Davazamana ş I m I




Yüklə 317.97 Kb.
səhifə1/5
tarix14.04.2016
ölçüsü317.97 Kb.
  1   2   3   4   5
D A V A Z A M A N A Ş I M I
Murat KAYANÇİÇEK

Akdağmadeni Cumhuriyet Savcısı



Dava Zamanaşımı

MADDE 66. - (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,

b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,

c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,

d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,

e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,

Geçmesiyle düşer.

(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.

(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.

(5) Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar yargılanması gereken hükümlünün, sonradan yargılanan suça ait üçüncü fıkrada yazılı esasa göre belirlenecek zamanaşımı göz önünde bulundurulur.

(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.

(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi hâlinde dava zamanaşımı uygulanmaz.


GEREKÇE : Tasarının dava zamanaşımına ilişkin düzenlemesi esas itibarıyla muhafaza edilmiştir. Ancak, suçlar arasında cürüm ve kabahat ayrımı kaldırılmasına ve çeşitli ceza yaptırımlarına ilişkin getirilen yeni hükümlere paralel olarak madde metninin ifade biçiminde bazı değişiklikler yapılmıştır.

Madde metnine yeni bir fıkra olarak, çocuklar açısından fiili işlediği sıradaki yaşı göz önünde bulundurulmak suretiyle ayrı zamanaşımı sürelerinin belirlenmesine ilişkin bir hüküm konulmuştur.

Tasarıda, dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde ağırlatıcı ve hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan cezanın üst sınırının göz önünde bulundurulacağı belirtilmekteydi. Ancak, yapılan değişiklikle, dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin de dava zamanaşımı sürelerinin tespitinde göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır.
KARŞILIĞI :

765 s. TCK m. 102 :

Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku âmme dâvası:



1- Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene, (2004. 5218 s. K. ile değişik)

2- Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,

3- Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,

4- Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis veya hidematı âmmeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,

5- Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,

6- Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesiyle ortadan kalkar.

Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet yahut muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurt dışında işlenmesi halinde dâva müruru zamanı yoktur. (2004.5218 s.y. ile değişik)”

765 s. TCK m. 103 :

Müruru zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamıyan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mütemadi ve müteselsil cürümler hakkında dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur.”



765 s. TCK m. 109 :

Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar muhakemesi görülmek lazım gelen mahkûmünaleyhin ahiren vâki olan mahkûmiyeti evvelki mahkûmiyetinden daha hafif bir cezayı mutazammın ise müruru zaman müddeti sonraki hüküm ile tertip olunacak cezaya göre hesap olunur.”


İLGİLİ MADDELER : 5237 s. TCK m. 2, 7, 18, 43, 47, 67, 72, 73, 76/4, 77/4, 78/3, 230/4, 267/8; 5271 s. CMK m. 223/8, 253/5
A Ç I K L A M A :

I.- DAVA ZAMANAŞIMININ TANIMI VE HUKUKİ NİTELİĞİ:

Genellikle kabul gören tanıma göre, dava zamanaşımı1 (metinde DZ olarak anılacaktır), belli koşulların gerçekleşmesi halinde devletin cezalandırma hakkından vazgeçmesidir.2 Buna göre DZ, bir suçtan ötürü yasada gösterilen süreler içerisinde dava açılmamış veya açılan dava sona erdirilmemişse sözkonusu olur. Başka bir değişle, DZ gerçekleştiğinde atılı suçtan dava açılamayacağı gibi açılmış bulunan davaya da devam edilmez. Gerçekten de, suçun işlenmesinin doğurduğu toplumsal gerginlik zamanın geçmesi ile doğru orantılı olarak azalmaya başladığı gibi, delillerin elde edilmesi açısından zorlukları da beraberinde getirir. Kaldı ki, suçlu yakalanmak korkusu altında yeterli bir manevi ceza çekmiştir ve zamanaşımı sonuna kadar yeni bir suç işlememesi psikolojik değişiminin de uzantısı olarak uslandığına karine teşkil eder. Tüm bu durumlar nazara alındığında, sürdürülen soruşturmanın veya açılmış bulunan davaya devam etmede ısrarın bir yararı yoktur.3 İşte DZ’nı kabule zorlayan nedenler özet olarak bu şekilde sırlanabilir.

Mukayeseli hukuk doktrininde DZ’nın hukuki niteliği konusunda değişik fikirler4 bulunmakta ise de, bizi ilgilendiren kanunumuzun kabul ettiği görüştür. Anayasamızın 38. maddesinin ilk iki fıkrası, “Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimse suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez./ Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.şeklindedir. Öte yandan mevzuatımızda zamanaşımı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda değil, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu hükümlerden anlaşıldığı gibi, ceza hukukumuzda zamanaşımı maddi ceza hukukuna ait bir kurum olarak kabul görmüştür. Gerçekten de, her ne kadar DZ süresinin dolması halinde düşen şey dava ise de, bununla birlikte devletin cezalandırmak hakkının da düşmesi nedeniyle maddi ceza hukukuna ait sayılması da5 doğrudur ki doktrindeki baskın görüş de bu doğrultudadır.6

Hemen belirtelim ki, 5187 s. Basın Kanunu’nun 26. maddesinde olduğu gibi, savcılığın bir takım suçlar sebebiyle kamu davası açma yetkisini belli sürelerle sınırlandırdığı ve nitelik itibariyle birer dava şartı olan hallerle DZ’nı birbirine karıştırmamak gerekir.7 Zira, dava süresinin sona ermesi kamu davasının açılmasına ilişkin yetkiyi ortadan kaldırırken, DZ devletin cezalandırma hakkına son verir.


II.- YENİ TCK.’NA GÖRE DAVA ZAMANAŞIMI SÜRELERİ:

765 s. TCK.nun 102. maddesinde, suçların cürüm ve kabahat şeklindeki ayrımın doğal sonucu olarak, ağır hapis, hapis, hafif hapis, ağır para cezası, hafif para cezası ve hidemâtı âmmeden müebbet ve muvakatten mahrumiyet cezaları nazara alınarak, cürümlerde 20, 15, 10 ve 5 yıllık şeklinde 4 kademeli DZ, kabahatlerde ise 2 yıl ve 6 ay olmak üzere iki kademeli DZ süreleri kabul edilmişken; 5237 s. TCK.nda, suçlar arasında cürüm ve kabahat ayrımının kaldırılmış olmasına, ceza yaptırımı olarak sadece hapis ve adlî para cezası öngörülmesine ve ceza yaptırımlarına ilişkin getirilen yeni hükümlere paralel olarak ve fakat eskisinden daha uzun olarak 30 yıl, 25 yıl, 20 yıl, 15 yıl, 8 yıl şeklinde beş kademeli olarak DZ süreleri (m. 66/1) öngörülmüştür.

Bunun yanında, 765 s. TCK’nda çocuklar bakımından ayrı bir DZ süresi kabul edilmemiş olmasına karşın, 5237 s. TCK’nda (m.66/2), 12-15 ve 15-18 yaş grubundaki çocuklar açısından fiili işlediği sıradaki yaşı göz önünde bulundurulmak suretiyle, ayrı DZ süreleri öngörülmüştür. Buna göre, fiili işlediği sırada 12-15 yaş grubu arasında bulunan çocuklar için maddenin 1. fıkrasında belirtilen sürelerin yarısı, 15-18 yaş grubu arasında bulunan çocuklar için ise 2/3’sinin geçmesi ile kamu davasının düşeceği ifade edilmiştir. Bu ayırımdaki amaç şudur: DZ süreleri uzun tutulacak olursa, geçen zaman içinde topluma esasen uyum sağlamış çocukların düzenli hayatını yok edici sonuçlar meydana gelebilecektir. Oysa çocuk ceza hukukunun temel amaç ve hedefinin, adı geçenleri eğiterek toplum ile bütünleştirip üretken ve kanunlara saygılı bir vatandaş hâline getirmek olduğu suça itilmiş çocukları koruma amacı güden uluslararası sözleşmelerce de vurgulanmıştır ki, bu husus yeni TCK.nun ruhuna ve temel felsefesine de uygundur. İşte bu nedenle, maddenin birinci fıkrasının (a) ilâ (e) bentlerinde DZ süreleri, genel ceza hukukuna göre daha kısa olarak saptanmıştır. Ayrıca DZ bakımından, yukarıda belirtilen düşünce ile dengeli olarak bir de yaş sınırı koyan ve ne olursa olsun failin 25 yaşını doldurması ile DZ’nın gerçekleşeceğini kabul eden Hükümet Tasarısının m. 125 hükmü, her halde sınırı çok zorlamak olarak algılandığı için yeni TCK.nuna aktartılmamıştır.

Değinmekte yarar gördüğümüz bir diğer nokta, Hükümet Tasarısı’nın 85. maddesinin gerekçesinde, kesilme sebeplerine (durma sebepleri hariç) yer verilmediği için DZ sürelerinin artırılmış şekilde benimsendiği ifade edilmiştir. Her ne kadar Hükümet Tasarısında da eski TCK.nunda olduğu gibi kabahat ve cürüm ayrımına dayalı çift şeritli suç nitelemesi korunduğu bilinmekte ise de bakıldığında cürümlerde 30, 25, 20, 12, 6 yıllık DZ sürelerinin öngörülmüş olduğunu görüyoruz. Hemen hemen eşit süre miktarını içermenin yanın da ayrıca kesilme sebeplerini de kabul eden yeni düzenleme karşısında Hükümet tasarısının 85. madde gerekçesinde kullanılan ibareyi çok anlamlı bulmadığımızı belirtmek istiyoruz.



O l a ğ a n D Z S ü r e l e r i : Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, yeni TCK.muz DZ sürelerini suçların gerektirdiği cezaların ağırlıklarına göre,8 yaş ölçütü açısından üçlü ve fakat kendi içinde 5’li ayrıma tabi tutmak suretiyle şu şekilde hükme bağlamıştır:

(a) Fiil tarihinde 18 yaşını bitirmiş (reşit olan) kişiler için DZ süreleri (1. fıkra):

  • Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 25 yıl,

  • Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda 15 yıl,

  • Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda 8 yıl.

(b) Fiil tarihinde 15-18 yaş grubu arasında bulunan çocuklar için DZ süreleri (2. fıkra):

  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 20 yıl,

  • Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 16 yıl 8 ay,

  • Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda 13 yıl 4 ay,

  • Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda 10 yıl,

  • Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda 5 yıl 4 ay.

(c) Fiili tarihinde 12-15 yaş gurubu arasında bulunan çocuklar için DZ süreleri (3. fıkra):

  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 15 yıl,

  • Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 12 yıl 6 ay,

  • Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda 10 yıl,

  • Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda 7 yıl 6 ay,

  • Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda 4 yıl.


IV.- DAVA ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN SAPTANMASINDA ÖLÇÜT :

Kanun tarafından DZ sürelerinin tesbit edilmiş olması tek başına yeterli olmadığından, her eylemde kanunun tesbit ettiği sürenin dolup dolmadığı da kesin olarak belirlenmelidir. Bu konuda ileri sürülen görüşlerden ilki olan soyut (mücerret) ceza sistemine göre, henüz tayin edilmiş bir ceza bulunmadığından atılı suçun kanundaki karşılığını oluşturan salt ceza nazara alınmalıdır. Somut (müşahhas) ceza sistemi olarak kabul edilen ikinci görüşe göre ise, yüklenen suçun soyut cezası değil, kanuni arttırıcı ve azaltıcı nedenler de dikkate alınmak suretiyle muhakeme edilecek sanığa verilecek ceza esas alınmalıdır. Bu görüş, bir suçta bulunabilecek ve kanunkoyucu tarafından önceden gösterilmesine olanak bulunmayan kişiye, fiile, zamana ve yere ilişkin olup suçu etkileyen hallerin çokluğu nedeniyle, bunların takdirini hakime bırakmak gerektiğinden söz eder. Karma sistem olarak adlandırılan bir üçüncü görüşe göre ise, fiile ilişkin ağırlatıcı ve hafifletici sebepler dikkate alınmalı, buna karşın kişisel ağırlatıcı ve hafifletici nedenler hesaba katılmayarak DZ süresinin tesbitine esas olacak suçun cezası saptanmalıdır. Belirtelim ki bu görüş de öğreti de eleştirilmektedir. 1930 İtalyan CK, DZ süresinin belirlenmesinde ağırlatıcı ve hafifletici sebeplerin nazara alınacağını açıkça belirten 157. maddesi ile somut ceza sisteminden yana tercihini kullanmıştır.

765 s. TCK.nun yürürlükte bulunduğu dönemdeki uygulamamızda, 102. maddede geçen “…cezalarını müstelzim cürümler” terimine verilen anlamdan hareketle, mahkemelerce hükmolunan ceza miktarına göre değil, ağırlatıcı ve hafifletici nedenler dikkate alınmayıp sadece isnat edilen suçun temas ettiği kanun maddesinde öngörülen (suçun basit şekli) cezanın üst sınırı nazara alınarak DZ süresi saptanmaktaydı. Seçimlik cezalarda ise 11. maddede nev’i bakımından ağır olan cezaya itibar edilerek DZ tespit edilmekte idi. “Soyut ceza sistemi”ni9 kabul eden 3.6.1942 gün ve 36/15 sayılı, 7.5.1947 tarih ve 3/15 sayılı Yargıtay İBK.ları ve 9.1.1988 gün ve 1/1 sayılı Askeri Yargıtay İBK uyarınca uygulama bu yönde yerleşmişti.10

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66. maddesinin 4. fıkrasında zikredilen “.... sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, yeni TCK uygulamasında da DZ sürelerinin hesaplanmasında, suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı [üst haddi] nazara alınacaktır. Eğer suçun temas ettiği maddede cezanın üst sınırı belli değilse, bu durumda yeni TCK.nun, “(1) Süreli hapis cezası, kanunda aksi belirtilmeyen hâllerde 1 aydan az, 20 yıldan fazla olamaz./ (2) Hükmedilen 1 yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezasıdır.” içerikli 49. maddesi [765 s. TCK m. 13, 15] gözetilmek suretiyle hapis cezasının üst sınırı belirlenerek sorun çözülecektir.



5237 s. TCK.nun DZ süresinin tespitinde, eski TCK uygulamasından ayrıldığı bir husus şudur; az önce anıldığı gibi eski TCK uygulamasında DZ bakımından ağırlatıcı ve hafifletici nedenler dikkate alınmazken, yeni TCK.nun 66. maddesinin 3. üçüncü fıkrasında yer alan “dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur” şeklindeki hükümle, dosyadaki mevcut deliller itibarıyla vasıflandırılacak suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin de DZ sürelerinin tespitinde dikkate alınması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır. Buna göre suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri dikkate alınacak, hafifletici nedenler (yaş küçüklüğü, haksız tahrik gibi) ise göz ardı edilecektir.11 Bunun gibi, suç teşebbüs aşamasında da kalmış olabilir. Hakeza burada da teşebbüs nedeniyle yapılması gereken indirim hesaba katılmayacaktır. Soyut ve somut ceza sistemleri kendi içlerinde barındırdıkları adaletsizlikler sebebiyle eleştirilmekte iken, somut ceza sistemi ağırlıklı olmakla birlikte “sui generis nitelikte k a r m a b i r s i s t e m” benimseyen kanunkoyucunun yeni düzenlemede hemen her iki sistemin katmerli olumsuzluklarını içine toplamakla hak ve nesafet ölçüleriyle bağdaşmayan daha ciddi adaletsizliğe kapı araladığı iddia olunabilir. Fakat belki, hazırlık aşamasında (ki DZ çoğunca faili meçhul olaylarda gündeme gelmektedir) hafifletici nedenlerin de nazara alınması Savcıyı adeta tayin edeceği ceza ile hüküm tesis edici bir yargılama makamı konumuna iteceği korkusu teoriye taşınmış olacaktı. Oysa kısmi olarak yakın sonucu doğuracak şekilde nitelikli halleri dikkate alan kanunkoyucunun, en azından çocuklar için DZ sürelerini daha kısa tutmak yoluyla kendince bir nevi denge arayışına da gittiği görülmektedir.

Hapis ve adlî para cezalarının hakimin takdir yetkisi kapsamında seçimlik [mütenavip=alternatifli] olarak öngörüldüğü hallerde (kanun “veya” sözcüğü kullanmışsa), DZ bakımından hapis mi adli para cezası mı esas alınacaktır? Eski TCK.nun uygulandığı dönemde yasada bu konuda açık hüküm bulunmaması nedeniyle beliren soruna, öğreti ve uygulama, 765 s. TCK.nun CZ ile ilgili 112/son. maddesini yorumlayarak seçimlik suçlardan nevi itibariyle ağır olanını dikkate alarak bir çıkış yolu aramıştı (İBK. 18.11.1936, 26/35; İBK. 7.5.1947, 15/3; As. Yrg. İBK. 9.1.1988, 1/1).12 Yeni TCK.nun 66. maddesinin 4. fıkrası, seçimlik cezalarda hapis cezasının DZ’nda esas alınacağını açıkça belirterek soruna kesin olarak noktayı koymuştur.13 [Yeni TCK.nda hapis cezası ile adli para cezasının seçimlik olarak öngörüldüğü hükümler şunlardır: m. 88/1, 89/1, 98/1, 99/1, 100/1, 106/1, 116/3, 117/1, 124/1, 125/1, 130/1, 132/1-3, 133/2, 134/1, 144/1, 151/1, 153/2, 159/1, 160/1, 163/1-2, 164/1, 166/1, 170/2, 175/1, 176/1, 177/1, 178/1, 183/1, 203/1, 206/1, 217/1, 243/1, 259/1.]

Suçun hem hapis hem de adli para cezasıbirlikte öngörmesi halinde (kanun “ve” sözcüğünü kullanmışsa) çok doğal olarak hapis cezası nazara alınacaktır. [Yeni TCK.nun hapis cezası yanında adli para cezasının da uygulanmasını zorunlu kıldığı suçların temas ettikleri hükümler ise şunlardır: 80/1, 91/4, 99/2, 107/1, 133/3, 142/3, 154/1, 155/1-2, 156/1, 157/1, 158/1, 165/1, 174/1, 186/1, 187/1, 188/1-3-7, 197/1-2, 199/1-2, 200/1, 219/1, 226/1-2-3-4-5, 227/1-2, 228/1, 237/1, 238/1, 239/1, 241/1, 244/4, 255/1, 282/1, 289/1, 305/1, 308/3, 322/1-4, 323/4, 333/1.] ]

Suçun asli ceza ile birlikte güvenlik tedbirini de kapsaması halinde asli ceza dikkate alınır. Kaldı ki güvenlik tedbiri zaten yeni TCK anlayışında ceza olarak da görülmemektedir.

Aynı fiilden dolayı tekrar yargılanması gereken hükümlünün, sonradan yargılanan suça ait DZ’nın tespitinin ne surette yapılacağını gösteren eski TCK.nun 109. maddesi, uygulamada duraksamaları yok etmek amacıyla yeni TCK.nun 66. maddesinin 5. fıkrasına, “Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar yargılanması gereken hükümlünün, sonradan yargılanan suça ait üçüncü fıkrada yazılı esasa göre belirlenecek zamanaşımı göz önünde bulundurulur.” şeklinde aktarılmıştır. Ancak yeni TCK.nun 66. maddesinin 5. fıkrasında yer alan hükme göre, diğer fıkralardaki düzenlemelerin doğal bir uzantısı olarak, buradaki DZ süresinin belirlenmesinde, aynı maddenin yukarıda da bahsedilen üçüncü fıkrasında (ağırlaşmış hale ilişkin) yazılı esaslara göre tespit edilecek DZ göz önünde bulundurulacaktır. Örneğin, sanık hakkında yeni TCK.nun 81/1., 35. maddeleri cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış olduğunu düşünelim. Buna göre DZ. süresi 25 yıldır. Ancak DZ dolmadığını düşünen mahkemece karar verildikten sonra dosyayı inceleyen yüksek mahkemenin eylemin gerçekte 86/2-e maddesine uyan bir kasten yaralama olduğunu belirleyerek kararı bozduğunu düşünelim. İşte bu durumda DZ’nın 8 yıl olarak kabulü gerekir. Eylem tarihinden yeni tesis edilmesi gereken karar tarihine kadar geçen sürede (kesilme sebepleri de varsa) 12 yıl geçmişse dava düşürülecektir.



Karar düzeltme ve yazılı emir yoluna gidilirken, istem kabul edilerek kararın bozulması sözkonusu olur ve lehe de olursa bu durumlarda da DZ dikkate alınacaktır. Ölüm’le ceza ilişkisi kalktığından, ölüm DZ’ndan önce uygulanmalıdır (İBK. 11.4.1983, 2/2). Yine davanın esasına girilmemesini gerekli kılan davanın reddi durumu öncelikle gözetilmelidir. Zamanaşımı af’tan önce uygulanır. Görevsizlik sözkonusu ise, zamanaşımından düşme kararını asıl görevli olan mahkeme vermelidir. Yetkisiz mahkeme ise zamanaşımını uygulayabilir.
V.- DAVA ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN İŞLEMEYE BAŞLAMASI: DZ’nın işlemeye başlayacağı tarih, 765 s. TCK.nun 103. maddesinde suçun değişik işleniş biçimleri gözetilerek: “Müruru zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mütemadi ve müteselsil cürümler hakkında dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur.” şeklinde ifade edilmiş iken, 5237 s. TCK.nun 66. maddesinin 6. fıkrasında ise: “Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz [mütemadi] suçlarda kesintinin gerçekleştiği [temadinin sona erdiği] ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.” şeklinde düzenlenmiştir.

Görüldüğü gibi her iki hüküm arasındaki temel farkın, 5237 s. TCK.nunda, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda DZ’nın, çocuğun 18 yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacağına dair yeni bir hükmün getirilmiş olmasında yattığını görüyoruz. Gerçekten de, çocuklara karşı veli veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçların takibi, mağdurların durumları nedeniyle çok zor olmaktadır. Bu nedenle bu suçlarda DZ’nın, mağdurun korunması ilkesi yönünden önemli olacağı düşüncesi ile genel kuraldan ayrılınarak mağdur çocuğun ergin olduğu günden itibaren işlemeye başlamasının benimsenmesi yerinde olmuştur.

DZ’nın başlangıç günü olarak suçun işlendiği ilk günün (dies a quo) nazara alınıp alınmayacağı konusuna, 66. maddenin 6. fıkrasında yer verilen “...günden itibaren” terimi ile açıklık getirilmiştir.14 Buna göre, suçun işlendiği gün dikkate alınacak15 ve DZ ertesi gün değil bu gün 1. gün sayılarak hesaplanmaya başlanacaktır.16 (Bu konuda 72. m. açıklamalarına bkz.). Belirtelim ki, suçun işlendiği gün tam olarak belirlenememişse eğer, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği failin lehine olan gün suçun işlendiği gün olarak kabul edilecektir.17

Kanunda kullanılan “tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği gün” ibaresinden anlaşılması gereken, önceki uygulamamızın da kabul ettiği gibi neticesi harekete bitişik (şekli) suçlarda hareketin yapılması ile birlikte netice meydana geldiğinden DZ süresinin aynı gün başlayacağıdır. Hareket icrai olabileceği gibi ihmali de (yeni TCK.nun 257/2. maddesinde olduğu gibi) olabilir.18 Gerçekten de, icrai suçlar bakımından 765 s. TCK.nun 103. maddesinde geçen “icra olunmuş” teriminin doğurduğu açıklık, öğreti ve uygulama tarafından ihmali suçlara da şamil kılınmıştı. Yeni düzenlemede kafa karıştırıcı bu tür terimlere yer verilmemesi bizi net bir sonuca götürmektedir. O halde, bu durumda suçun tamamlanmasını esas alacağımıza göre ve örneğin 5237 s. TCK.nun 257/2. maddesinde [765 s. TCK m. 230] düzenlenen görevi ihmal suçunun, bir kamu görevlisinin görevini yapmaması ile gerçekleşeceğinden DZ süresi de bu günden itibaren işlemeye başlayacaktır. İhmal suretiyle icra suçları bakımından DZ süresinin başlamasında dikkate alınacak ölçüt için diğer suçlar için benimsenen sistemden ayrılmayı gerektiren bir sebep yoktur. Daha yalın bir değişle, bu tür suçlarda DZ, ihmal sebebiyle meydana gelen neticeden itibaren işlemeye başlayacaktır.19 Örneğin, bir hemşirenin bakmakla yükümlü olduğu ağır hastaya ilaçlarını vermeyi ihmal ederek ölümüne sebebiyet vermesi halinde DZ süresi, ölüm neticesinin meydana geldiği günden itibaren işlemeye başlayacak yoksa ilacın verilmediği gün dikkate alınmayacaktır.20

Ancak neticesi hareketten ayrık (maddi) suçlarda, suçun kasıtlı ve taksirli olmasına göre durum tartışmalı olsa da,21 sonucun meydana geldiği günden itibaren başlayacağını kabul etmek daha uygun bir düşünüşün ürünü olsa gerek. bilindiği gibi, neticesi hareketten ayrı suç “ k a s ı t l ı ” işlenen suç olabileceği gibi “ t a k s i r l i ” de olabilir. Buna göre, kasıtlı adam öldürme suçunda mağdurun darbeyi aldıktan üç gün sonra evinde veya 1 yıl bitkisel hayatta kaldıktan sonra hastanede ölmesinde öldüğü gün,22 yine inşaat standartlarına uygun olarak yapılmayan binanın yapıldıktan 10 yıl sonra meydana gelen depremle yıkılması sonucunda birçok kişinin ölmesi halinde de ölüm anından itibaren23 başlayacaktır (CGK. 2003, 9-314/15). Bu noktada madde metni açık olmamasına karşın, netice de suçun zorunlu bir unsuru olarak kabul edildiği için kanunda geçen “tamamlanmış” sözcüğünden de anlaşılması gereken budur.

Bunun yanında, yeni TCK.nun “Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören” başlıklı 230. maddesinin 4. fıkrasında, DZ’nın evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlayacağı hükmü getirilmiştir. İptal davası uzun sürebileceğinden, burada DZ’nın başlangıcını özel biçimde belirleyen bir hükmün getirilmesi yerinde olmuştur.

Yine, yeni TCK.nun “İftira” başlıklı 267. maddesinin 8. fıkrasında, iftira suçunda DZ’nın tespitine dair şu şekildeki özel bir hükme yer verilmiştir: İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.” Gerçekten de, isnat edilen suç dolayısıyla yapılan kovuşturma sonucu hükmün kesinleşmesiyle, iftiranın sabit olabileceği ve dolayısıyla takibata girişileceği aşikâr olduğundan böyle bir hükme olan ihtiyaç meydandadır.

  1   2   3   4   5


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©www.azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə