999:211; AKİPEK ve AKINTÜRK, 2004:357; OĞUZMAN v.d., 2002:114; ARPACI, 2000:103: )



B.Kişilik Hakkı

a. Genel olarak

Kişilik ve kişiliğe verilen önem sosyal çevre, toplumsal değer yargıları ve kültürle yakından ilgili olduğu için zamandan zamana ve mekândan mekâna değişim gösterir (SERDAR, 1999:22). Antik Çağ’da kişi doğadaki yeriyle önem taşırken, Orta Çağ’da kendini dine ve Tanrı’ya göre konumlandırmış ve Yeni Çağ’da kişilik, kişinin varlığı, kişinin salt insan olması sebebiyle önem kazanmıştır (SİEBERT çeviren Bilge Öztan,, 1969:224; ESENER, 2001:66). Kişiliğin öneminin bu değişimi özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra kişiliğin devlete ve üçüncü kişilere karşı korunmasının giderek artması şeklinde olmuştur.2

Son yarım yüzyılda anayasalarda ve çeşitli bildiri ve sözleşmelerde kişilik, özellikle devletten gelebilecek saldırılara karşı koruma altına alınmıştır. Anayasamız 12. maddesi ile herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğunu belirtilmiş, 17. maddesinden itibaren ise çeşitli kişi hürriyetlerini güvence altına alınmıştır. Bunu yanı sıra 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde3, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde4, 16 Aralık 1966 tarihli Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde5 kişiliği koruyan hükümler yer almıştır.

Kişilik hakkı için doktrinde çok çeşitli tanımlar yapılmıştır. Genellikle yapılan tanımlar çeşitli kişisel değerlerin sayılarak kişilik hakkının bunlar üzerinde bir hak olduğunun ifade edilmesi şeklindedir (KILIÇOĞLU, 2008:3). Genel olarak kişilik hakkını kişinin toplumda yer alabilmesi ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi için tüm maddi manevi değerleri üzerindeki hak olarak tanımlayabiliriz. Bu hak kişiye; üçüncü kişilerden kişilik hakkına saygı gösterilmesini ve kişilik değerlerine dokunulmamasını isteme yetkisini verir6 (ZEVKLİLER v.d., 1999:444; (AKİPEK ve AKINTÜRK, 2004:360 ).

Kişilik değerleri çok çeşitli olsalar da kişilik hakkı tüm bu değerler üzerinde mevcut olan tek bir haktır (ZEVKLİLER v.d., 1999:444; DURAL ve ÖĞÜZ, 2002:92; AKİPEK ve AKINTÜRK, 2004:363; OĞUZMAN v.d., 2002:116; ARPACI, 2000:105). Hukukumuzdaki pozitif düzenlemeler de bu yöndedir. TMK 24’te ve BK 49’da tek ve genel mahiyette kişilik hakkından bahsedilmiştir. Kişilik hakkı çerçeve hüküm olarak düzenlenmiş, içeriğinin doldurulması hâkime bırakılmıştır (ZEVKLİLER v.d., 1999:445). Bu düzenleme yerindedir; çünkü kişilik hakkının içeriği yere ve zamana göre değişebilir. Günümüzde teknolojide ve insanların yaşayış şekillerinde meydana gelen hızlı gelişim de düşünülürse kişiliğin mahiyeti ve kişiliğe saldırı çeşitlerinin değişmesi kaçınılmazdır. Unutulmamalıdır ki kişilik hakkının içeriği, saldırı şekillerini belirlerken, saldırı çeşitleri de kişilik hakkının içeriğini belirler (TANDOĞAN, 1963:9). Hâkim TMK 1 doğrultusunda tüm bunları dikkate alarak bu çerçevede hükmün içini doldurmalı ve bu saptamayı yaparken sadece özel hukuk kurallarından değil; özel hukuk kuralları yanında Anayasa ve uluslararası sözleşme hükümlerinden de yararlanmalıdır (DURAL ve ÖĞÜZ, 2002:93; KARAYALÇIN, 1962:252).

Yasakoyucu genel bir kişilik hakkı yanı sıra bazı özel kişilik haklarını ayrıca düzenlemiştir. Örneğin isim üzerindeki hakkı TMK md 26 ayrıca korumaya almıştır. Bundan başka BK 47, FSEK 14 vd. gibi hükümlerle bazı kişilik değerlerini özel olarak korumuştur DURAL ve ÖĞÜZ, 2002:92; SERDAR, 1999:22). Özel olarak bazı kişilik değerlerinin korunması, kişilik hakkının tekliğine aykırı bir durum değildir. Zira burada bazı kişilik haklarının korunmasını kolaylaştırma vardır (SERDAR, 1999:23).



b.Kişilik hakkının özellikleri ve içeriği

Kişilik haklarını diğer haklardan ayıran çeşitli özellikleri vardır. Kişilik hakkı bir şahıs varlığı hakkıdır, maddi olarak ölçülemez; ancak unutulmamalıdır ki kişilik haklarının ihlali bazı parasal sonuçlara yol açabilir. Kişilik hakkı mutlak bir haktır; kişi kişilik haklarına saygı gösterilmesini herkesten isteyebilir. Kişiye sıkı sıkıya bağlıdır. Kişilik hakkı bir başkasına devredilemez ve kişilik hakkından vazgeçilemez, haczedilemez, iflas masasına geçmez. Doğumla kazanılır ölümle sona erer, mirasçılara intikal etmez (ZEVKLİLER v.d., 1999:445-446; DURAL ve ÖĞÜZ, 2002:95; AKİPEK ve AKINTÜRK, 2004:366; OĞUZMAN v.d., 2002:117; ARPACI, 2000:106).

Kişilik değerleri zamandan zamana değişmekte, toplumsal gelişmeyle beraber genişlemektedir. Hangi değerlerin kişilik değeri olduğunun tespiti hâkim tarafından yapılacaktır. Ancak yine de doktrinde kişilik hakkının içeriği bazı ayrımlara tabi tutularak hem konunun anlaşılması kolaylaştırılmış hem de uygulamaya yol gösterilmiştir. En yaygın yapılan ayrım; maddi kişisel değerler, manevi kişisel değerler, mesleki ve ticari değerler ayrımıdır.

Maddi kişisel değerler: İnsanın eksiksiz ve sağlıklı bir bedensel varlığa sahip olması ve bunu sürdürebilmesini sağlayan yaşam, beden tümlüğü ve sağlık gibi değerlerdir (ZEVKLİLER v.d., 1999:449). Kişinin fiziksel olduğu kadar ruhsal sağlığı da maddi kişisel değerler içinde yer alır. Kişinin bedeni üzerindeki kişilik hakkı mutlaktır. Bu alana yapılacak müdahalelerde kişinin rızası ancak ahlaka ve adaba uygun ve sınırlı bir alan için geçerlidir. Örneğin; hukukumuzda kişi hayatından rızası ile vazgeçemez (DURAL ve ÖĞÜZ, 2002:97).

Manevi kişisel değerler: Kişinin daha çok toplumsal bir varlık olmasından kaynaklanan değerlerdir. Kişinin şerefi ve haysiyeti, kişinin özel hayatı, özgürlükleri, adı, resmi gibi değerler manevi kişisel değerlerdir. Manevi değerler, maddi değerler gibi mutlak bir koruma altında değildir. Toplumsal yaşamın bir sonucu olarak daha sınırlı olarak korunur (DURAL ve ÖĞÜZ, 2002:120).

Mesleki ve ticari değerler: kişinin ekonomik hayatta var olabilmesi, kendini iktisadi olarak geliştirebilmesi de bir kişilik değeridir. Ancak mesleki ve ticari değerlerin diğer kişilik değerlerinden farkı parasal sonuçlar doğurmaya elverişli olmalarıdır. (ZEVKLİLER v.d., 1999:472). Kişinin iktisadi varlığı, mesleki şeref ve haysiyeti, mesleki giz alanı bu değerlerdendir (SERDAR, 1999:47).

II. BASIN ve BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

A. Basın Kavramı ve Diğer Kavramlarla İlişkisi

Günlük hayatta basın ile beraber kitle iletişimi, medya gibi kavramlarda kullanılmaktadır. Konunu daha iyi anlaşılabilmesi ve çalışmanın sınırlarının belirlenmesi için bu kavramların da ne anlama geldiğinin açıklığa kavuşturmak gerekir.

Kitle iletişimi; çeşitli araçlardan yararlanılarak, paylaşım amacı ile bilgi, düşünce ve duyguların büyük ve dağınık insan topluluklarına iletilmesidir (İÇEL ve ÜNVER, 2005:10; SALİHPAŞAOĞLU, 2007:10). Medya ise Latincede araç anlamına gelen medius kelimesinin çoğuludur. Kitle iletişim araçları anlamında kullanılmaktadır. Kitle iletişimi; gazete, dergi, kitap, radyo, televizyon, sinema filmi, plak, video, ses ve görüntü diskleri, bilgisayar ve internet gibi çok çeşitli kitle iletişim araçları ile yapılabilir ( SALİHPAŞAOĞLU, 2007:10).

Basın ise çeşitli araçlarla; bilgi, düşünce ve duyguların yazı veya resim şeklinde, kâğıt gibi maddelerin üzerine basılması ve kamuoyuna sunulmasıdır (KILIÇOĞLU, 2008:20). Yani basın; kitle iletişim araçlarından biridir.

Basın, günümüzde teknolojik gelişmelerle birlikte bilginin veya düşüncenin veriliş şekline göre yazılı basın, işitsel (sözlü) basın ve görsel basın olarak ayrımlara tabi tutulmuştur (İÇEL ve ÜNVER, 2005:108; KILIÇOĞLU, 2008:23; SALİHPAŞAOĞLU, 2007:11). Bu ayrıma göre gazete, dergi kitap gibi araçlarla yapılan yayımlar yazılı basın, televizyon, radyo gibi araçlarla yapılan yayımın ise işitsel veya görsel basın olduğu söylenmektedir.

Basının bu şekilde geniş anlamda kullanılması; radyo ve televizyonun görsel veya işitsel basın olarak nitelendirilmesi kimi yazarlarca haklı olarak eleştirilmiştir (SALİHPAŞAOĞLU, 2007:11). Çünkü kitle iletişim araçları gibi üst bir kavram varken; basın kavramının içeriğinin genişletilmesi bazı karışıklıklara yol açabilir. Çünkü yazılı basın olarak adlandırılan gazete, kitap, dergi gibi yayınların tarihi çok eskidir ve hukuki rejimleri farklı oluşmuştur.7 Örneğin Anayasamızda televizyon, radyo, sinema ve benzeri yollarla yapılan yayımların izin şartına bağlanabileceği belirtilirken (26. md); basımevi kurmanın izne ve mali teminat yatırma şartına bağlanamayacağı belirtilmiştir (28. md). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin düzenlemesi de ( 10. md) bu yöndedir (SALİHPAŞAOĞLU, 2007:12).

Bu çalışma içerisinde de basın kavramı basım araçları ile yapılan kitap, dergi, gazete gibi yayınları içeren anlamıyla kullanılmıştır. Ancak kimi zaman basın; basın kurumlarını, basında çalışanları, tüm basın faaliyetlerini kapsayacak şekilde geniş anlamda kullanılır (KILIÇOĞLU, 2008:21).

B. Basının önemi

Gelişen teknoloji ile birlikte; basının toplum içindeki önemi oldukça artmıştır. Haber kaynaklarına ulaşmada yaşanan kolaylıklar, basım tekniklerinin gelişmesi ve yayınların dağıtımının kolaylaşması basının; toplumu daha çabuk ve kolay etkilemesini sağlamış ve basının toplumsal hayatın önemli bir unsuru haline gelmesine neden olmuştur.

Basın demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarından biridir. Birincisi; basın iktidarı ve idareyi yakından takip ederek toplumun yapılanlar hakkında bilgi edinmesini sağlar, ikinci olarak da değişik fikirlerin ortaya çıkmasına, toplum içinde yayılmasına ve tartışılmasına yardımcı olur8 (İÇEL ve ÜNVER, 2005:108). Basın, haber verme ve eleştirme yoluyla kamuoyunun oluşmasını sağlar. Basın demokratik toplumda kamuoyu denetiminin yapılabilmesini sağladığı için önemli bir görev üstlenmiştir. Yargıtay’ın basının görevlerini belirten birçok kararı bulunmaktadır. Yargıtay kararlarından bir tanesinde basının görevini şöyle özetlemiştir:

Basının başlıca görevlerinden birisi ve en önemlisi, zamanında gereken ayrıntıları ile ve doğru olarak ulaştırılmasında kamu yararı bulunan haberleri toplayarak halka, topluma ulaştırmak, böylece toplumun düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşumunu sağlamak (Anayasa md. 26), kamu gücünü elinde tutanlar üzerinde toplumun denetim aracı olmaktır.” (Yargıtay 4.HD. 12.04.1979T. E. 9042, K. 4935 (KARAHASAN, 1981:1215)).

Basın, toplumdaki önemi ve üstlendiği görevi dolayısıyla kimi yazarlarca dördüncü erk olarak adlandırılmış, basının yasama, yürütme ve yargı erklerinin yanında, onları izleyerek kamuoyu oluşturan, kamuoyu denetimini sağlayan dördüncü bir erk olduğu ileri sürülmüştür (KILIÇOĞLU, 2008:50; İÇEL ve ÜNVER, 2005:117). Bu görüş çeşitli açılardan eleştirilmiştir. Öncelikle basının faaliyetleri devlet erkleri içinde değil, özgürlükler alanında yer alır (SALİHPAŞAOĞLU, 2007:7; KABAOĞLU, 1998:292). Diğer taraftan özellikle 19. yüzyıldan sonra gazetelerin siyasi parti organı olmaktan çıkarak kâr amacı güden dev şirketlerin işletmelerine dönmeleri, basının demokratik düzende nerede durduğu konusunda şüphe uyandırmaktadır. Son zamanlarda ülkemizde de yaşanan medya patronlarıyla siyasetçiler arasındaki olumlu ya da olumsuz ilişkilerin, kamuoyunun hangi yönde oluşacağını etkilediği görülmüştür (ADAKLI, 2006:346; haberlerin veriliş biçimleri için bakınız İNAL, 1995:135 )

C. Basın Özgürlüğü

İnsanları diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği; etrafında olup bitenler hakkında muhakeme gücünün olması, neden ve sonuç ilişkilerini gözlemleyerek bazı yargılara varabilmesidir. Bu özellik insanların yaşadığı çevreyi, toplumu, siyasi yapıyı incelemesine ve yaşananlar hakkında sonuçlara varmasına sebep olmuştur. Bu sonuçlar çoğu zaman mevcut durumu tehdit eder niteliktedir. Tarih boyunca mevcut durumdan çıkar sağlayanlar, devletler ve baskın güç grupları insanın bu özelliğini kullanabilmesini sağlayan ifade özgürlüğünü baskı altına almaya çalışmışlardır.9

İfade özgürlüğü demokratik toplumun en önemli şartlarından biri olarak kabul edilir. Çünkü ifade özgürlüğü; bilgiye ulaşmanın, sanatın ve bilimin gelişmesinin, siyasetin, çoğulculuğun, ekonomik hayatın, basın ve yayın organlarının gerektiği gibi çalışabilmesinin temel koşuludur. İfade özgürlüğünün diğer bir önemli yanı ise birçok temel hak ve özgürlüğe kaynaklık etmesidir (DİNÇ, 2005:36; BIÇAK, 2002:44) ( örn. toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkı, basın özgürlüğü, dernek kurma hakkı, susma hakkı vs.)

Tarihsel süreçte, teknik bazı gelişmeler; ifade özgürlüğünün önemini arttırmış ve bu özgürlüğünün tam olarak kullanılabilmesini sağlamıştır (AYHAN, 2006:183). Bölgeler arasında ulaşımın kolaylaşması, matbaaların, posta servislerinin ve ilerleyen zamanlarda gazetelerin kurulması, kitap dergi gibi yayınların artması ifade özgürlüğünün toplumdaki görünürlüğünü arttırmıştır. İfade özgürlüğü, basın aracılığıyla toplumda daha somut hale gelmiştir. Bu durum aynı zamanda ifade özgürlüğünün kısıtlanmasından dolayı en çok gazetecilerin mağdur olmasına da yol açmıştır (MACOVEI, 2008:17).

Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün bir görüntüsünü olarak ortaya çıkmıştır. Hatta birçok anayasa, sözleşme ve bildiride basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün içinde düzenlenmiştir (SALİHPAŞAOĞLU, 2007:13 dipnot 43-44). 1982 Anayasası’nda basın özgürlüğü ifade özgürlüğünden ( 26. md. ) ayrı olarak 28. maddede düzenlemiştir.

Her ne kadar ifade özgürlüğünün bir uzantısı olarak görünse de, basın özgürlüğünün kendine özgü bazı özellikleri vardır. Basın özgürlüğü sadece bir düşüncenin, olayın açıklanmasını değil aynı zamanda kendine özgü bazı durumları içerir. Basımevi kurmanın izin alma ve teminat yatırma şartına bağlanamayacağı, büyük bir ticari sektör haline gelen basın organlarında tekelleşmenin önlenmesi (ADAKLI, 2006:368 tablo 30), basın çalışanlarının iş güvencelerinin sağlanarak çalışanın patronun etkisinden kurtarılması, haber kaynağını açıklanmama hakkı bunlardan en önemlileridir (ÖZEK, 1999:224).

Basın özgürlüğü içerisinde çok çeşitli haklar barındırmaktadır. 1982 Anayasası’nın basın özgürlüğünü düzenleyen 28. maddesi genel bir basın özgürlüğünden bahsetmiş içeriğini belirtmemiştir. Ancak ifade özgürlüğünü düzenleyen 26. maddesinde, ifade özgürlüğünün haber veya fikir almayı ve vermeyi de kapsadığını belirtmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin; AİHM, sözleşmede ayrıca ve açıkça basın özgürlüğünden bahsetmemesine rağmen 10. maddesinde yer alan ifade özgürlüğünü kullanılması bakımından basına, özel bir statü tanıyan birçok içtihat oluşturmuştur (TEZCAN v.d., 2006:219; MACOVEI, 2008:17). 10. maddesinde ise ifade özgürlünün (dolayısıyla basın özgürlüğünün); kanaat sahibi olma, bilgi-fikir alma ve bilgi-kanaat açıklama haklarını içerdiği görülmektedir.

5187 sayılı Basın Kanunu’nun10 üçüncü maddesinde basın özgürdür dedikten sonra, bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerdiğini belirterek açıkça basın özgürlüğünün içerdiği hakları belirtmiştir.

Böylece basın özgürlüğünün; haber, düşünce ve bilgilere ulaşma, haber, düşünce ve bilgileri yorumlama ve eleştirme, bu düşünce bilgileri basıp dağıtabilme ve nihayet ortaya yeni bir düşünce ortaya koyabilmeyi içerdiği söylenebilir (SALİHPAŞAOĞLU, 2007:16).

III. Kişilik Hakkı Karşısında Basın Özgürlüğü

A.Genel Olarak

Hukuk düzeni içinde kimi zaman korunan değerler birbiriyle çatışırlar. İşte basın ile kişilik de çoğu kez karşı karşıya gelir. Basın görevini yerine getirirken kimi zaman kişilerin özel hayatlarına veya sırlarına, şeref haysiyetlerine müdahalede bulunabilir.

Hukuk düzeninin çatışan iki değeri – kişilik hakkı ile basın özgürlüğünü- aynı anda koruması mümkün değildir. Çatışan değerlerden birini diğerinden üstün tutarak mevcut çatışma çözümlenmelidir (KILIÇOĞLU, 2008:151). Gerek kişilik hakkı gerekse basın özgürlüğü, tek başlarına (mücerret olarak) hukuk düzenince koruma altına alınmıştır. Birinin diğerine üstün tutulması belirli bir olayda belirli şartlar altında gerçekleşir. Yani hangisinin diğerine karşı daha çok korunacağı somut olayın şartlarına göre belirlenecektir11 (TANDOĞAN, 1963:20; OĞUZMAN v.d., 2002:140). Kimi zaman çatışan değerlerden hangisinin korunacağı kanunda belirtilmiş olabilir, bu durumda ne yapılacağı bellidir ancak kesin bir düzenleme yoksa Hâkim yine somut olayın özelliklerine göre çatışan değerleri tartacak (KILIÇOĞLU, 2008:153; TANDOĞAN, 1963:17) ve birini diğerine karşı hukuka uygun kabul edecektir. Bu durum ilgili Yargıtay’ın bir kararı şöyledir:

“… Çatışan hak ve ihlal edilen çıkarlar arasındaki sınırın Medeni Kanunu’nun 1. maddesindeki ana kural uyarınca hâkim tarafından büyük bir özenle çizilmesi gerekir. Çünkü kişilik haklarına saldırıda bulunan kimse, eğer üstün çıkarları korumak için davranmışsa, hâlele uğratılan kişilik hakkı korunmadan yararlanamaz. Ne var ki tecavüzün izlediği hedeflerin korunmaya değer bulunması yetmez, başvurulan araçlar yönünden de aşırı davranılmaması gerekir… kişilik haklarının ihlali görünümü taşıyan eylem ve davranışlar, diğer kişilerin ya da kamunun üstün çıkarlarını korumak amacı ile yapılmışsa, doğru amaca yönelik olduğundan hukuka aykırı sayılmaz…” (Yargıtay 4.HD. 08.12.1978T. E. 2086, K. 13877 (KARAHASAN, 1981:1188)).

Basın yoluyla kişilik varlığına müdahale kural olarak hukuka aykırıdır. Eğer basının yaptığı bu müdahale ancak daha üstün bir hakka dayanıyorsa hukuka uygun kabul edilir (TANDOĞAN, 1963:17). Kişilik hakkını koruyan TMK. 24. maddesinde de bu durum “Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” şeklinde belirtilmiştir.

Basın özgürlüğünün kişilik karşısında sınırını belirlerken öncelikle basın tarafından hukuken korunan bir kişilik değerine müdahale edilip edilmediği saptanmalıdır. Hukuken korunan bir kişilik değerinin tespitinde Hâkim; yazılı hukuk kurallarını ve örf adet hukukunu dikkate almalıdır. Gerekirse kendisi hukuk yaratarak korunması gereken bir kişilik değeri olup olmadığını tespit etmelidir (TANDOĞAN, 1963:17). Yine bu tespit sırasında hukuk bir bütün olarak düşünülüp kamu hukukundan da yararlanılmalıdır.

Basının; basın özgürlüğüne dayanarak kişiliğe müdahalesi genel bir kural olarak kabul edilemez (KILIÇOĞLU, 2008:176; DURAL ve ÖĞÜZ, 2002: 124), somut olayın şartlarına göre değerlendirilmelidir. Zira basın özgürlüğü Anayasa’da (28. maddeden 26. maddeye yapılan atıf nedeniyle) başkalarının şöhret ve haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü mesleki sırlarının korunması amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin düzenlemesi de aynı yöndedir.( 10. md).

Basının, kişiliğe yaptığı müdahale uygun amaç için uygun araç ile yapılıyorsa hukuka uygun kabul edilecek ve kişilik hakkına göre daha fazla korunacaktır. (KILIÇOĞLU, 2008:170; DURAL ve ÖĞÜZ, 2002: 124).



B. Uygun Amaç Olarak Kamu Yararı

İki çatışan değerin varlığı tespit edildikten sonra basının yaptığı müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için öncelikle basının uygun bir amaç için hareket etmiş olması gerekir. Basın için nihai amaç kamu yararıdır (KILIÇOĞLU, 2008:179; ÖZEL, 2004:167). Basın gerek yaptığı haberler gerekse yaptığı eleştirirlerle kamu yararını hedeflemelidir. Yargıtay bir kararında basının kamu yararını gözetmesi gerektiğini ve kamu görevi gördüğünü açıklamıştır. Bu karara göre

Basının görevi, toplumu daha doğru bir deyimle genel yararı ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri aydınlatacak bir biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlarda kamuoyunu düşünmeye sevk edecek tarzda tartışmalar açmak; onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek ve uyarmak ve bireyleri, içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları bakımından bilinçlendirmektir. O halde, basın, halka ulaştırılmasında kamu yararı bulunan haberleri zamanında ve gereken ayrıntıları ile ve doğru olarak toplayıp topluma ulaştırdığı, böylece kamuoyunun serbestçe oluşumunu sağladığı ( Anayasa md. 26) ve önemli olarak da kamu gücünü elinde tutanlar üzerinde toplumun denetim aracı olduğu sürece bir kamu görevi niteliğindeki fonksiyonunu eksiksiz yerine getirmiş olacaktır.” (4.HD, 26.12 1977, E. 1976/9260, K. 12506 (KILIÇOĞLU, 2008:184)).

Basının kamu yararını hedeflemesi doğrudan basının toplumdaki işlevi ile ilgilidir. İlgili Yargıtay kararından yola çıkarak basının kamu yararını gerçekleştirmek için basının toplumu ilgilendiren konularda haber vermek, kamu gücünü elinde bulunduranları takip ederek kamuoyu oluşturmak, siyasal ve toplumsal olayları denetlemek ve eleştirmek görevi olduğunu görüyoruz (KILIÇOĞLU, 2008:184 vd.; İÇEL ve ÜNVER, 2005: 110). Basın tüm işlevlerini yerine getirirken kamu yararını amaçlar ve gözetir.

Basının kamu yararını gözetip gözetmediğini tespit ederken haberin veya eleştirinin haber veya eleştiri konusu kişinin toplumdaki yeri ve görevi dikkate alınmalıdır (KILIÇOĞLU, 2008:230; OĞUZMAN v.d., 2002:142; İLKİZ, 1999:58). Kişinin kimliği, toplum içindeki yeri ve görevi, elinde bulundurduğu imkânları, kişiliğine yönelik müdahalelerin sınırının belirlenmesinde kamu yararı ölçütü açısından özellik gösterir. Bu durum özellikle eleştirilere katlanma (şeref ve haysiyete yönelik) ile özel hayata müdahaleler açısından önemlidir.

Kamuoyunda ünlü kişilerin eleştiriye daha açık olmaları, özellikle kamu gücünü elinde bulunduran idareci ve siyasetçiler için, kamu yararı gereğidir. Kimse eleştiriden kaçınamaz, objektif ölçülere dayandıktan sonra herkes, özellikle ünlü kişiler, eleştirilere daha fazla katlanmak zorundadır (ARPACI, 2000: 137; KILIÇOĞLU, 2008:239; DURAL ve ÖĞÜZ, 2002:123). Yargıtay’ da çeşitli kararlarında bu durumu belirtmiştir. İlgili bir kararda:

“…Bugüne kadar mal varlığı ile ilgili eleştiriler zaman zaman bütün siyasi kişiler için yapılmıştır. Siyaset adamlarının, kamuya açık nitelikleri gereği denetime ve eleştiriye bütün yönleri ile açık olmaları görevleri icabıdır. Bu kişiliklerin işlem ve davranışlarının eleştirilmesi ve ötesinde bu eleştirinin sert olması, kamusal ilgi ve kamusal yarar gereğidir. Hatta bu siyasi eleştirinin de doğası gereği sert ve kırıcı olabileceği kabul edilmelidir. Kullanılan ifadeler sert olsa da başbakan olan davacının malvarlığı ile alakalı davalının şüphelerini ifade etmek amacıyla kullandığı sert ve mecazi ifadeler olarak kabul etmek gereklidir…. eleştiri niteliğindeki bu ifadelerin yer aldığı haberde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” Yargıtay 4. HD: 01.11.2007, E. 2006/10218, K. 13321 (KILIÇOĞLU, 2008:237).

Özellikle siyasi kişilerin eleştirilere daha fazla katlanması gerektiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da içtihat edilmiştir. Lingens / Avusturya kararında Mahkeme; siyasi liderler hakkındaki görüşlerin aktarılmasının, kamuoyunun şekillenmesi bakımından çok önemli olduğunu, sözleşmede kabul edilen eleştiri sınırının siyasi kişiler için özel kişilere göre daha geniş olması gerektiğini, elbette siyasilerinde şeref ve haysiyetlerinin korunacağını ancak bu koruma ile siyasi olayın tartışılmasının yararı arasında dengenin kurulması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca bu tip eleştirilerin engellenmesinin ileride yapılacak olası eleştirileri de engelleyebileceğini vurgulamıştır (DİNÇ, 2005:40; BIÇAK, 2002:115).

Kamu yararı ölçütü açısından kişinin kimliğinin önemli olduğu diğer bir nokta ise özel hayata yapılan müdahalelerde görülmektedir. Özellikle siyasetçiler ve idarecilerin özel yaşam alanlarında yaptıkları, görevleri etkileyebilecek davranışların haber konusu yapılmasında kamu yararı vardır. Bu sebeple kamuoyunun önünde olan kişilerin özel hayatlarının sınırı aleyhlerine olarak biraz daha dardır.12 Yargıtay’ın bu yönde birçok kararı bulunmaktadır. Yargıtay bir kararında görüşünü şöyle açıklamıştır:

“ Kamuoyunda belli durumları yönünden tanınmış olanlar; örneğin sanatkâr, politikacı, devlet adamı niteliğindeki kişilerin uğraşları yönünden özel yaşamlarının dokunulmaz ve gizli alanları öteki kişilere göre sınırlıdır. Başkalarının yasanın korunması altında bulunması itibariyle gizliliğine dokunulmayacak olan özel yaşamlarına oranla bu bölüm kimselerin özel yaşamlarının önemli bir bölümü, toplumun tecessüs ve öğrenme isteklerinden uzak tutulamaz. Bu isteğin başlıca gerçekleşme araçlarından biri de basındır. Bununla beraber basının bu hakkı salt ve sınırsız değildir. Duyurmadaki bu hakkı açıkladığı özel yaşamın gerçekdışı hikâyelerle süslenmesine veya konu edilen kişiliğin gülünç duruma düşürülmesine olanak sağlanmayacağı gibi ayrıca bu yolla yayıma konu edilen kişinin küçük düşürülmesine ve haysiyetine, iffetine taarruza olanak sağlamaz.” Yargıtay 4.HD. 28.11.1974 tarih, E. 10763, K. 16320, (KARAHASAN, 1981:1177) .

C. Uygun Araç Olarak İçerik ve İfade şekli (Üslup)

Basının kişiliğe müdahalesinin hukuka uygun olması için diğer bir şart ise basının elverişli araç kullanmasıdır. Uygun araç kullanımından kasıt basının haber verirken ve eleştiri yaparken kullandığı dil, resim, haberin veriliş tarzı, haberin gerçek olması, eleştirinin doğru olması, güncellik gibi haberin veya eleştirinin içeriği ile ifade şeklidir.



a. Gerçeklik ile Doğruluk

Basın görevini iki araçla yerine getirir. Bunlardan ilki haber verme yani olayları aktarma ikincisi ise eleştirme yani değer yargıları aktarmadır.13 Bu ayrımın en önemli sebebi; haberin gerçeğe uygunluğunun kontrol edilebilmesidir. Eleştirinin gerçekliği araştırılamaz, çünkü eleştiri bir değer yargısıdır. Değer yargılarının ancak doğruluğu ( burada yerindelik anlamındadır) araştırılabilir14(KILIÇOĞLU, 2008:36-38). Eğer eleştiri bir olguya dayanıyorsa bu olgunun gerçeğe uygun olup olmadığı araştırılabilir (KILIÇOĞLU, 2008:40).15

Gerçeklik, bir haberin hukuka uygun olabilmesi için aranacak ilk ve en önemli koşuldur. Eğer haber gerçeğe aykırı ise kesinlikle hukuka aykırıdır(DURAL ve ÖĞÜZ, 2002:121; KILIÇOĞLU, 2008:262; OĞUZMAN v.d., 2002:141 ).

Gerçeğe uygunluk bir haberin kesinlikle somut ve maddi gerçekliğe uygunluğu değil, haberin veriliş anındaki oluş ve belirişine uygunluğu belirtir.16 Aksini kabul etmek basın özgürlüğünü büyük ölçüde sınırlar. Çünkü herhangi bir olayın somut gerçekliğinin ortaya çıkması çok uzun sürebilir ve ayrıca basın mensubuna böyle bir zor görev de yüklenemez. Ancak bir haberin gerçeğe ne kadar uygun olduğunu araştırılması elbette gazetecinin görevidir. Gazeteci kendinden beklenen özeni gösterip araştırma yapacak ve ondan sonra haberi yayımlayacaktır. Hatta bu haber kişilere ağır bir zarar verme tehlikesi taşıyorsa, özen yükü daha da artacaktır(OĞUZMAN v.d., 2002:141).17

Gazeteci gerekli tüm özeni göstermesine rağmen haber yine de gerçeğe uygun değilse bu durum hukuka aykırılığı gidermez ancak kusuru etkilediği için açılabilecek davalar bakımından özellik gösterir (DURAL ve ÖĞÜZ, 2002:122; KILIÇOĞLU, 2008:267). Hukuka aykırılığa yönelmiş davaların ( Türk Medeni Kanunu madde 25 uyarınca; önleme, durdurma, tespit davası) açılabilmesi için kusur şart değilken, tazminat davaları için kusur şartı vardır.

Bir haberin gerçekliğe uygunluğunun tespiti kişinin kendi sübjektif görüşüne göre değil, orta seviyedeki bir kişinin anlayışına göre belirlenir (İLKİZ, 1999:50). Bir olaya dayanan eleştirilerde de haberin gerçekliği için gerekli olan şartlar aranacaktır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında:

Haber verme hakkı; gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, konu ile ifade arasındaki fikri uygunluk temel kuralarıyla sınırlıdır. Haber gerçek dışı ise diğer unsurların değerlendirilmesine gerek yoktur. Buradaki gerçekliğin somut gerçekliğe değil, olayın haber verildiği andaki beliriş biçimine uygunluk şeklinde anlaşılması gerekir. Bundan başka açıklamanın gerçeğe uygun olup olmadığı, açılamada bulunanın sübjektif görüşüne göre değil, orta seviyeli okuyucu kitlesinin bundan edindiği objektif intibaya göre tayin edilir. “Gerçeklik” haberin, olayın vukubuluş biçimine uygunluk şeklinde anlaşılmak gerekir. Haberin ancak, olayın maddi gerçekliği saptandıktan sonra verilebileceği kabul edilecek olursa, haber verme hakkı sınırlandırılmış olur.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 18.04.1986 E. 1984/4–792 K.438 (İLKİZ, 1999:51)) diyerek gerçeklik unsuru hakkında etraflıca açıklamada bulunmuştur.



b. Güncellik

Basın yoluyla kişiliğe yapılan müdahalenin hukuka uygun olması için aranan bir diğer şart güncelliktir. Haber ve eleştirilerin belli bir zaman içinde (ki bu zaman toplumsal ilgiye göre belirlenir) yayımlanması gerekir. Ancak güncellik özellikle haberler açısından önemlidir. Güncellik, kamu yararının içerik açısından haberdeki bir görünümüdür. Güncelliğini yitirmiş haber artık kamuoyunun oluşmasına bir katkı sağlamaz dolayısıyla kamu yararını gerçekleştirmez (KARAHASAN, 1981:1231; İLKİZ, 1999:55).Eski bir olay ancak toplumda yeniden önem kazanmasıyla veya kamu yararını gerektirmesi halinde haber konusu olabilir (İLKİZ, 1999:55). Örneğin bir çocuğun cinsel istismarı haberinden yola çıkarak önceki benzer olaylar hatırlatılabilir ve bu olaylardaki artışlara dikkat çekilebilir. Yargıtay ilgili bir kararında:

“…Gerçekten güncel olmayan bir olayın aktarılmasında kamu yararı bulunamaz. Çünkü unutulmuş, hatırlanmasında yarar görülmeyen geçmişteki bir takım davranışların gündeme getirilmesinde böyle bir yarar düşünülemez. Ancak davaya konu olan işte, güncel olan bir durum nedeniyle aynı nitelikteki eski olaylar sergilendiğine göre kamu yararının kabulü gerekir.” (Yargıtay 4. HD: 26.01.1989, E. 6431, K. 424 (İLKİZ, 1999:57)) diye belirtmiştir.

.Yargıtay diğer bir kararında dikkat çektiği önemli nokta güncellik unsurunun, olayın oluş koşullarının bilinmesini ve günün koşulları içinde değerlendirilmesini sağladığıdır. Yargıtay’ın kararı şöyledir:

“… Ancak ileri sürüldüğü gibi bazı dairelerin resmi işlerini yanlış yapmaları eleştirinin gerçek amacı olsa idi haberin günü gününe yeni ve taze bir biçimde verilmesi gerekli iken iki ay beklememesi gerekirdi. Çünkü çoğunlukla bütün haberler günün koşullarına göre ve taze iken değerlendirilir. Alındıklarından başlayarak iki ay bekleyen haberin amacını zayıflatır, hatta tamamen değersiz hale düşürür.” (Yargıtay 4.HD. 13.10.1975 gün, E. 9723, K. 10586 (KARAHASAN, 1981:1231)).

c.İfade Şekli ( Üslup )

Basında yer alan bir haberin ya da bir eleştirinin gerçek ve güncel olması, hukuka uygunluk açısından yeterli değildir. Bir haber ne kadar gerçek olursa olsun, ne kadar kamuyu ilgilendirirse ilgilendirsin, haberin veriliş şekli, haberde kullanılan üslup kişilik hakkının ihlaline yol açabilir (OĞUZMAN v.d., 2002:141). Basın hedeflediği uygun amaç için uygun araçlar kullanmalıdır (TANDOĞAN, 1963:18;KILIÇOĞLU, 2008:277).

Basın görevini yerine getirirken kişilik hakkına en az zarar veren yolu seçmelidir. Kamusal nitelikteki görevini yerine getirirken; doğrudan bu amaca hizmet etmeyen ayrıntılarla kişiliğe müdahale etmemelidir. Kişinin adı, yaşadığı yer, tabiiyeti, cinsiyeti doğrudan haber ya da eleştiriyle ilgili değil ise bu tip bilgilere yer vermemelidir. Nitekim Basın Kanunu 21. madde de yayınlarda bazı kişilerin kimliklerini açıklamak ya da tanınacak şekilde yayın yapmak açıkça yasaklanmıştır. Basın, haber verirken kişiliğe en az zarar veren yolu tercih etmelidir (TANDOĞAN, 1963:19; KILIÇOĞLU, 2008:281).

Yine basının kullandığı ifadeler, kişilik hakkını zedelememelidir. Habere verme ya da eleştirme hakkını aşacak şekilde haber ya da eleştiri kaleme alınmamalıdır. Ancak herhangi bir yazının kişilik hakkına müdahale edip etmediği tespit edilirken, yazıdaki birkaç sözcük tek başına değil, yazı bir bütün olarak değerlendirilmelidir.18

Haberin ya da eleştirinin sunuluş biçimi de hukuka uygunluğu araştırırken incelenmelidir. Haberin ağırlığından veya toplumu ilgilendirmesinden öte bir şekilde sayfalarca verilmesi de hukuka uygunluğu ortadan kaldırabilir. Nitekim 13 Şubat 2006 tarihinde Vakit Gazetesi “İşte O Üyeler” manşetiyle verdiği haberde Danıştay 3. Dairesi hâkimlerinin resimlerini ilk sayfadan, hedef gösterir bir biçimde vermiştir. Bu haberin veriliş tarzı haber verme ve eleştiri sınırı aşan bir ifade ve sunuş biçimi taşıdığı ortadadır.

Yargıtay haberin veya eleştirinin veriliş ve ifade biçimini konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık ya da öz ile biçim arasındaki denge olarak ifade etmiştir. Birçok kararında toplumu ilgilendiren, gerçek ve güncel bir haberin öz ile biçim arasındaki denge kurularak verilmesi durumunda hukuka aykırılığın ortadan kalkacağını belirtmiştir.19 Yargıtay bir kararında durumu şu şekilde açıklamıştır:

Basın haber verme fonksiyonunu yerine getirirken kullanacağı hakkın özel hukuk alanında sınır, gerçeklik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, güncellik, konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık kuralları ile belirlenmiştir. Haber verme hakkı bu sınırlar içinde kalındığı sürece hukuka uyundur. Yukarıda sözü edilen sınırlayıcı temel kurallardan sonuncusu, haber gerçeği yansıtsa bile kullanılacak dil ve ifadenin, yapılacak yorumun, haberin verilişinin gerektirdiği ve zorunlu kıldığı biçim ve ölçüde bulunmasını öngörür. Şayet haberin verilişinde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan beyan, tavsif ve değerlendirmelere gidilecek olursa kişilik hakları ile çatışan basın özgürlüğüne üstünlük imkânsız hale gelir.” (Yargıtay 4.HD. 02.04.2001, E. 2000/11991, K. 2001/3169 (İÇEL ve ÜNVER, 2005:318)).

IV. Örnek Bir Olay “Başbakan ve Karikatüristler”

Recep Tayyip Erdoğan son yıllarda karikatüristlere açtığı tazminat davaları ile gündeme gelmiştir. 5 Nisan 2004’te Sefer Selvi’nin Evrensel gazetesinde yayımladığı karikatür20 ile başlayan davalar silsilesi; 9 Mayıs 2004’te Musa Kart’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde çizdiği karikatür21 ile devam etmiştir. Musa Kart için açılan davanın yerel mahkeme tarafından kabul edilmesine tepki olarak da Penguen Karikatür Dergisi 24 Şubat 2005’te dergi kapağını “Tayyipler Âlemi” olarak yayımlamıştır. Bu kapakta Başbakan sekiz ayrı hayvan ( kurbağa, deve, maymun, ördek, yılan, fil, zürafa ve inek) olarak resmedilmiştir.

Karikatür basının kullandığı açıklama biçimlerinden biridir. İnsan ve toplumla ilgili her türlü olayı konu alarak abartılı bir biçimde veren, güldürücü ve düşündürücü resim olarak tanımlanan (Türk Dil Kurumu Sözlüğü, www.tdk.org.tr) karikatür, bir eleştiri aracı olarak çok kuvvetlidir. Herhangi bir konu ile ilgili sayfalarca anlatılacak bir şey, tek bir karikatür ile kolayca ve etkili olarak anlatılabilir (KILIÇOĞLU, 2008:46). Karikatür sanatı doğası gereği abartı içerir ve toplumun aksak yönleri ile ilgili alay vardır. Ancak aynı zamanda özellikle siyasi karikatürler belli bir siyasal düşünce temeli taşır (TOPUZ, 1998:396).

Yukarıdaki karikatürler, ortaya koyduğumuz ilkeler çerçevesinde incelendiğinde kamu yararı ile ifade şekli ilkesinde tartışma söz konusudur. Siyasetçilerin eleştiriye daha açık olmaları gerektiği hem de karikatürün doğası gereği abartı ve alay içerdiği kabul edilirse, karikatürlerin hukuka uygun olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca yukarıdaki karikatürlerin hepsi Başbakan’ın içinde bulunduğu bir duruma ya da yaptığı bir şeye tepki olarak ortaya çıkmıştır. Keza Yargıtay bir kararında:

Devlet yönetiminde meydana gelecek usulsüz ve devlet politikasına uygun düşmeyen işleri kamuoyuna duyurmak ve bu yolla tartışmaları başlatmak basının görevleri arasındadır. Davacı tamamen kendi iradesiyle yarattığı bu ortamın basın yoluyla eleştirilmesine katlanmak zorundadır. Dava konusu olan yazı gerçek olaylara dayandırıldığından böyle bir olayın basın yoluyla kamuoyu önünde tartışılmasında kamu yararı vardır…” ( Yargıtay 4. HD 23.12.1993 tarih, E. 1993/3762, K. 1993/15152 (İLKİZ, 1999:65)diyerek kişinin kendi iradesiyle başlattığı tartışma dolayısıyla eleştirilmesine katlanması gerektiğini belirtmiştir.

Yukarıdaki karikatür davaları ilk derece mahkemeleri tarafından reddedilmiş ya da kabul edilenler Yargıtay tarafından bozulmuştur 22 23



SONUÇ

Hukuk düzeni içinde korunan değerler kimi zaman birbirleriyle çatışabilirler. Bunun en somut örneklerinden biri kişilik değerleri ile basının karşı karşıya gelmesidir. Hukuk düzenince; kişiliğin daha çok korunması basını iş yapamaz hale getirebilecekken, basın özgürlüğünün daha çok korunması -özellikle gelişen teknolojinin de yardımıyla- kişiyi bir anda tüm kamuoyu önünde savunmasız bırakabilecektir. Bu iki değer arasındaki dengenin iyi kurulması gerekmektedir. Özellikle iç hukukumuz açısından, hâkimlere çok iş düşmektedir. Hâkim önüne gelen olayda karar verirken, bu dengeyi iyi kurmalıdır. Unutulmamalıdır ki basın özgürlüğü demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarından biridir. Özgür bir basın ancak kendisine yüklenen haber verme, denetleme, kamuoyu oluşturma gibi görevleri yerine getirebilir. Ancak basın kişilerin hayatlarına çok kolay ve derinden müdahale edebildiği için basın beraberinde toplumdaki önemi derecesinde sorumluluk da taşımalıdır.

Basın ile kişiliğin çatışmasına çözüm için hukuki olarak birçok düzenleme ve birçok mahkeme kararı olmasına rağmen fiili durum açısından bazı farklı sorunlar da söz konusudur. Özellikle kitle iletişim aracı olarak basının ticari işletmelere dönüşmesi, medya gruplarının tekelleşmesi; çok sesliliği, farklı görüşlerin duyurulmasını engellerken, belli kişi ya da gruplar hakkında eleştiri sınırını aşan, özel hayat gizliliğini ihlal eden, propaganda amaçlı yalan yanlış haberlerin yapılmasına sebep olmuştur.

KAYNAKÇA
ADAKLI, G. (2006). Türkiye’de Medya Endüstrisi Neoliberalizm Çağında Mülkiyet ve Kontrol İlişkiler. Ankara: Ütopya Yayınevi.

AKİPEK, J. G./AKINTÜRK, T. ( 2004). Türk Medeni Hukuku I.Cilt. İstanbul. Beta Yayınları

ARPACI, A. (2000): Kişiler Hukuku ( Gerçek Kişiler).İstanbul. Beta Yayınları.

AYHAN, T. (2006). Basın Yoluyla Kullanılan İfade Özgürlüğünün AİHM’nin Türkiye’nin konu edildiği içtihatlara göre incelenmesi. İnsan Hakları Araştırmaları Dergisi, 4 (6).

BIÇAK, V. (2002). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında İfade Özgürlüğü. Ankara. Liberte.

BULUT, E. (2007). Türk Hukukunda Kişilik Hakları. Legal Hukuk Dergisi, Yıl 2007, Cilt 5, Sayı 54.

ÇELEBİCAN KARADENİZ, Ö.(2004). Roma Hukuku, Tarihi Giriş-Kaynaklar-Genel Kavramlar-Kişiler Hukuku-Hakların Korunması. Ankara. Yetkin Yayınları.

DİNÇ, G. (2005). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Göre İnanç, Anlatım ve Örgütlenme Özgürlükleri. İzmir. İzmir Barosu Yayınları.

DURAL, M. / ÖĞÜZ, T. (2002). Türk Özel Hukuku Cilt II, Kişiler Hukuku. İstanbul. Filiz Kitabevi.

ESENER, T. (2001). Hukuk Başlangıcı Genel Hukuk Bilgisi. İstanbul. Alkım Yayınevi.

GÜRKAN, Ü.(1995). Kişilik Kavramının Evrimi. İçinde: Prof. Dr. Hamide Topçuoğlu’na Armağan (39-54). Ankara. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayın No:498.

İÇEL, K./ ÜNVER, Y.(2005). Kitle Haberleşme Hukuku, Basın-Radyo-Televizyon-Sinema-Video-İnternet. İstanbul. Beta Yayınları.

İLKİZ, F. (1999). Kişilik Hakları ve Özel Yaşam/ Gazetecilerin Korunması Hak ve Özgürlükleri. İstanbul Barosu Dergisi, Cilt:73, Sayı: 1-2-3, 1999.

İLKİZ, F. / GÜNAYDIN, B.(2006). Kişilik Hakları-Medyada Etik ve Yargı Kararları. Küresel İletişim Dergisi, sayı 2, Güz 2006.

İNAL, A. (1995). Haber Metinlerine Eleştirel Bir Bakış: Temel Sorunlar ve Örnek Çalışmalar. İçinde: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Yıllık 1994-1995.

İRVAN, S. (2008). Medya ve Etik. İçinde: Medya Etik ve Hukuk, derleyen Sevda Alankuş, ( s.91 vd), İstanbul, www.bianet.org/kitap/13/medya-etik-ve-hukuk, 5 Kasım 2008.

KABAOĞLU, İ. Ö.(1998). Özgürlükler Hukuku / İnsan Haklarının Hukuksal Yapısı. Afa Yayıncılık.

KARAHASAN, M. R.( 1981). Sorumluluk ve Tazminat Hukuku İki Cilt Bir Arada, Ankara.

KARAYALÇIN, Y. (1962). Türk Hukukunda Şeref ve Haysiyetin Korunması, Anakara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Yıl 1962, Cilt 19, Sayı 1–4.

KILIÇOĞLU, A. M.(2008). Şeref, Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk. Ankara. Turhan Kitabevi.

MACOVEI, M. (2008). İfade Özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesinin uygulanmasına ilişkin kılavuz, İnsan Hakları El Kitapları No: 2, http://www.ihop.org.tr/dosya/coe/ifade_ozgurlugu.pdf. 6 Kasım 2008

OĞUZMAN, K./ SELİÇİ, Ö./OKTAY, S. (2002). Kişiler Hukuku (Gerçek ve Tüzel Kişiler). İstanbul. Filiz Kitabevi.

ÖZEK, Ç. (1999). Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına. İstanbul. Alfa Kitabevi.

ÖZEL, S. (2004). Basın Yoluyla Kişilik Hakkı İhlallerinde Hukuka Uygunluk Unsurunun Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirilmesi. İçinde: Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Prof. Dr. Erden Kuntalp’e Armağan Cilt 1 Özel Hukuk, 1/ 2004.

SALİHPAŞAOĞLU, Y.(2007). Türkiye’de Basın Özgürlüğü, (Doktora tezi), tez2.yok.gov.tr. 6 Kasım 2008.

SERDAR, İ. (1999). Radyo ve Televizyon Yoluyla Kişilik Hakkının İhlali ve Kişiliğin Korunması. Ankara. Seçkin Yayıncılık.

SİEBERT, W. (Çeviren Bilge Öztan). (1969). Şahsiyet Hakları İle İlgili Meseleler, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Yıl 1969, cilt 26 sayı 1–2.

TANDOĞAN, H.(1963). Şahsiyetin Akit Dışı İhlallere Karşı Korunmasının İşleyiş Tarzı ve Basın Yoluyla Olan İhlallere Karşı Korunması. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Yıl 1963, Cilt 20, Sayı 1–4.

TEZCAN, D./ ERDEM, M.R./ SANCAKDAR, O./ ÖNOK, R. M.(2006). İnsan Hakları El Kitabı. Ankara. Seçkin Yayıncılık.

TOPUZ, H. (1998). İletişimde Karikatür ve Humour. İçinde: Yiğit Okura Armağan (393-397). İstanbul. Galatasaray Üniversitesi Yayınları: 3.



ZEVKLİLER, A./ACABEY, M. B./GÖKYAYLA, E. (1999). Medeni Hukuk, Ankara. Seçkin Yayınevi.

 Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 4. Sınıf Öğrencisi



1Kişinin hayatı, sağlığı, beden ve ruh tamlığı, düşün uğraşısı, onur ve ünü, saygınlığı gibi varlıkların bütünü kişiliği oluşturur.” Yargıtay 4.HD. 06.06.1972T. E. 14724, K. 5389 (KARAHASAN, 1981:1163)

2 Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünyada insan hakları kuramı da önem kazanmıştır. İnsan hakları kuramı daha çok birey ile devlet arasındaki ilişkilere yönelir, bireyi devlet otoritesine karşı korur. Kişilik hakları ile insan haklarının kesiştiği noktalar vardır. Ancak tamamıyla aynı anlamdadır denilemez. İnsan hakları kuramı aynı zamanda bir ideali içerir (BULUT, 2007:1835).

3 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 sayılı Resmi Gazete

4 19 Mart 1954 tarih ve 8662 sayılı Resmi Gazete ( ancak günümüze kadar bu anlaşmayla ilgili birçok protokol imzalanmış ve bu protokoller yürürlüğe girmiştir.)

5 21 Temmuz 2003 tarih ve 25175 sayılı Resmi Gazete

6 “ Kişilik hakları kişinin hür ve bağımsız varlığının bütünlüğünü sağlar. Bu hak insanın doğumu ile kazanılan ve kişiliğe bağlı bir haktır.” Yargıtay 4.HD.16.10.1979 T. E. 6924, K. 11432 (KARAHASAN, 1981:1166).

7 Elektronik yayım araçları ile basının farklı rejimlere tabi tutulmasına ilişkin iki görüş ileri sürülmektedir. Birincisi; elektronik yayım araçlarının kitlelere daha çabuk ulaşması ve daha büyük etki oluşturabilmesi, ikincisi ise; özellikle televizyon ve radyo yayınları açısından bazı fiziksel sınırlılıkların (frekanslar sınırlıdır) olmasıdır.

8Bir görüşe göre; kitle iletişim araçları dışında yapılan fikir açıklamalarının etkisi günümüzde oldukça azdır (TEZCAN v.d., 2006:216)

9 Bu konuda en eski ve en acı olaylardan birisi Sokrates’in (doğru düşünerek doğruyu bulmayı öğütlemiştir) düşünceleri gençleri olumsuz yönde etkiliyor diye idam edilmesidir.

10 26.06.2004 tarih, 25504 sayılı Resmi Gazete.

11Aynı yönde Yargıtay Kararı “ … hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı anda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır….”;( 4. HD. 18.02.2002, 10871/2008: (KILIÇOĞLU, 2008:153)).

12 Türkiye Gazetecileri Hak ve sorumluluk Bildirgesi’nde özel hayatın korunmasına ilişkin bazı kurallara yer vermiştir. Bu kurallar bağlayıcı olmamakla birlikte hâkime yol gösterebilir. Bildirgenin gazetecinin temel görevleri ve ilkeleri başlıklı bölümünün 8. maddesinde “Gazeteci kamuya mal olmuş bir şahsiyet bile olsa halkın haber alma, bilgilenme hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan hiçbir amaç için izin verilmedikçe özel yaşamın gizliliği ilkesini ihlal edemez.”denmiştir. Yine Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne ekte (Gazetecinin Doğru Davranış Kuralları ) özel hayatın gizliliğinin geçersiz sayılacağı durumlar sayılmıştır. Bunlar: “Büyük bir suç yahut yolsuzluk üstüne araştırma ve yayın, toplumu kötü etkileyici bir tutumla ilgili araştırma ve yayın, toplumun güvenliğinin ve sağlığının korunması, ilgili kişinin sözleri yahut eylemeleri sonucu halkın yanılmasının, yanıltılmasının veya yanlış yapmasının engellenmesi” olarak sayılmıştır. (İRVAN, 2008:91)

13 1993 yılı Basın Konseyi Çalışma Raporu’nda yayımlanan, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi “Çözüm Tasarıları” baslığı altında belirlenen kurallardan bir tanesi de haber ve yorum ayrımı ile ilgilidir. “Gazeteciliğin temel ahlaki prensiplerinden biri de, haber ile yorum arasındaki belirgin ayırımın çizilmesi ve bunların karıştırılmasının önlenmesidir. Haber gerçeklere ve verilere dayalı bilgilendirmedir. Yorum ise yazanın, yayınlayanın veya medya şirketlerinin düşüncelerini, inançlarını, kişisel yargılarını içerir.”(İLKİZ ve GÜNAYDIN, 2006:5)

14Aynı yönde Yargıtay kararı “…gazetecilik hakkının sınırlarından ilkini ve en önemlisini oluşturan gerçeklik, Dairemizin sayısız kararında açıklandığı üzere, haberin ve bir olaya dayanan eleştiride olayın gerçeğe uygun olmasını ifade eder…”4. HD., 27.03.1984, 1134/3067 (ARPACI, 2000:136)

15 Olgu isnadı yoluyla hakaret Ceza kanunu açısından da özellik göstermektedir. TCK md 127’ye göre isnat ettiği olguyu ispat eden kişi hakaret suçundan sorumlu tutulmaz. Ancak aynı durum değer yargıları açısından doğal olarak geçerli değildir.

16 “ Haber güncel ve yayının yapıldığı anda görünürdeki gerçeğe uygun ise yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan söz edilemez.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 11.04.2007 T., E. 2007/4-207, K. 2007/209 (Yargı Dünyası Aylık İçtihat, Mevzuat ve Bilimsel İncelemeler Dergisi, Sayı 142 Ekim 2007, s. 111. )

17 Aynı yönde Yargıtay kararı 4. HD. 19.02.1971 gün, E. 10412, K. 1515 (KARAHASAN, 1981:1224)

18Yargıtay 4.HD. 18.06.2007, E. 2006/9572, K. 2007/8180 (KILIÇOĞLU, 2008:283).

19Yargıtay 4.HD. 30.11.200, E.2000/11802, K.2000/10914 (KILIÇOĞLU, 2008:277).

20 Karikatürde, Başbakan danışmanlarından ve o tarih içi AKP yöneticisi olan Cüneyt Zapsu Başbakanın sırtına binmiş ve iplerle onu idare ederken çizilmiştir. Karikatür Evrensel Gazetesi’nin AKP’nin seçim başarısının arkasındaki kişilerin anlatıldığı “Gölgedekiler” başlıklı yazı dizisinde, Cüneyt Zapsu’nun anlatıldığı bölümde yayımlanmıştır.

21 Karikatürde Başbakan İmam Hatipler konusu yüzünden ipe dolanmış kedi olarak çizilmiştir.

22 Yargıtay Sefer Selvi davasıyla ilgili olarak ““…Yazı içeriğinde dava dışı Cüneyt Zapsu'nun AKP'nin dış ilişkilerinin sağlanmasından sorumlu olduğu, dış politika konusundaki eleştirilerin yer aldığı ve bu içerikteki bir yazıya paralel olarak davacının dış politika danışmanı ile ilişkisinin karikatür ile ifade edildiği görülmektedir. Davacının dava dışı Cüneyt Zapsu tarafından yönlendirilmesi karikatür ile ifade edilirken bu tür durumlarda toplum tarafından kabul edilen özdeyişten yararlanılmıştır. Karikatür değer yargısını en çarpıcı şekilde toplumun ilgisini çekerek güldürü özelliğini de katarak ifade etmektedir. Böyle bir benzetmede kişilik haklarına saldırıdan söz edilemez. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yukarıda açıklanan şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.” Hükmünü vermiştir. (Yargıtay 4.HD. 10.11.2005 tarih E. 2004/15352, K. 2005/ 11905 sayılı karar. Erişim www.kazanci.com)

23 Ancak Yargıtay bazı kararlarında eleştiri sınırını daha dar (!) tutmuştur. Yargıtay’ın bir Dairesinin verdiği karar sonrası günlük bir gazetede yer alan “Hukuk siyasallaşıyor ve yargı politize oluyor. Siyasi bir davaya hukuki bir kılıf giydirildi.” sözlerini eleştiri sınırları içinde görmemiş ve tazminat davasını onamıştır. YHGK 18.10.2006 T, E. 2006/4-670, K. 2006/664. Karar için bkz. (özellikle karşı oy yazısı) Yargı Dünyası Aylık İçtihat, Mevzuat ve Bilimsel İncelemeler Dergisi, Sayı 135, Mart 2007, s. 118.





Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©www.azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə