Futbolun tariHİ DÜnyada futbol




Yüklə 110.61 Kb.
tarix23.04.2016
ölçüsü110.61 Kb.
FUTBOLUN TARİHİ

1. 1. DÜNYADA FUTBOL
İnsan, yaratılışından bu yana, doğası gereği yuvarlanan cisimlere dokunmaktan ve vurmaktan büyük zevk almıştır. Dolayısıyla, insanların en çok ilgisini çeken oyun aracı da top olmuştur. Küre şeklindeki yuvarlak cisimler, ilk çağlardan bu yana hemen her tür oyunda topun yerini tutmuş, insana topla oynama zevkini ve heyecanını aşılamıştır. Hemen her coğrafi bölgeden, her ırktan ve din grubundan insanın böylesine ilgi gösterdiği top, yirmiye yakın spor dalının oyun aracı olmuş, futbol da bunların arasında ilk sırayı almıştır.

Biri kaleci olmak üzere, on birer kişilik iki takım arasında oynanan, küre biçimindeki özel bir topun, eller ve kollar kullanılmadan (kaleciler hariç), ayak, kafa ve vücudun diğer bölümleriyle vurulup rakip kaleye sokularak sayı(gol) yapılmasına dayalı bir oyun olan futbol, çağımızın en sevilen spor dalı olarak kabul edilir. Bunda futbol oynayabilmek için özel bir vücut yapısına gerek olmamasının, çok kişi ile oynanmasının, seyir zevki vermesinin ve temelde yüz yıldır değişmemiş oyun kurallarının etkisi vardır. Futbolun bu derece sevilmesi, onun önemli bir endüstri kolu haline gelmesine de sebep olmuştur.


Bugün, futbol başlığı altında tüm dünyada oynanan ve oynandığı her ülkede, milyonlarca insanı statlara ve televizyon ekranlarının başına çeken bu spor dalının beş yaygın türü bulunur. Bunlar: Amerikan futbolu, Avustralya futbolu, Gal futbolu, Kanada futbolu ve Klasik futboldur. Bugün bütün dünyada yaygın olarak oynanan futbol, klasik futboldur.
Günümüzde büyük kitlelerin ilgi odağı olan futbol oyununun, ilk olarak nerede ve hangi tarihte oynandığı kesin olarak bilinmemektedir. Zamanımıza kadar uzanan bazı tarihi buluntulardan çıkarılan sonuçlara göre, futbolun geçmişi M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayanır. Asya'da, Türklerin yaşadığı Orta Asya, Çin, Japonya, Hindistan; Afrika'da Mısır; Amerika'da Meksika; Avrupa'da Yunanistan, İtalya, Fransa ve İngiltere, değişik kaynaklara göre futbolun ilk oynandığı bölgelerdir.
Çin'de İmparator Huang-Ti döneminde (M.Ö. 2697), askerlerin savaşa hazırlık amacıyla "Tsu - Chu" adıyla bir tür futbol oynadıkları, yazılı belgelerden anlaşılır. Bu oyun deriden yapılmış yuvarlak topun, iki kazık arasından geçirilmesi esasına dayanıyordu. Yine eski Çin kaynaklarına göre, Mîlattan hemen sonraki yıllarda İmparator Cheng - Ti devrinde bu oyuna olan ilgi daha da artmıştır. Öyle ki, bu dönemde topu pagotların(çok katlı tapınaklar) üzerinden aşırabilen Chang - Fu ile hünerbaz Wang - Ch'son hakkında düzenlenmiş övgü dolu manzumelere rastlanmaktadır.1
Tsu - Chu daha sonra değişik biçimleriyle Japonya'da da Prens Tençi - Tenon tarafından İmparatorluk sarayında, sevilen bir spor haline getirilmiştir.2

Orta Asya Türkleri ile ilgili "La Tartarie" adlı Fransızca eserde, Tsang kentinde, bayanlar ve erkeklerden kurulu karma takımların ayak topu oynadıkları belirtilmektedir. Bu cazip oyunu gören Çinli Huan, şunları anlatmıştır: "Büyük tapınakların avlularında sık sık ayak topu müsabakaları yapılır. Oyun içinde topa elle dokunulmaz, ya ayakla ya da kafayla vurulur; amaç topu rakip kaleye sokmaktır. Erkekler gibi, savaşmayı başaran Türk kadınları da bu oyunda ustadır."3


Türk düşünürü Kâşgarlı Mahmud, 1072 - 1074 tarihleri arasında yazdığı "Divân-ı Lûgât-it Türk" ün 1. cildinin 323'üncü sayfasında eski Türk boylarının Orta Asya'da "Tepük" adıyla bir tür ayak topu oyunu oynadıklarından bahsetmektedir.
Eski Türklerin "Tepük" oyununu, topu belirli aralıklarla ve karşılıklı dikilmiş mızrakların veya direklerin arasından, ayakla vurmak suretiyle geçirerek sayı kazanma esasına göre yüzlerce yıl, Türk boyları arasında oynadıklarına dair bilgiler Seyyid Ali Ekber'in yazdığı "Hıtay-ı Nâmede"; ayrıca "Baybars Tarihi" ile Ayasofya Kütüphanesi'ndeki değişik kitaplarda da belirtilmiştir4.
"Târih-i Timur" adlı eserde de Timur döneminde Türklerin, içi hava ile doldurulmuş, kuzu postundan yapılan toplarla oynadıkları; bu oyunda topa elle dokunmanın ve topu çizgiden dışarı çıkarmanın yasak olduğu yazılıdır.
Tüm bu belgeler, Türklerin yüzyıllar boyunca Orta Asya'da oynadıkları ve "Tepük" adını verdikleri oyunla, günümüzün modern futbolu arasındaki büyük yakınlığın belirgin işâretleridir. "Tepük", eski Türk boylarında tepmek, tekmelemek anlamında kullanılan bir sözcüktür. Türkler bu oyunu yalnız ayakla oynadıkları için ona bu adı vermişlerdir.
Eski Mısır Medeniyeti'ni yansıtan duvar resimlerinde görülen, top oynayan insan figürleri, Orta Doğu ülkelerinde de futbolun oynandığını göstermektedir. Mısır'da Merruka mezarlarındaki duvar resimlerinde, çeşitli sporcu figürlerinin yanı sıra ayakla top oynayan insan şekillerine de rastlanmaktadır. Hatta Mısır'ın kurak iklimi o gün oynanan toplardan bir kısmının, günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır. Kahire, Berlin ve Londra müzelerinde örnekleri bulunan bu topların 7.5 santim çapında, deriden veya sık dokunmuş ketenden yapılmış ve zik zak dikişlerle dikilmiş, içlerinin kepek ve yosun kurusu gibi maddelerle doldurulmuş olduğu görülmektedir .Bunlar yaklaşık olarak 2500 yıl önceden kalmadır5.

Amerika kıtasına futbol, Meksika yolu ile gelmiştir. İspanyollar ve İtalyanlar modern şekliyle futbolu Güney Amerika'ya götürenlerin kendileri olduğunu iddia etseler de ayak topunun izleri Amerika'da yaşamış Aztekler, Mayalar, İnkalar gibi çok eski uygarlıklara dayanmaktadır. Meksika ve Peru yerlilerinin futbola benzer oyunlar oynadıkları bazı tapınaklardan, anıtlardan, duvar kabartmalarından ve heykellerden anlaşılmaktadır. Meksika'da topun duvarlara vurulmasıyla bir tür futbol oynandığı, yenilen takım kaptanının göğsünün yarılarak kalbinin çıkarıldığı ve tanrılara armağan edildiği efsanelerde anlatılmıştır.


Avrupa'da ilk ayak topu oyunu, M.Ö. 100 yıllarında eski Yunan şehir devletlerinden Sparta'da, ünlü yunan şairi Homeros'un ünlü eseri "Odisea" da bahsedildiği gibi, "Episkyres (Episkiros)" adı altında oynanmıştır. On beşer kişilik takımlar, içi hava, tüy ya da kıllarla doldurulmuş öküz sidik torbaları ile, özellikle askerî eğitim amaçlı olarak maçlar yapmışlardır. Bu oyun daha sonra, maçta kanlı çatışmaların da görüldüğü biçimiyle Roma'ya geçmiş ve orada da "Harpastum" adıyla oynanmaya başlanmıştır.
Milâttan hemen sonra Roma'da özellikle askerler arasında oynanan Harpastum, modern futbol için bir çıkış noktası olmuştur. Romalılar bu oyunu Episkiros'dan esinlenerek, eski Yunan'dan almışlardır. Harpastum, eski Yunanca’da "el topu" anlamına gelmekte olup, gerçekten ayakla olduğu gibi elle de oynanabilen bir futbol oyun çeşididir. Pilla, Follis ya da Pagonica adı verilen hava veya tüyle doldurulmuş top, sayı bakımından eşit iki takım tarafından, çizgilerle sınırlandırılmış bir sahada, rakip takımın koruduğu çizginin ötesine geçirilmeye çalışılmıştır. Oyunun, saha ortasında topun havaya atılmasıyla başladığı belirtilmiştir ki iki takımın da amacı, önce topu ele geçirmek, sonra da el ve ayak vuruşlarıyla, topu rakip savunma alanına götürmektir. Bu amaca ulaşmak için her türlü sertliğe göz yumulmuştur. Tabi ki hücum edeni en sert biçimde durdurmak da savunma yapanın hakkı olarak kabul edilmiştir. Böylece Romalı askerlerin, savaş için gerekli yakın mücadele gücü kazandıklarına, manevra yeteneklerini geliştirdiklerine ve savaş taktiklerini daha kolay uyguladıklarına inanılmıştır.
Harpastum, daha çok bugünkü rugby (Amerikan futbolu)'ye benzese de oyuncuların aldığı değişik görevler sebebi ile klasik futbolun da başlangıcı olmuştur. Takımların sahaya dizilişinde, ilerideki üç oyuncu, topu rakip çizginin ötesine taşımakla görevli olduğundan hücum hattını oluşturmuştur. Onların hemen gerisinde arkadaşlarına yardıma hazır, "destek" birliği yer almış, en geride de kendi çizgilerini koruyacak "muhafızlar" dizilmiştir.



Resim-1: 13. Yüzyılda İngiltere'de futbol.

Orta Çağ'da Romalı askerler ve Fransızlar tarafından oynanan "La Soule" oyunu da futbolla büyük benzerlikleri olan ve modern futbolun oluşmasında etkisi olan bir oyundur. Bu oyun, Roma orduları tarafından Galya’ya götürülmüş ve orada yayılmıştır. "La Soule" oyunu da çok sert ve kırıcı bir oyundur. Oyuncu sayısı sınırsız olduğu için sadece iki takım arasında değil, bazen aralarında büyük çekişmeler bulunan kasabalar, köyler arasında da oynanmıştır. İki taraftan, çok kişinin ölmesiyle müsabaka gerçek bir savaş halini almıştır.
La Soule zaman zaman Fransa'da yasaklanmıştır. Fransız’lar, La Soule oyununu futbolun anası saymışlardır. Akıncı Normanlar da futbolu İngiltere'ye kendilerinin götürdüklerini iddia etmişlerdir.



Resim- 2: 16. Yüzyılda İtalya'da oynanan futbol


İtalyanlara göre ise, futbolu İngiltere'ye krallık dönemi İtalyan futbolu "Giuocu del Calcio" oyunu olarak Jül Sezar'ın lejyonerleri götürmüş; Londra'ya yerleşerek yerli halka bu oyunu öğretmişlerdir. Orta Çağ'daki İtalyan futbolu, kısa adıyla Calcio, belirli kuralları günümüz futboluna benzeyen, ayakla götürülen topun, rakip kaleye sokulmasına dayalı bir oyun şeklidir. Bu oyun, 16. yüzyılda Floransa ve Siana’da yılda en az iki defa oynanmıştır. İtalyanca'da tepmek, tekmelemek anlamını taşıyan Calcio'da, takımların dizilişi şöyledir: En önde 15 akıncı, ikinci hatta 5 destekleyici, üçüncü

hatta 4 defans oyuncusu, en geride 3 defans oyuncusu olmak üzere oyunda toplam 27 oyuncu yer alır. Calcio'da oyun alanının ebatları, 105 x 50 metre olup, saha iki eşit parçaya ayrılmıştır. Top kaleler arasından geçtiğinde hücum eden takım bir sayı kazanmakla birlikte her sayıdan sonra

takımlar kaleyi değiştirmektedir6. Bu oyun günümüzde de b
üyük şölenler halinde ve o devrin giysilerine bürünmüş gençler arasında Siena'nın tarihi taş meydanında yılda bir kez oynanmaktadır.

Resim- 3: Orta Çağda İngiltere'de futbol.


Dünyanın çeşitli yerlerinde sömürgeci bir imparatorluk kurmuş olan İngilizler, gittikleri yerlerde oynanan çeşitli futbol oyunlarını benimseyerek, kaynağı neresi olursa olsun, 12. yüzyıldan itibaren İngiltere'de futbol oynamaya başlamışlardır. Bu konuda ilk yazılı belge, 1175 yılından kalmadır. İngiltere’de halk olsun, aristokrat kesim olsun bu oyunu çok sevmiş ve benimsemiştir. Ancak, köyler ve kasabalar arasında giderek büyük bir rekabet ve önemli bir çatışma şekline dönüşen futbol, bu yüzden 13 Nisan 1314 tarihinde Kral II. Edward'ın fermanıyla bütün ülkede yasaklanmıştır. Bu fermanda şöyle bir ibare mevcuttur: "Büyük bir topla şehir içinde gürültüler yapıldığı, Tanrı korusun, bunun bir çok kaza ve zarara sebebiyet vereceği anlaşılmıştır. Tanrı ve Kral adına, şehir ve kasaba

içinde top oynanmasını yasaklıyorum. Emirlerimizin aksine hareket ederek top oynayanlar en şiddetli cezalara çarptırılacaktır."7


Ancak, bu yasaklamalar ve aşağılamalar, İngilizlerin futbola olan sevgisini ortadan kaldıramamıştır. Zamanla İngiltere'de futbol yaygınlaşmış ve gelişmiştir. İngiltere halkının yoğun ilgisi 17.y.y.'da kralların da bu oyun üzerindeki yasakları kaldırmalarına ve hatta bu oyunu teşvik etmelerine sebep olmuştur. Bunun sonucunda, ünlü tiyatro yazarı William Shakespear zamanında 1583 yılında bu oyun, ilk defa daha düzenli ve daha basit bazı kurallara bağlanmış; oyunda sertliği giderici önlemler alınmış, hakem seçiminde de yeni uygulamalar getirilmiştir. Özellikle futbolun teşvik edilmesinde, İtalya'ya sığınmış olan II. Charles ve taraftarı soyluların oldukça fazla rolü olmuştur. Kral ve soylular, birlikte İngiltere'ye döndükten sonra İtalya'da gördükleri "Giuocu del Calcio" oyununu yaymaya çalışmışlardır.8
17. yüzyılın ortalarından itibaren futbol, Calcio'ya benzer kurallarla bütün İngiltere'de oynanmaya başlanmıştır. Oyun alanı, o gün 120 x 80 metre olarak belirlenmiştir. İçi şişirilmiş hayvan sidik torbası, deri ile kaplanmış ve bu, top olarak kullanılmıştır. Kaleler ise, birer metre aralıklarla dikilmiş, iki çubuktan oluşmuştur. Topun iki direk arasından geçmesinden sonra, elinde balta ile bekleyen özel bir görevli, sayıları tespit etmek amacıyla kale direklerinden birine her sayı için bir çentik atmıştır.
İngiltere'de, 19. yüzyılın başlarından itibaren daha çok soyluların çocukları bedensel yeteneklerini geliştirmek ve ruhsal durumlarını korumak amacıyla sarayda ve özel mâlikânelerde futbol oynamışlardır. Soyluların devam ettikleri kolejler de, futbol kulüplerinin ilk öncüleri olarak değerlendirilmektedir. Bu dönemde, hemen her kolejin kendi koyduğu özel futbol kuralları vardı. Eaton, Harrow, Westminster kolejlerinin koydukları ayrı ayrı kurallar, diğer kuralların içinde en geçerli olanları idi. Ancak, bunların içinde de en önemlisi, topun elle tutulamayacağı kuralı idi. Kaleciler dahil hiç bir oyuncunun topu elle tutamayacağı karar altına alınmıştır. Bu dönemde futbol, oval bir topla oynanan "rugby (Amerikan futbolu)" ile de karıştırılmıştır.
1823 yılından sonra rugby ile futbol birbirinden ayrılmış, 1841 yılında, topun biçimi tam anlamıyla bir küre olarak tespit edilmiştir. 1848'de, mevcut futbol kuralları "Cambridge Kuralları" adı altında belirlenmiş; anlayış ve uygulama farklılıkları ortadan kaldırılarak bir bütün olarak tüm ülkede belli bir standardın oluşmasına yardım etmiştir. Böylece okullar arası futbol maçları düzenlenmeye başlanmıştır. Bu da futbolun yayılmasını hızlandırmıştır. Öyle ki, İngiliz öğrencilerden kurulu futbol takımı, ilk kez 1855 yılında ülke dışına çıkarak Almanya'da futbolun ilk tohumlarını atmıştır. Dünyada ilk resmi futbol kulübü olan Sheffield Clup 1857 yılında İngiltere'de kurulmuştur.
Modern futbolun doğum tarihi, 26 Ekim 1863 olarak kabul edilmektedir. Bu tarihte on bir kulüp yöneticisi, Londra'da Great Queen Street'de Lincoln'un hanındaki Free Maso'nun meyhanesinde toplanmış ve futbol dünyasının ilk federasyonu olan İngiltere Futbol Federasyonu(Football Association)'nu kurmuşlardır. İlk milli futbol federasyonunun kurulmasıyla, futbol oyunu sadece iki takımın bir topu rakip kaleye atmak için yaptıkları gelişigüzel bir mücadele olmaktan çıkmış, belirli kurallara bağlanmıştır.
1860'lı yıllarda gelişmiş oyun kuralları ve oyun sistemi yoktu. Bu kurallar, her geçen gün biraz daha gelişerek çok uzun bir süreç içerisinde günümüzün oyun kurallarını oluşturmuştur. 1860'lara kadar, topun ilerisinde olmak(pas alırken) ofsayd'a düşmek demekti. Bu kural liglerle beraber değişti; rakip kale çizgisi ile top arasında ve savunma yapan takımdan oyuncularla aynı hizada 3 rakip hücum oyuncusunun bulunması(bugün 2 oyuncu) şeklinde ofsayd kuralı şekillendirildi. Kalecilerin ceza sahasında topu elleriyle ve kollarıyla tutmalarına izin verildi. Korner kuralı, her golden sonra değil de, sadece devre arasında kalelerin değiştirilmesi kuralı, taç atışı gibi daha bir çok diğer kurallar sırayla oyun kurallarına dahil edilerek futbolun daha sistemli bir şekilde gelişimi sağlandı.
1871 yılında dünya futbolunun ilk büyük organizasyonu, İngiltere Federasyon Kupası (Kral Kupası) 15 takımın katılımıyla gerçekleştirildi. Kral Kupası bütün dünyaya doğrudan eleme usulü müsabakalar için örnek teşkil etmiştir. İlk milli maç 1872 yılında İngiltere ile İskoçya arasında Glasgow’da oynanmış ve 0 – 0 berabere sonuçlanmıştır.
İngiltere'den sonra bütün dünyada futbolun gelişmesini sağlayan önemli olay 1879'dan sonra başladı: Futbol kulüplerinin yöneticileri, takımlarında daha iyi oyuncular oynatabilmek için yabancı çevrelerden, kendilerine iş vererek, iyi futbolcular ayartmak yoluna gittiler. Böylece, Glasgow'dan Darwen şehrine futbol oynamak için getirilen İskoçyalı futbolcular dünyadaki ilk profesyonel futbolcular oldular. İngiltere'de 1885 yılında futbolda resmen kabul edilen profesyonellikten sonra, 1888'de 12 kulübün katılması ile İngiltere profesyonel futbol ligi kuruldu.
Futbolun oyun kurallarını düzenlemek, uygulatmak, denetlemek ve anlaşmazlıkları çözümlemek yetkilerini elinde bulunduran "İnternational Board", İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda tarafından 1882 yılında kurulmuştur. Bu kuruluş, 1886 yılından sonra ulusal federasyonlarda en yetkili kurum olarak kabul edilmiştir. Daha sonra 1905 yılında FİFA (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği)'ya katılan bu kuruma, FİFA'ya üye diğer ülkelerden seçilen 4 temsilci daha katılmıştır. Bu kurum, toplam 8 üye ülke temsilcisi ve 20 kişilik bir kurul tarafından yönetilir.
Milli federasyonların sırasıyla 1874 de Almanya’da, 1875 de Hollanda’da, 1876 da Danimarka’da, 1882 de İsviçre’de, 1890 da Çekoslovakya’da, 1894 de Avusturya’da, 1895 de Macaristan’da kurulmaları, uluslararası müsabakalar dönemine girilmesine neden olmuştur. Uluslararası müsabakaların artması, bir örgüt yapısını zorunlu hale getirmiştir. Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak, 1904 yılında Uluslararası Futbol Federasyonu ( Federation İnternationale de Football Associations - FİFA ) kurulmuştur. Belçika, Danimarka, Hollanda, Fransa, İspanya, İsviçre ve İsveç tarafından kurulan FİFA'nın bugün 203 adet ülke ulusal futbol federasyonu üyesi mevcuttur. Merkezi Zürih'tedir. FİFA dünya futbolunu yönlendiren en yetkili ve etkili organdır. İlk başkanı Fransız Robert GUREİN olan FİFA'nın bugünkü başkanı İsviçreli Joseph S. BLATTER’dir.




Resim- 4: 1890'lı yıllarda Almanya'da futbol.
FİFA'ya bağlı olarak, dünyanın çeşitli bölgelerinde kurulan futbol birlikleri şunlardır:
1. Güney Amerika Futbol Federasyonları Birliği (Confederation Sudamericana da Football-COMMEBOL). 1916 yılında kurulmuştur.

Confederation Sudamericana de Futbol ( Güney Amerika Konfederasyonu )

Başkan: Dr. Nicolas Leoz (PAR –Paraguay) Kuruluş: 1961

Arjantin, Brezilya, Uruguay, Paraguay, Şili, Peru, Ekvator, Bolivya ve Kolombiya tarafından Güney Amerika’ da düzenlenen şampiyonaları organize etmek üzere 9 Temmuz 1916’ da kuruldu.


2. Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (Union of European Football Associations - UEFA). 1954 yılında kurulmuştur.
UEFA : Union des Associations Europeenes de Football ( Avrupa Futbol Birliği )
Başkan: Lennart Johansson (SWE – İsviçre ) Kuruluş: 1954
Kısa adı UEFA olan bu birlik, 1954’ te Avrupa kıtasına mensup federasyonlar tarafından İsviçre’ de kuruldu. 1955 yılında Viyana’ da yapılan ilk genel kurulda Türkiye tezini UEFA’ ya sundu. İlk başkanlığını Danimarka’ lı M. Ebbe Schwartz’ ın yaptığı federasyon, uzun süre direnmesine karşın FİFA icra komitesi1962 yılının Şubat ayında yaptığı toplantıda Türkiye Futbol Federasyonu’ nun Avrupa Konfederasyonu UEFA’ nın tam üyesi olduğunu resmen bildirmiştir. Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası, Avrupa Kupası ve UEFA Kupasını organize eden birlik, 1998 yılında 51 üyeye ulaştı.
3. Asya Futbol Konfederasyonu (Asian Football Confederation - AFC). 1954 yılında kurulmuştur.
AFC : Asain Football Confederation ( Asya Futbol Konfederasyonu)

Başkan: HRH Sultan Ahmad Shah (MYS – Malezya) Kuruluş: 1954

Afganistan, Birmanya, Kamboçya, Seylan, Çin, Hong Kong, Hindistan, Endonezya, İran İsrail, Japonya, Güney Kore, Malaya, Pakistan, Filipinler, Singapur, Tayland ve Vietnam’ ın katılımıyla 1954 yılında Hong Kong’ ta oluşturuldu.
4. Afrika Futbol Konfederasyonu (The African Football Confederation -AFCO ). 1956 yılında kurulmuştur.
CAF : Confederation Africaine de Football ( Afrika Futbol Konfederasyonu)

Başkan: Issa Hayatou (CMR – Mısır) Kuruluş: 1957

Mısır, Sudan Habeşistan ve Güney Afrika Federasyonlarına mensup üyeler tarafından Lizbon’ da yapılan bir toplantıyla kuruldu. Bir süre sonra Gana, Nijerya, Fas, Tunus, Kenya, Uganda başta olmak üzere diğer Afrika ülkeleri federasyona

5. Kuzey - Orta Amerika ve Karaip Futbol Konfederasyonu (Confederation Norte-Centro Americana del Caribe de Football -CONCACAF ). 1961 yılında kurulmuştur.


6. Okyanusya Futbol Konfederasyonu ( Oceanio Football Confederation - OFC ). 1985 yılında kurulmuştur.

OFC: Oceania Football Confederation (Okyanusya Futbol Konfederasyonu)

Başkan: Charles J. Dempsey, CBE (NZL – Yeni Zelenda).Kuruluş: 1966

Avusturalya, Yeni Zellenda, Papua Yeni Gine, Solomon Adaları, Tahiti, Vanuatu ve Batı Samoa’ nın da katılım ile kurulmuştur.

ULUSLAR ARASI FUTBOL FEDERASYONU

( FİFA – Federation Internationale de Football Association)


Dünya futbolunun yönetici kuruluşu olan FİFA Uluslar arası futbol federasyonu futbolda kuralların uygulanması, değiştirilmesi, uluslar arası maçların ve turnuvaların düzenlenmesi konusunda en etkili organdır.
Uluslar arası olimpiyat komitesi (IOC) ile birlikte Dünya’ da spor organizasyonu konusunda tek yetkili organ kabul edilen FİFA, “Uluslar arası futbol şampiyonası düzenleme yetkisi sadece FİFA’ ya aittir.” Maddesi ile organizasyonun düşünsel ve hukuksal temelini ortaya koyar. Bu madde doğrultusunda, FİFA yönetmeliklerine aykırı olarak hiçbir ülke müsabaka düzenleyemez, uluslar arası turnuva ve müsabakalar katılamaz.
FİFA 21 Mayıs 1904 yılında kendi federasyon kuruluşlarını gerçekleştiren Avrupa ülkelerinden Fransa, Belçika, Danimarka, Hollanda, İsveç ve İsviçre’ nin katılımıyla, o güne kadar sadece Britanya Adaları’ nda düzenlenen İngiltere, Kuzey İrlanda, Galler ve İskoçya’ nın katıldığı uluslar arası futbol turnuvasını genişleterek Dünya turnuvası haline getirmek amacıyla Paris’ te kuruldu. FİFA hareketinin ölçüsü, organizasyonun bir süre başkanlığını da yapan Fransız futbolcu Robert Guerin ve Hollandalı Hirschmann’ dı. İlk başta Britanya Futbol Federasyonları ( İngiltere, İskoçya, Galler ve K. İrlanda) FİFA’ da yer almadılar. Ancak bir süre sonra İngiltere FİFA’ ya üye olma isteğini belirtirken, başkanlığa da 1906 yılında İngiliz D. B. Woolfall getirildi.
1. Dünya Savaşı’ nın çıkmasıyla İngiltere ve Britanya Adaları, Almanya ve dostlarıyla aynı çatı altında bulunamayacağını belirterek 1920’ de FİFA’ dan ayrıldılar. Bu olaydan 3 yıl sonra ise Türkiye 1923’ te federasyona 26. üyesi olarak dahil oldu. Britanya Federasyonları ve FİFA arasındaki 1928 Amsterdam Olimpiyat Oyunları sırasında IOC’ nin FİFA’ dan bağımsız futbol turnuvası düzenleme isteğinden dolayı çıktı. FİFA bu girişimi kabul etmesine rağmen, Britanya üyeleri üyelikten tekrar ayrıldılar. Bu ayrılış 1947’ ye kadar devam etti ve 1947’ de dört federasyon tekrar FİFA üyesi oldular. Özellikle savaşın yarattığı zorluklara rağmen, FİFA her geçen gün biraz daha güçlenerek 1996 yılı itibarı ile 197 ülkenin üye olduğu, Dünya futbolunda bir numaralı otorite haline geldi. Dünya Futbolu FİFA’ nın aşağıdaki kıta Konfederasyonları aracılığı ile yönetilmektedir.

FİFA’ NIN ORGANLARI

Kongre: Her federasyondan 3 er temsilcinin katılmasıyla oluşur. Her ülke bir bir oy hakkına sahiptir. İki yılda bir toplanarak yönetim kurulu öteki komisyon üyelerini seçen kongrede 1/3 çoğunluğu ile olağanüstü kongre toplanabilir.


İcra Kurulu : Dört yıl için seçilir. 1 Başkan, As başkan ve 12 üyeden oluşur ve üyeler 2 yılda bir yenilenir.
Acil İşler Komitesi : FİFA Başkanı, Finans Komitesi Başkanı ve Kıta Konfederasyonları’ nın icra kurulundaki birer temsilcisinden oluşur. Karara acilen bağlanması gereken konularda icra kurulunun toplantısını beklemeden karar alabilir.

Finans Komitesi : Kuruluşun mali işlerini yönetir. İcra kuruluna seçilmiş ayrı federasyonlardan gelen 5 üyeden oluşur.


Dünya Kupası Organizasyon Komitesi : FİFA İcra kurulundan seçilmiş bir başkan ve yine FİFA İcra kurulundan seçilmiş 2 üye ve diğer üyelerden oluşur. Komite Dünya Kupası programını tespit eder ve uygulanacak kuralları belirler.
Amatör Komite : Dünya’ da amatör futbolun gelişmesi, Olimpiyat futbol turnuvalarının düzenlenmesi, futbolcuların amatörlüğünün onaylanması konularında yetkili olan komite, bir Başkan ve üyelerden oluşur.
Oyuncu Yönetmeliği Komitesi : Uluslar arası maçlarda oynayabilecek oyuncuları niteliklerini belirleyen komite, futbolcuların amatör, yarı amatör, profesyonel sınıflandırmasını yapar. İcra Komitesi üyelerinden seçilen 1 Başkan ve 5 üyeden oluşur.
Teknik Komite : İcra Komitesinden seçilen 1 Başkan ve üyelerden oluşan komite, futbol antrenman metodlarının ve antrenörlüğün geliştirilmesi, futbolla ilgili eğitici programları düzenlenmesi gibi teknik konulardan sorumludur.
Sağlık Komitesi : İcra Komitesi tarafından seçilen spor konusunda uzmanlaşmış 1 Başkan ve doktor üyelerden oluşur. Doping kontrolünü yürütür.
Basın Ve Tanıtma Komitesi : FİFA’ nın katıldığı organizasyonlarla doğrudan düzenlediği uluslar arası müsabakalarda basınla işbirliğini sağlar. 1 başkan ve 5 üyeden oluşur.
Disiplin Komitesi: Hakem ve gözlemci raporlarına dayanarak suçlu bulunan oyuncu, antrenör ve takımlar hakkında ceza kararları alır. 1 Başkan ve 4 üyeden oluşur.
Genel Sekreter : İcra komitesi tarafından seçilir. Mali federasyonlarla olan yazışmalardan sorumludur. Çalışmaları, günlük işleri ve kongre hazırlıklarını yürütür.
İnternational Board : Britanya federasyonları ile FİFA’ nın 4’ er temsilcisinden oluşan 20 kişilik bir kuruldur. Oyun kuralları konusunda tek yetkili organdır.
Futbol Ligleri Uluslar Arası İrtibat Komitesi : İtalya lig komitesinin teklifi üzerine “Profesyonel Ligler Geçici İrtibat Komitesi” yerine 26 Ekim 1959’ da kurulmuştur.

FİFA’ NIN MÜSABAKA ORGANLARI

FİFA’ nın yönetimsel etkinlikleri çoğunlukla futbolun dünya çapında tanıtımına, kalkınma projelerine ve karşılaşmanın organizasyonuna ilişkindir. Artan talepler doğrultusunda, FİFA karşılaşma repertuarını, halen mevcut geleneksel etkinliklerle kıtalar arası turnuva ekleyerek genişletmiştir.


Dünya Kupası: Dört yılda bir düzenlenen dünyanın en büyük organizasyonu olup 1930 yılında başlatılmıştır.

Olimpik Futbol Turnuvası: Olimpiyat oyunları sırasında OIC – FIFA işbirliği ile düzenlenir. İlk kez 1904’ teki olimpiyat programı içinde bir gösteri sporu olarak yer almıştır.

FİFA – Coca Cola Kupası (U-20) İçin Dünya Gençlik Şampiyonası: 1977 yılında bir gençlik turnuvası niteliğinde Tunus’ ta başlatılmıştır.

U-7 Dünya Şampiyonluğu: 1985’ te Çin’ de başlatılmıştır. O günden bu yana 2 yılda bir yapılır.

Futsal (Dahili Futbol) Dünya Şampiyonluğu: Ocak 1989’ da Hollanda’ da başlatılmıştır. Her 4 yılda bir oynanır.

Bayanlar Dünya Şampiyonluğu: 1991’ de Çin’ de 12 takımla başlatılmıştır. Her 4 yılda bir yapılır.

FİFA'nın organları şunlardır:


  1. Kongre,

2. İcra Kurulu,


3. Acil İşler Komitesi,
4. Finans Komitesi,
5. Dünya Kupası Organizasyon Komitesi,
6. Amatör Komite,
7. Oyuncu Yönetmeliği Komitesi,
8. Teknik Komite,
9. Sağlık Komitesi,
10. Basın ve Tanıtma Komitesi
11. Disiplin Komitesi,
12. Genel Sekreter,
13. İnternational Board,
14. Futbol Ligleri Uluslararası İrtibat Komitesi.
FİFA'nın müsabaka organizasyonları ise şunlardır:
1. Dünya Kupası: 1930 yılından itibaren dört yılda bir yapılır. Bugüne kadar sadece 1942 ve 1946 yıllarında 2. Dünya savaşı nedeniyle yapılamamıştır.
2. Olimpik Futbol Turnuvası: 1900 yılından itibaren yapılmaktadır.
3. FİFA / Coca - Cola Kupası (U-20) İçin Dünya Gençler Şampiyonası: 1977 yılından itibaren iki yılda bir yapılır.
4. U-7 Dünya Şampiyonluğu: 1985'den itibaren iki yılda bir yapılır.
5. Futsal (Salon Futbolu) Dünya Şampiyonluğu: 1989 yılından beri dört yılda bir oynanır.
6. Bayanlar Dünya Şampiyonluğu: 1991 yılından itibaren dört yılda bir oynanır.
Ulusal federasyonlar, kendi maçlarını kendileri düzenlerler. Bunlar genellikle şampiyonluk ve kupa maçlarıdır. Uluslararası müsabakalardan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası, Kupa Galipleri Kupası, UEFA Kupası ve Avrupa Kupası, Konfederasyonların; Olimpiyat Oyunları Futbol Turnuvası ve Dünya Kupası ise FİFA'nın denetimi altındadır.
1954 yılında kurulan Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA)' nın düzenlediği Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası 1956 yılında, Avrupa Kupa Galipleri Kupası ise 1963 yılında oynanmaya başlanmıştır.
1970'li yıllardan sonra futbol maçlarında gözle görülür bir seyirci artışı olmuştur. Futbola ilginin daha da artması, futbolun kalitesini yükseltmiş, futbolda yeni taktiklerin denenmesine sebep olmuştur. Özellikle Avrupa futbolu büyük bir gelişme göstererek, Lâtin Amerika futbolunun önüne geçmiştir.
1985 yılında Heysel'de Liverpool - Juventus maçında çıkan olaylarda 33 futbolseverin hayatını kaybetmesi, dünya futbol tarihi adına unutulmaz bir acıdır. Belçika'da meydana gelen ve İngiliz holiganların yol açtığı bu olay, İngiliz takımlarının beş yıl süreyle kupalardan uzaklaştırılma cezasıyla sonuçlanmıştır. İngiliz takımları, kupalarda tekrar oynayabilme hakkını 1990 yılında elde etmişlerdir. 1988'de Katmandu stadı çıkışlarının tıkanması sebebiyle 70 izleyici ölmüş, 1989 yılında ise İngiltere, Sheffield'da tarihinin en büyük stad faciasını yaşamış ve olayda 95 izleyici hayatını kaybetmiştir.9
FİFA, 1991-92 futbol sezonunda oyunu sür'atlendirmek ve daha çok gol atılmasını sağlamak amacıyla 1986 Meksika Dünya Kupasından itibaren yapılan çalışmaların birikimi sonucu, oyun krallarını ciddi olarak yeniden gözden geçirerek, kurallarda önemli değişiklikler yapmıştır. 1995 yılında Avrupa Adalet Divanı'nın Belçikalı futbolcu Bosman'ı kural dışı olarak yaptığı transferde haklı bulması, Avrupa Birliği ülkelerinde transfer sistemini alt üst etmiş, UEFA 1996 yılından başlayarak yabancı transferini serbest bırakmıştır.10
Günümüzde her geçen gün yenilenen oyun kuralları, gelişen teknolojinin kullanılması, ayrıca yapılan yeni yatırımlar, modern futbolu, seyri hoş, hızlı ve bol gollü bir oyun sporu haline getirmiştir.


1. 2. TÜRKİYE'DE FUTBOL

1. 2. 1. TÜRKİYE'DE CUMHURİYET ÖNCESİ FUTBOL

Bugün, büyük kitleleri peşinden koşturan futbol, Türk tarihinde ilk olarak Orta Asya Türkleri arasında yaygın olarak oynanan “tepük” oyunu ile yer almıştır. Türklere ait olan ilk top oyunlarından “tepük”, günümüz batı ülkelerinin spor anlayışına uygun kurallara bağlanıp futbol olarak yeni biçimini kazanmıştır.


Modern futbol oyununun Türkler arasında yayılması, tepük oyununun tersine, biraz zaman almıştır. Bunun en önemli sebebi, Osmanlı İmparatorluğunun idari, ekonomik, sosyal ve eğitimsel yapısıdır. Osmanlı Devletinin 19. yüzyılın özellikle son çeğreğinde, gençlerin bir araya gelerek dernek faaliyetlerinde bulunmalarını engelliyordu. Aynı dönem Batı dünyasında futbol kulüpleri serbestçe faaliyetlerini sürdürürken, Osmanlı devletinde tüm dernek faaliyetleri padişahın baskısı altındaydı. Türk gençlerinin yaşayamadığı bu zevk, yabancı uyruklular için serbestti. Dolayısıyla Türkiye tarihinde futbolu ilk oynayanlar ve ilk futbol kulüplerini kuranlar yabancı uyruklular ve azınlıklardır.
Osmanlıların futbolla tanışması, Sultan Abdülaziz zamanında olmuştur. Paris’e gönderilen öğrenciler, futbolun Fransa’da pek sevildiğini görerek, bu konuda yazılmış Fransızca bir kitabı da 1869 yılında Türkçe’ye çevirerek, İstanbul’da bastırmışlardı. Kitabın adı, “Ordu ve Mekteplerde Futbol” dur.11
Osmanlı toplumunda futbolun ilk olarak, sosyal ve idari bakımdan İstanbul’a uzak şehirlerimizde oynandığını görmekteyiz. Özellikle o zaman sınırlarımız içerisinde olan ve özgürlük akımının öncülerini yetiştiren Selanik’te futbolun 1875 yılından, İzmir’de ise 1880’den bu yana oynanmakta olduğu bu şehirlerde Türkçe ve yabancı dillerde yayınlanan gazete ve dergilerden anlaşılmaktadır.12
İstanbul’da ise modern futbol oyunu 1890 yılında başlamıştı. Yalnız, burada futbolun yabancılar ve özellikle de İngilizler tarafından oynandığı da bir gerçektir. Selanik de İtalyanlar bu oyunu İngilizlerle birlikte oynamışlardı.
İzmir’de, ticaretle uğraşan İngiliz Giraud, Whittall ve Charnaud aileleri, boş zamanlarında oynadıkları futbolun, Türkiye’deki ilk uygulayıcıları oldular.
İngilizler tarafından 1894 de İzmir’de “Football Club Smyrna (İzmir Futbol Kulübü)”, ardından İstanbul’da Avukat Mr. Henry Pears’ın öncülüğü ve Mr. James Lafontaine’nin çabaları ile 1895’te kurulan F.C.Wien kulüpleri Türkiye’de gayri resmi anlamda da olsa ilk kurulan futbol takımları olmuşlardır. Yine 1897’de İngilizler tarafından İstanbul’da Football Association, İzmir’de ise 1900’de Rumlar tarafından Panionius ve Apollon, Ermeniler tarafından Pelops takımları kurularak, kulüp sayıları bu yıllarda hızla çoğalmaya başlamıştır.13
Bu arada Türk gençlerinin de ilgisini çeken, ancak yasaklamalar sebebiyle adını bile söylemekten çekindikleri futbol, bir hayal olmaktan ileriye gidememişti. Tüm bu kısıtlamalara rağmen Bahriye öğrencisi Fuat Hüsnü (Kayacan) ve Hariciye Nezareti’nde görevli Reşat Bey’in (Danyal)

girişimleri sonucu 1899 yılında Türkler tarafından ilk kez gayri resmi olarak Black Stocking(Siyah Çoraplılar) Futbol Takımı, 1901 yılında ise bütün oyuncuları Türk olan yine gayri resmi olarak Kadıköy Futbol Kulübü kuruldu. Black Stocking takımı ilk maçını Kadıköy Rum takımı ile yaptı ve 5 - 1 yenildi. Maç sona erdiğinde Black Stocking takımı oyuncularının aslında Türk olduğunu anlayan saray hafiyeleri oyuncuları yakalatarak sürgüne gönderdiler. Ancak, Fuat Hüsnü kaçmayı başardı. 1901’de kurulan Kadıköy adlı Türk takımı da aynı şekilde iki ay içinde kapatılıp takımın tüm futbolcuları dağıtılmıştır.


Türkiye’de ilk resmi futbol kulübü, 1902 yılında Lafontaine ve Mr. Horace Armitage’in önderliğiyle Kadıköy’deki İngiliz ve Rumlar tarafından kurulan Cadikeuy Football Club (Kadıköy Futbol Kulübü) dür. Bu kulüpten ayrılan İngilizler, 1903 te Moda Futbol Kulübü’nü kurdular. 1904 yılında ise Rumlar Elpis Futbol Kulübü’nü, İngiliz Sefârethânesinin Imogene adlı gemisi de Imogene Futbol Kulübünü kurunca 1904 yılında İstanbul’da dört tane resmi futbol kulübü oldu. Aynı yıl İzmir’de de lig maçları düzenlenmeye başlandı.
İstanbul’daki dört takım tarafından James Lafontaine’nin başkanlığında 1904 yılında Türkiye’de ilk defa resmi olarak bir lig kuruldu. “İstanbul Futbol Ligi” adı ile kurulan bu lig, pazar günleri oynanmak üzere kuruldu. Henry Pears de İngiltere’den değerli bir gümüş kupa getirterek, bunu 10 yıl devam edecek lig sonunda en fazla şampiyonluk kazanan takıma vermeyi vaat etti. Maçlar, Papazın çayırı denen ve bugün Fenerbahçe Stadı’nın bulunduğu yerde ve “Pazar Ligi” adı altında 1915 yılı ortalarına kadar devam etti. 1904 de ilk Pazar Ligi şampiyonluğunu İmogene takımı, 1905 de ise Kadıköy takımı kazandılar.
İlk lig maçlarının seyircileri daha çok İngilizler, Rumlar ve nadiren de olsa Türk gençleri oldu. Zamanla Türkiye’de futbol, gerek kamuoyu gerekse II. Abdülhamit yönetimince hoşgörüyle karşılanmaya başlandı ve ortam yumuşadı. Bu da İstanbul ve İzmir’de yeni Türk futbol kulüplerinin kurulmasına olanak sağladı.
Türk gençleri, İngilizlerin ve azınlıkların serbestçe oynadıkları bu spora, içleri yanarak seyirci kalmaya uzun süre dayanamadılar. 1905 yılında Galatasaray Sultanisi’nin öğrencilerinden Ali Sami (Yen), ilk resmi anlamda takım kurma girişiminde bulunmuştur. Kadıköy’de İngilizlerin ve azınlıkların kendi aralarında yaptıkları maçları sınıf arkadaşlarına anlattıktan sonra tamamen Türklerden kurulu bir futbol takımı kurmuştur. Kurulan bu takımla, Ali Sami (Yen) ve arkadaşları kenar ve uzak semtlerde kendi aralarında top oynamaya başlamışlardır. İlk maçta adları bile bulunmayan bu takıma oyuncularının hepsi Galatasaray Sultanisi öğrencileri olduğundan izleyiciler tarafından “Galatasaray” adı verilmiştir. Böylece Galatasaray, 1905 yılında ilk maçlarını yaparak İstanbul’un ve Türkiye’nin ilk resmi futbol kulübü oldu ve bunu 1907 yılında kurulan Fenerbahçe kulübü izledi.
1906-1907 sezonundan itibaren Pazar Ligi’ne katılan Galatasaray, 1907-1908 İstanbul Ligi’nde (Pazar Ligi) büyük bir varlık göstermiş ve şampiyonluğu ilk kez yabancı takımların elinden alarak Türk takımlarına kazandırmıştır. Ülkemizdeki ilk lig organizasyonu olan Pazar Ligi’ne daha sonra Galatasaray’ın peşinden Fenerbahçe, Struggler Rumblers, Progres (Altınordu) ve Telefoncular kulüpleri de katılmışlardır.
1908 yılında İkinci Meşrutiyet’in ilanı ile derneklerle birlikte kulüp kurma hakkının da resmen tanınması, futbol kulüplerinin sayısının bir anda artmasına sebep olmuştur. Bunun sonucu 1908 yılında Vefa ve Beykoz kulüpleri kurulmuş, ardından 1903 yılında kurulmuş olan Beşiktaş Jimnastik Kulübü, 1910 yılında futbolu da faaliyetleri arasına alarak, futbol için yeni bir kulüp oluşturmuştur. İzmir’de 1912’de kurulan ilk Türk resmi futbol kulübü Karşıyaka kulübüdür. Daha sonra bunu 1914 yılında Altay kulübü takip etmiştir. Bu iki kulüple birlikte Midilli ve Trablusgarp takımlarının da katılımlarıyla İzmir Ligi tertip edilmiştir. Bu arada yurt dışında maç yapan ilk Türk takımı, 1911 yılında Macaristan'la oynayan Galatasaray’dır.
İkinci Meşrutiyetin ülkeye getirdiği hürriyet havası sonucu elde edilen dernek faaliyetlerindeki serbestlik, Türk kulüplerinin büyük bir hızla çoğalması ve ülke geneline yayılmasına sebep olmuştur. İstanbul’un yanı sıra İzmir, Ankara, Eskişehir, Bursa, Adana ve Trabzon gibi illerimizde de futbol bu dönemde hızlı bir gelişme ve yayılma göstermiştir. Bu arada 1908 yılından itibaren ve yine 1913 yılında Türkiye’de futbolun federasyon halinde örgütlenmesi için çalışmalara girişilmişse de bir sonuç alınamamıştır.
Pazar ligi (1904-1915)’nin faaliyeti sırasında Anadoluspor, Darülfünun, Terbiye-i Bedeniye, Türk İdman Ocağı, Mümâresat-ı Bedeniye, Şehremini ve Fenerbahçe kulüpleri bir araya gelerek 1912' de “Cuma Ligi” ni kurdular. Ancak Balkan Savaşı sebebiyle ara verilen lige 1913 yılının Ekim ayında tekrar başlama teşebbüsü yapıldıysa da bu lig ancak 1915 te faaliyete geçebildi. Cuma Liginin kurulması Pazar Ligindeki kulüplerin tepkisine sebep oldu. Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Pazar Liginin dağılması üzerine Türk kulüpleri aralarında gruplara ayrılarak “İstanbul Futbol Birliği” ve “İstanbul Şampiyonluğu Ligi” ni kurdular. Çok kısa sürede 1915-1916 yıllarında bu iki lig birleştirilerek “Cuma Birliği Ligi(1919-1923)” oluşturuldu. 1918 de ise, Beşiktaş kulübünden Şeref Bey öncülüğünde Cuma Birliği Ligine muhalefet olarak “Türk İdman Birliği Ligi(1919-1921)” kuruldu.
İlk yıllarda oynanan futbolun görüntüsü oldukça sertti. Kurallar tam bilinmediğinden, topu çok havalandırmak, kalecinin üzerine topluca şarj yapmak, rakip oyuncuyu gösterişli bir çelme ile yere uzatmak başarı sayılırdı. Futbol kurallarının değerlendirilmesinde hakemlik yapan kişilerin futbolu iyi bildikleri de söylenemezdi. Karşılaşmalar genellikle yan hakemsiz oynanır veya eline mendil verilen biraz futbol seyretmiş kişiler bu görevi üstlenirlerdi. Oyun alanları ve kullanılan malzemeler de kurallara tam uymuyordu.
Zaman ilerledikçe futbolu bilerek oynayan oyuncular yetişmeye başladı ve artık tekniğe dayalı oyun anlayışı önem kazandı. Türk futbolu bu dönemdeki ilk yabancı karşılaşmasını Romanya ile yapmış ve Romanya karması Türk karmasını 1 – 0 yenmişti. Daha sonra Romanya ile Galatasaray’ın yaptığı maçta ise, Romanya 4 – 2 mağlup edilmişti. 1921 yılında, İstanbul karmasının çeşitli Orta Avrupa takımları ile yaptığı karşılaşmalarda Türk futbolunun Avrupa futbolunun oldukça gerisinde olduğu gözlendi ve bu karşılaşmalar Türk futbolu için bir sınama oldu.

1. 2. 2. TÜRKİYE’DE CUMHURİYET DÖNEMİNDE FUTBOL

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920’de faaliyete geçmesiyle birlikte Türk futbolu ve Türk sporu için önemli adımlar atılmıştır. İsviçre’de iken 1922'de tahsilden dönen Galatasaray futbolcularından Yusuf Ziya' (Öniş), beraberinde getirdiği İsviçre Spor Teşkilatı Tüzüğünü Ali Sami' (Yen), Burhanettin' (Felek) ve Nasuhi' (Baydar) beylerle beraber tercüme ederek, 20 maddelik bir tüzük oluşturulmasıyla, Cumhuriyet dönemi ilk Türk spor teşkilatı, “Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı(TİCİ)” kurulmuş ve ilk başkanlığına Ali Sami' (Yen) getirilmiştir. Bu arada İstiklâl Savaşı da kazanılmış olduğundan, hemen hemen yalnız İstanbul göz önüne alınarak hazırlanan tüzüğün bütün yurt ihtiyaçlarına uygun olarak değiştirilmesi zorunluluğu doğmuş; 1923 yılında daha uygun bir tüzük hazırlanmıştır.



Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), o günkü adıyla “Türkiye Futbol Heyeti Müttehidesi” 13 Nisan 1923 yılında TİCİ’na bağlı olarak kurulmuştur. İlk başkanlığını Yusuf Ziya' (Öniş) nın yaptığı TFF 21 Mayıs 1923'te 26. üye olarak FİFA’ya kabul edilmiş ve futbolda dünyadaki yerini almıştır.

Resim- 5: Türkiye Milli Futbol Takımı ilk milli maçına çıkarken.

Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı' (TİCİ) nın resmen oluşumu ile 21 Eylül 1923’te iki devreli İstanbul Amatör Ligi başlamış ve olimpiyatlar sebebiyle yarım kalan ve yapılamayan 4 yıl ile birlikte bu lig, İstanbul bölgesi profesyonel lig maçlarının başladığı 1952 yılına kadar devam etmiştir. Yine Ankara ve İzmir Amatör Ligleri de 1923 yılında başlamıştır. Bu her iki ilimizde başlayan amatör ligler, 1955 yılına kadar devam etmiştir. Trabzon’da ise amatör lig, 1922 yılında başlamış, Trabzonspor’un kurulduğu 1966 yılına kadar devam etmiştir.

Resim - 6: Türkiye Milli Futbol Takımının ilk golü.


Türk futbolunun, FİFA’ya kabul edilmesinin ardından, modern bir görünüm kazanması, uluslararası alanda tanınmasının başlangıcını oluşturmuştur. 1923 yılında oluşturulan Türk Milli Futbol Takımı aday kadrosu, ilk maçını 26 Ekim 1923’te İstanbul Taksim Stadı’nda Romanya ile yapmış ve 2 – 2 berabere kalmıştır. Millî Futbol Takımımız, bir yıl sonra 1924 Paris Olimpiyat Oyunları elemelerine katılmıştır. Millî Futbol takımımızı bu olimpiyatlara hazırlamak görevi ülkemizdeki ilk yabancı antrenör olan İskoç Billy Hunter’a verilmiştir. Futbol Milli Takımımız, Paris olimpiyat oyunlarında 25 Mayıs 1924 tarihinde ki maçta yurt dışında karşılaştığımız ilk takım olan Çekoslavakya’ya yenilerek elenmiştir.

1924 olimpiyatlarından hemen sonra TFF’u tarafından bölgelerin (İstanbul, Ankara, İzmir) grup şampiyonlarının katılımı ile “Türkiye Amatör Futbol Şampiyonası” adı altında bir lig düzenlenmiştir.


1928 Amsterdam Olimpiyatları ve ardından 1931 Balkan Oyunları’na da katılan Millî Futbol Takımımız, Bulgaristan’a 5-1 yenilirken, bölgede en iyi takım olan Yugoslavya’yı 1 Ekim 1931’de 2-0 yenerek büyük başarı göstermiştir.
Bu arada 1930 yılında İstanbul’un bütün federe kulüpleri arasında 10 yıllık bir turnuva şeklinde resmi müsabaka şartları dahilinde, eleminasyon lig usulüne göre yapılacak “Şilt Maçları” düzenlenmeye başlanmıştır. 1930’dan 1939 yılına kadar sürecek turnuvalar sonunda en çok şampiyonluk kazanan kulüp, ortaya konan gümüş şilti de alacaktı. 1939 yılına kadar devam eden bu turnuva 8 kez gerçekleştirilebilmiş ve yoğun ilgi görmüştür. Yoğun ilgi sebebiyle bu lig 1941-1946 yılları arasında tekrar “İstanbul Kupası” adı altında eleminasyon lig usulüne göre İstanbul takımları arasında 6 yıl daha devam etmiştir.
Zamanla TFF’nun bağlı olduğu TİCİ, kulüpler arası çekişmeler ve ortaya çıkan bölünmelerle zayıflamaya başladı. 1928 Olimpiyat Oyunları’ndan sonra TİCİ’nin harcamalarının soruşturma konusu olması, Takrir-i Sükûn Yasası’na futboldaki olayların ters düşmesi, TİCİ’nın yerini 1936 yılında, Cumhuriyet Halk Partisi’ne bağlı olarak faaliyet gösterecek olan “Türk Spor Kurumu ( TSK)’na bırakmasına sebep oldu. Dolayısıyla TFF’nu da bu kuruma bağlanmıştır.14
Devlet denetiminde oluşturulan Türk Spor Kurumu’nun 1938’de feshedilmesinden sonra, devlet otoritesinin temsilcisi olarak “Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü (BTGM)” 29 Haziran 1938 gün ve 3530 sayılı yasa ile kuruldu. TFF böylece bu kuruma bağlanmış, Futbol Federasyonu başkanı genel müdürlük tarafından atanmaya başlanmıştır.
1937 yılında, futbolun geliştiği İstanbul’dan ilk dört takım, İzmir ve Ankara'dan ilk iki takım arasında küme adı altında oluşturulan “Millî Küme”, futbolumuz için bir hamle olmuştur. 1943’te “Maârif Mükâfâtı”, 1944’ten 1951’e kadar ise “Millî Eğitim Mükâfâtı” adı ile oynanan Millî Küme (Deplasmanlı Amatör Lig) süresince futbolumuzda bir kaynaşma görülmüştür ki, bu profesyonelliğin ilk belirtisidir.
Türkiye’de spor yönetimi 1930’lu yıllarda amatörlük ilkelerine bağlı olduğundan, gittikçe artan gizli profesyonellik (Maron profesyonellik) eğilimlerine karşı bir önlem olarak BTGM tarafından 15 Ekim 1941' de bir “Amatörlük Yönetmeliği” çıkartılmıştır. Ancak yönetmelikle getirilen yasaklamalara kulüpler pek uymamıştır.
1923 yılından 1937 yılına kadar, 14 yılda 26 maç yapan Türk Milli Futbol Takımı, 1937’den 1948 yılına kadar İkinci Dünya Savaşı sebebiyle hiç milli maç yapamamıştır. Türk Milli Futbol Takımı, 1930 yılında başlayan ve her dört yılda bir yapılan Dünya Kupası final grubuna katılma hakkını ilk kez 1949 yılında, Ankara 19 Mayıs Stadı’nda Suriye’yi 7-0 yenmesiyle elde etmiş, ancak gerekli ödenek bulunamadığından 1950 yılında Brezilya’da yapılan Dünya Şampiyonasına katılamamıştır.
İkinci Dünya Savaşından sonra futbolun gördüğü büyük ilgi ve getirdiği yüksek kazanç, 1930’lu – 1940’lı yıllarda beliren gizli profesyonelliğin daha da kabul görmesine yol açmıştır. Futbolcularımızın yurt dışına transferleri, yine 1951 yılında İstanbul Ligi'ne dahil kulüplerin TFF’na müracaatları, futbolda profesyonelliğin bir ihtiyaç olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bunların sonucu profesyonellik konusundaki ilk yönetmelik, zamanın Futbol Federasyonu Başkanı Ulvi Yenal ve ekibi tarafından hazırlanmıştır. Merkez Danışma Kurulunca kabul edilen “Futbol Profesyonellik Yönetmeliği”, 24 Eylül 1951' de yürürlüğe girmiştir. Böylece 1952’de İstanbul’da, 1955 yılında ise Ankara ve İzmir’de “Bölgesel Profesyonel Lig” i oluşturulmuş, bu ligler 1959’da başlayan “Milli Lig” e kadar devam etmiştir.
1954 yılında kur'a ile İspanya’yı eleyerek 1954 İsviçre Dünya Kupası finallerine katılmaya hak kazanan milli takımımız, final grubunda Almanya’ya yenilerek elenmiştir. 1955' te Türk Ordu Milli Takımı, Dünya Şampiyonu olmuştur. Yine dönemin güçlü takımlarından Macaristan’ı 19 Şubat 1956’da İstanbul’da 3-1’lik skorla yenmemiz, Türk Milli Takımının, önemli başarılarındandır. 1950’lerin sonlarına doğru futbolumuzda profesyonelleşme hareketleri yoğunlaşmış, İstanbul, Ankara ve İzmir’den profesyonel kadrolu 16 kulübün katılımı ile Türkiye Profesyonel Futbol Ligi, “Milli Lig” adı altında ilk kez 1959 yılında toplanarak başlamıştır.
Profesyonel Milli Lig, İstanbul Profesyonel Ligi’nin ilk 8, Ankara ve İzmir Profesyonel Ligi'nin de ilk dörder takımları alınarak, sekizerli iki grup Kırmızı ve Beyaz Grup adı altında 16 takımla 21 Şubat 1959’da deplasmanlı olarak başladı. Bunun peşinden, 1911 yılında İngiltere’de ortaya çıkan ve özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra bütün dünyaya yayılan müşterek bahis ülkemizde de Spor-Toto adı altında çıkartılan bir kanunla 1960 yılında futbol müsabakalarında oynanmaya başlandı. Daha sonraki yıllarda Spor-Toto’ya Spor-Loto ve Gol-Toto da eklendi.
Milli Lig'in ülke genelinde yaygınlaştırılarak Türkiye Ligi oluşturulması ile, Anadolu ve Trakya’daki hemen tüm illerin kulüpleri, kendi illerinin adlarını taşıyan profesyonel kulüpler kurdular. Bu gelişmeler, 1963-1964 sezonunda Türkiye İkinci Ligi'nin, 1967-1968 futbol sezonunda ise, Türkiye Üçüncü Ligi'nin kurulmasına sebep oldu. Bu liglerdeki takım sayılarının çok fazla olması sebebiyle, Türkiye İkinci Ligi önce iki, sonra üç gruba, Türkiye Üçüncü Futbol Ligi de dokuz gruba kadar yükseltildi. Bu grupların sayıları, daha sonraki sezonlarda koşullara göre zaman zaman azaltıldı veya çoğaltıldı.
1960’lı yıllarda Türk Milli Futbol Takımı, istikrarsız bir grafik sergilemesine rağmen, kulüp takımları Avrupa Kupalarında başarılı olmuştur. Galatasaray takımının 1962-1963 sezonunda Avrupa da üçüncü tura yükselmesi, Göztepe takımının 1967-1968 sezonunda üçüncü tura; 1968-1969 sezonunda ise yarı finale kadar yükselmesi, bu dönemin dikkat çeken başarıları oldu. Bu arada Türkiye Bern’de 22 Haziran 1954 yılında kurulan Avrupa Futbol Federasyonları Birliği(UEFA)’ne 16 Nisan 1962 tarihinde resmen kabul edildi. 1964 yılında Türkiye'de ilk defa Futbol Antrenörlük Kursu(A Lisans) Manisa'da açıldı. Ayrıca 1965 yılında, Türkiye Futbol Antrenörleri Menajerleri ve Monitörleri Derneği kuruldu. 1969 yılına gelindiğinde ise Gençlik ve Spor Bakanlığı kurulmuş, dolayısıyla Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü(BTGM) ve Futbol Federasyonu bu bakanlığa bağlanmıştır.
1970'li yıllarda Türk futbolu, genel bir duraklama dönemine girdi. Avrupa Kupa Galipleri kupasında Bursaspor'un üçüncü tura yükselmesi, 1976 yılında da Trabzonspor'un Anadolu takımı olarak İstanbul'un üç büyükler diye tabir edilen takımları arasından sıyrılarak şampiyon olması, aynı zamanda İngiltere şampiyonu Liverpool takımını Trabzon'da 1-0 yenmesi dikkate değer başarılardır. Bu arada 1970 yılında TFF'na bağlı olarak Eğitim Dairesi kurulmuş, bu birim 1976 yılında Eğitim Müdürlüğü adını almıştır. Yine 1974 yılında Türk Spor Vakfı kurulmuştur. 1974 yılında İstanbul, 1975' te Ankara ve 1976'da Manisa'da antrenör ihtiyacının karşılanması ve spor bilimcisi yetiştirilmesi amacıyla Gençlik ve Spor Akademileri açılmıştır. Bu okullar, 1982 yılında Yüksek Öğretim Kanunu(YÖK)'nun çıkartılmasıyla birlikte, Üniversitelerin Beden Eğitimi ve Spor Bölümleri ile birleştirilerek tarihe karışmıştır.
1980'li yıllar Türk Milli Takımı için durgun geçmiştir. 1983 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ile birleştirilerek tek bir bakanlığa dönüştürülmüştür. BTGM yine bu bakanlığa bağlı olarak faaliyetlerine devam etmiştir. 1986 yılında çıkarılan 3289 ve 3703 sayılı kanunlarla değişime uğrayan BTGM' nün ismine Spor kavramı da ilave edilmiş; kısa süre sonra bu kurum 1991 yılında Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM) adını alarak yeniden yapılanmıştır. Böylece 1938 yılında çıkartılan 3530 sayılı kanun tarihe karışmıştır.
Türkiye'deki hızlı sosyo-ekonomik değişikliklerden futbol da nasibini almıştır. 27 Mayıs 1988 gün ve 3461 sayılı "Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Kanunu" ve ayrıca 2 Mart 1989 gün ve 3524 sayılı kanun ile, TFF, GSGM bünyesinden ayrılarak "yarı özerk" bir yapıda Başbakanlığa bağlanmıştır.
1987-1988 futbol sezonunda Türkiye futbol liglerinin puanlama sistemi, İngiltere'nin puanlama sistemi örnek alınarak değiştirildi. Buna göre galibiyete, 3 puan, beraberliğe 1 puan ve yenilen takımlara 0 puan verilmeye başlandı. 1989 yılında Galatasaray, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı finale kadar yükselme başarısını göstermiştir.

1990 yılından itibaren Türk futbolu hareketlenmeye ve Avrupa'da adını duyurmaya başladı. Galatasaray ve Trabzonspor' un Avrupa kupalarındaki başarıları, Sarıyerspor' un Balkan şampiyonu olması, A Genç Milli Takımımızın 1992 yılındaki Avrupa şampiyonluğu üst üste geldi. 1992 yılında T.F.F. , 3813 sayılı yasa ile tam özerk bir yapıya kavuşturuldu. Bu arada 1991 yılında futbol antrenörleri yeniden yapılaşmaya giderek TFAMMD yerine TÜFAD (Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği ) adını aldı. Bunları 25 yıl aradan sonra 1993 yılında Avrupa B Gençler Futbol şampiyonası gibi önemli bir organizasyonun Türkiye 'de yapılması, Galatasaray takımının Manchester United'i eleyerek " Şampiyonlar Ligi" ne katılmaya hak kazanması izledi. Bunlara 1993 yılında Akdeniz oyunlarında şampiyon olan Olimpik Milli Takımımız da eklendi .


1994 yılında Türkiye' de ilk bayanlar Futbol ligi organize edildi. Bu arada B Genç Milli Takımımız Avrupa şampiyonu, Samsunspor da Balkan şampiyonu oldu.
1995 yılında A Milli Takımımız başarılı çıkışını sürdürerek tarihinde ilk kez 1996'da İngiltere' de yapılan Avrupa şampiyonası finallerine katılma hakkını elde etti. Milli takımımız aynı başarıyı, Hollanda ve Belçika’nın ortaklaşa tertipleyeceği 2000 Avrupa şampiyonasına katılma hakkını elde ederek de tekrarlamıştır. 1995 yılında Bayan Milli Futbol Takımımız Avrupa şampiyonası grup eleme maçlarına hazırlanmak amacını da taşıyan ilk maçını Romanya ile yaptı ve maçı 8-0 kaybetti. İlk 5 maçında gol atamayan bayan milli takımımız 9 Mayıs 1996' da Macaristan ile oynadığı Avrupa kupası maçının 73. dakikasında Nazan Bulut ile ilk golünü kazandı. Bayan Milli Takımı ilk galibiyetini 1997 yılında Gürcistan'a karşı maçı 1-0 kazanarak almıştır.
Günümüzde, Türkiye 1. Lig, 2. Lig ve 3. Lig şampiyonalarının yanı sıra 1962-63 sezonundan başlayarak Türkiye Kupası (daha önce 1956 -62 yılları arasında da federasyon kupası adı altında 4 kez oynanmıştır), 1965-66 Futbol sezonundan itibaren Türkiye ligi şampiyonu ile Türkiye kupası şampiyonu arasında oynanan Cumhurbaşkanlığı Kupası, 1944' ten bu yana da 1. Lig ikincisi ile Türkiye kupası ikincisi arasında Başbakanlık Kupası maçı oynanmaktadır. Ayrıca TSYD Kupası 1963' ten beri verilmektedir. Bu arada Türkiye 'de 1972-1982 yılları arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı Kupası müsabakaları da yapılmıştır. 1983 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın, Milli Eğitim Bakanlığı ile birleşmesi sonucu bu kupa statüsü kaldırılmıştır.


1 Tercüman Spor Ansiklopedisi: "Çağımızın Oyunu Futbol", Cilt: 1, Tercüman Gazetesi

Yayınları, İstanbul, 1981, s. 4.



2 T.F.F : "Türk Futbol Tarihi", Cilt: 1, Grafik Sanatlar Matbaası, İstanbul, 1992, s. 93.

3 Ahmet Apaydın, Mehmet Doğan: "Futbol ve Temel Teknikler", Demirtaşpaşa

Endüstri Meslek Lisesi Matbaası, Bursa, 1995, s.8-9.



4 T.F.F. : a. g. k. , s. 8.

5 a. g. k. ,s. 7.

6 Ahmet Apaydın, Mehmet Doğan: a. g. k. S. 11.

7 T.F.F. : a. g. k. , s. 9.

8 Morpa Spor Ansiklopedisi: "Futbol", Cilt: 2, Kültür Yayınları, İstanbul, 1996, s. 110.



9 Morpa Spor Ansiklopedisi: a. g. k. , s. 112.

10 a. g. k. , s. 112.


11 Atıf Kahraman: “Osmanlı Devletinde Spor”, T.C. Kültür Bakanlığı Milli Kütüphane

Müdürlüğü, Ankara, 1995, s. 670.



12 Ahmet Apaydın, Mehmet Doğan: a. g. k. , s. 14.

13 Tercüman Spor Ansiklopedisi: a. g. k. , s. 9-10.

14 Morpa Spor Ansiklopedisi: a. g. k. , s. 145.





Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©www.azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə