1. a ya, ise anlamında Karaçay-Malkar Türkçesi'ne özgü bir ek. Ünlü ile biten kelimelerden sonra "va" şeklinde gelir. ◊ a mümkün mü?, olur mu? anlamında bir ek. … Ornekler: sen a nek kelmeyse; ya sen niye geliniyorsun




Yüklə 312.33 Kb.
səhifə1/6
tarix21.04.2016
ölçüsü312.33 Kb.
  1   2   3   4   5   6

Kaynak:

http://www.kamatur.org/index.php

http://www.kamatur.org/sozluk/index.php?a=list&d=1&t=dict&w1=A
A

1. a ya, ise anlamında Karaçay-Malkar Türkçesi'ne özgü bir ek. Ünlü ile biten kelimelerden sonra "va" şeklinde gelir. ◊ a mümkün mü?, olur mu? anlamında bir ek. … Ornekler: sen a nek kelmeyse; ya sen niye geliniyorsun. anı va çırtda körmegenme; onu ise hiç görmedim. men tohta deyme, sen a callab barasa; ben dur diyorum, sen ise sıvışıp gidiyorsun.; men kadahb işleyme, sen a?; ben harıl harıl çalışıyorum, ya sen?; barmay a, barmay amalıbız cokdu; gitmemek olur mu, çaresiz gideceğiz, a dilek bildiren bir ek. ' aytsang a; söylesene. berseng a; versene. 0.6 KB

2. Abacırık örtüsü açılmış, biçilmiş, çıplak Ornekler: ~ cer: çıplak yer

3. Abacırıklık çıplaklık, örtüsüzlük

4. Abadanlık büyüklük, irilik, yükseklik Ornekler: ~ıŋı körgüzt: büyüklüğünü göster

5. Abadanırak büyükçe, irice, yüksekçe Ornekler: ~ söleş: yüksekçe konuş, ~ın ber: iricesini ver, meni caşım anıkından ~dı: benim oğlum onunkinden büyükçedir

6. Abazakoyan ebegömeci bk. adaygüttü.

7. Abaçı öcü, gulyabani

8. Abdez abdest Ornekler: ~ almak: abdest almak, ~ buzmak: abdest bozmak, ~ suv: abdest suyu

9. Abdezli abdestli

10. Abezek kol kol üstüne konularak grup halinde oynanan bir karaç-malk. halk oyunu Ornekler: ~ge bardırmak: abezek oynatmak.

11. aba anne

12. abadan büyük, iri, yaş ve boy itibııriyle büyük Ornekler: abadan caşım üydedi; büyük oğlum evdedir, gakkını abadanın sayla;; yumurtanın irisini seç.

13. abadanlık irilik, büyüklük ◊ yaş itibariyle büyüklük. Ornekler: caşlanı ortasında; abadanlıgın esge alıb söleşdi;; gençlerin ortasında yaşını; dikkate alarak konuştu

14. abadarlak daha kuvvetli, daha büyük, daha gür

15. abaçı cin, hortlak ◊ öcü

16. abrek eşkiya,haydut

17. abıcırık toprak

18. Aç-calanŋaç karnı aç-üstü yalın (aç-sefil)

19. Aç-tok aç-tok

20. Açaytmak acıktırmak

21. Açaytıv acıktırma

22. Açdırmak açtırmak

23. Açdırıv açtırma

24. Açha akçe, para … Ornekler: Altın ~: altın akçe, kağıt ~: banknot, ~ hurcun: para kesesi, ~ bölmek: para bozmak, bölünŋen ~: bozuk para, col ~: yol parası, önküç ~: ödünç para, uvak ~: ufak para, ~ beriv: para verme, tıyılğan ~: kesilen para, boluşluk ~: yardım parası, ~ avuşduruv: para değiştirme, ~ğa boçha azmıdı?: akçeye bohça (kese) az mıdır? 0.4 KB

25. Açha-boçha akçe-bohça Ornekler: Açhası-boçhası igidi: akçesi-bohçası çok.

26. Açha-maçha para-mara

27. Açhalay para olarak, akçe olarak

28. Açhalı paralı Ornekler: ~nı kolu oynar, ~sıznı közü oynar: paralının eli oynar, züğürtün gözü oynar

29. Açhalılık paralılık

30. Açhasız parasız, züğürt

31. Açhasızlık parasızlık, züğürtlük

32. Açhaçık akçecik, paracık

33. Açhıl ekşi Ornekler: ~ suv: maden suyu.

34. Açhıllık ekşilik

35. Açhıç anahtar Ornekler: ~ orun: anahtarlık, anahtar deliği, ~ıŋı birgeŋe al: anahtarını yanına al, kiritni ~ı kaydadı?: kilidin anahtarı nerede?

36. Açköz aç gözlü, doymak bilmeyen.

37. Açlay aç olarak, aç halde. Ornekler: Sabiyle ~ cathandıla: çocuklar aç halde yattılar, ~ ölgün!: aç olarak ölesice!

38. Açlık açlık … Ornekler: ~ı belgilidi: açlığı belli oluyor, ~ sınamak: açlığı sınamak, açlığı tecrübe etmek, ~, calanŋaçlık, işsizlik: açlık, sefalet, işsizlik, ~ cetgen zamanda: açlık eriştiği zaman, Allah ~ sınatmasın: Allah açlık sınatmasın, Allah açlıkla terbiye etmesin. 0.3 KB

39. Açmak açmak … Ornekler: Eşikni ~: kapıyı açmak, kiritni ~: kilidi açmak, col ~: yol açmak, kıyırın ~: kenarını açmak, kazavat ~: savaş açmak, etin ~: çıplak yerini açmak, betin ~: yüzünü açmak, keŋine ~: ardına kadar açmak, karab közüŋ körmeydi, eşik açarğa erinmeydi: bakıp gözün görmüyor, kapı açmaya üşenmiyor (bilmece/rüzgar), için ~: içini açmak, içini dökmek, avuzun açıb karaydı: ağzını açıp bakıyor, orunuŋu aç da cat: yatağını aç da yat, üsüŋü aç: üstünü aç, içki til açar: tatlı dil (her kapıyı) açar, ötürügün ~: yalanını ortaya çıkarmak. 0.6 KB

40. Açteper haris, aç gözlü, hırslı.

41. Açteperlik harislik, aç gözlülük, hırslılık.

42. Açı acı, ekşi, hüzün, acı, keskin, şiddetli, sert … Ornekler: ~ şibiji: acı biber, ~ tatıv: acı tat, süt ~dı: süt ekşidi, ~ cılamuk: acı gözyaşı, ~ iyis: ekşi koku, ~ cel: keskin rüzgar, ~ avruv: şiddetli hastalık, ~ cuvab: sert cevap, ~ tilli: keskin dilli, ~ kıyınlık: şiddetli felaket, ~ duşman (tuşman): şiddetli düşman, ~ kazavat: şiddetli savaş, ~ küreş: sert mücadele, ~ boyav: keskin renk, ~ kızıl: açık kırmızı, ~ kızıl ceŋil oŋar: açık kırmızı çabuk solar, şibijini ~sı: biberin acısı, ~ bolsa da açık söz aşhı: acı olsa da açık söz yahşi, açı kızıl terk oŋar, bek süygen terk döŋer: açık kırmızı çabuk solar, çok seven çabuk usanır (a.s.), turu söz ~: doğru söz acı (gelir) (a.s.). 0.8 KB

43. Açık açık, vazıh ◊ vokal, sesli harf … Ornekler: Eşik ~dı: kapı açık, ~ eşik: açık kapı, ~ aytıv: açık söyleme, ~ cağa: açık yaka, ~ cara: açık yara, ~ köllü: açık kalpli, misafirperver, cömert, ~ köllü konakbay: misafirperver konakbay, ~ çöb atıv: açık kura çekme, ~ söz: açık söz, anlaşılır söz, ~ etmek: açıklamak, ~ bolmak: ayan beyan olmak, meydana çıkmak, süymekliğin ~ etmek: ilan-ı aşk etmek, sevgisini açıklamak, kimge da ~ zat: kime de belli olan şey, herkesçe bilinen, ~ köten: götü açık, aşırı cömert, çıplak, züğürt, ~ körünmek: belli olmak, açık görünmek, ~ carağa tuz sebgença: açık yaraya tuz serpmiş gibi.; ~tavuşla: sesli harfler, tar ~: dar sesli, keŋ ~: geniş sesli, cumuşak ~: yumuşak sesli, ~ bölüm: açık hece, sesli harfle biten hece, katı ~: sert sesli. 0.9 KB

44. Açıklanıv açıklanma, izah edilme

45. Açıklav açıklama, izah Ornekler: İşni bolumun ~: işin vaziyetini izah, muratın ~: gayesini açıklama.

46. Açıklavçu açıklayıcı, niteleyici, belirleyici Ornekler: ~ boysunŋan aytım: belirleyici yan cümlecik, belirleyici bağımlı cümle.

47. Açıklık açıklık, berraklık, netlik Ornekler: İşni ~ı: işin açıklığı, suratnı ~ı: resmin netliği, künnü ~ı: günün berraklığı, söznü ~ı: sözün açıklığı, cürekni ~ı: kalbin açıklığı, candanlık, içtenlik.

48. Açılmak açılmak … Ornekler: Eşik açıldı: kapı açıldı, kirit açılmaydı: kilit açılmıyor, açılıb turmak: açılıp durmak, keŋine ~: ardına kadar açılmak, sonuna kadar açılmak, közü ~: gözü açılmak, gözü görmeye başlamak, kazavat açılğandı: savaş açıldı, avruvdan ~: hastalıktan kurtulmak, Teyri eşik açıldı: Tanrı’nın nuru göründü, ilahi ışık tecelli etti. 0.4 KB

49. Açılmazça açılmayacak şekilde Ornekler: Terezeni ~ begitmek: pencereyi açılmayacak şekilde sıkı kapatmak.

50. Açılğan açılan, açık Ornekler: ~ eşik: açılan kapı, açık kapı, eki ~ eşik: iki tarafa açılan kapı, mektapnı ~ künü: okulun açıldığı gün, ~ kolayaz kuru cabılmaz: açılan el boş yumulmaz, dilenen el boş çevrilmez

51. Açılık acılık, şiddetlilik, sertlik Ornekler: Şibijini ~ı: biberin acılığı, kazavatnı ~ı: savaşın sertliği.; Açılıv açılma, görünme.

52. Açılıv açılma, görünme

53. Açılıvçu açılıcı, açılan, açılabilen. Ornekler: Tartılıb ~: çekilerek açılabilen.

54. Açıma ekşi, tehammür etmiş Ornekler: ~ süt: ekşi süt.

55. Açımak acımak, acı duymak, üzülmek ◊ acımak, ekşimek, mayalanmak, tehammür etmek. … Ornekler: Kolum açıydı: elim acıyor, cüregi ~: kalbi acı duymak, açımay: acımadan, acımaksızın, açır közüvü bolur edi: üzüleceği varmış, acı çekme sırası varmış, adam açımasın ansı!: insan üzülmeye görsün yoksa!, açırıknı kuvutdan tişi tüşer: acı çekecek (olanın) kavut (yerken) dişi düşer; Süt açığandı: süt ekşimiş, tılı açığınçı sabır bol: hamur mayalanana kadar sabret. 0.5 KB

56. Açımağan acımayan, ekşimeyen, mayalanmayan Ornekler: ~ gırcın: mayasız ekmek, ~ tılı: mayalanmayan hamur, ~ boza: tehammür etmeyen boza.

57. Açınmak sempati duymak, içten ilgilenmek, kalpten alaka duymak, samimiyetle ilgi göstermek.

58. Açınıv samimi ilgi gösterme

59. Açıthı maya, hamur mayası.

60. Açıtmak acıtmak, canını yakmak ◊ mayalandırmak, tahammür ettirmek, ekşitmek … Ornekler: Açıtıb turmak: acıtıp durmak, canını yakıp durmak, açıtırça: acıtacak şekilde, canını yakacak kadar, açıtmazça: acıtmayacak kadar, ana kolu açıtmaz: ananın eli acıtmaz.; Tılı ~: hamuru mayalandırmak (daha ziyade hamur yoğurmak anlamına kullanılır), sütnü ~: sütü ekşitmek. 0.4 KB

61. Açıtılmak ekşimeye bırakılmak, acıtılmak, mayalanmak Ornekler: Tılı açıtılğandı: hamur mayalanmaya bırakıldı (hamur yoğuruldu anlamına da gelir ki, en çok da bu anlamda kullanılır).

62. Açıtılıv acıtılma, mayalanmaya bırakılma.

63. Açıv açma ◊ acı, üzüntü, keder, acıma, üzülme ◊ öfke, sinir, kızgınlık … Ornekler: Tükenni ~: dükkanı açma, col ~: yol açma, köz ~: göz açma, gözü açma.; ~ sınamak: acı sınamak, acı çekmek, ~ körme!: acı görme, hüzünlenme!, ~ cılamak: acı gözyaşı dökmek, ~ cılamuk: acı gözyaşı, cüregine ~ tüşmek: kalbine acı girmek.; . ~ bolmak: asabını bozmak, ~ etmek: sinirlendirmek, canını sıkmak, ~u üsünde: öfkesi üstünde, ~una ketmek: canı sıkılmak, ~un almak: öfkesini gidermek, kızgınlığını çıkarmak, ~uŋu tıy: asabına hakim ol, öfkeni tut, ~u burnunu uçundadı: öfkesi burnunun ucunda, ~ eter üçün: sinirlendirmek için, çatlatmak için, senŋe ~ğa: sana inadına, seni kızdırmak için, ~ğa etgença: kızdırmaya yapmışçasına, inadına yapmış gibi, ~u sınŋandan sora: öfkesi geçtikten sonra, ~ tiymek: acı girmek, cüregine ~ tiygendi: kalbine acı düştü, ~ söz: kızdırıcı söz, ~dan carılmak: öfkeden çatlamak, ~u burnuna çabdı: acısı burnuna aksetti, öfkesi burnuna vurdu, ~ etgen: sinirlendiren, ~ duşman, akıl tos: öfke düşman, akıl dost , ~ birni horlar, akıl miŋni horlar: öfke birini yener, akıl binini yener , ~ ne ullu bolsa da tavnu buzmaz: öfke ne kadar büyük olsa da dağı dağıtamaz 1.3 KB

64. Açıvlandırırça sinirlendirecek gibi, kızdıracak gibi.

65. Açıvlandırıv sinirlendirme, kızdırma, öfkelendirme.

66. Açıvlanmak kızmak, öfkelenmek, sinirlenmek Ornekler: Açıvlanıb karamak: sinirlenerek bakmak, bek ~: çok kızmak, açıvlanıb turmak: sinirlenip durmak, açıvlanarak bolmak: öfkelenir gibi olmak.

67. Açıvlanıv öfkelenme, kızma, sinirlenme

68. Açıvlanıvuk,Açıvlanıvçu kızıcı, sinirlenici, çabuk kızan, öfkelenici Ornekler: Sen bir ~sa: sen çabuk öfkelenen birisin.

69. Açıvlanışıv (birbirine) kızışma, öfkelenişme

70. Açıvlanŋan öfkelenen, sinirli, kızan, köpüren … Ornekler: . ~ közüvümde: kızdığım sırada, meni ~ım seni üçündü: benim kızgınlığım senin yüzünden, asırı ~dan ne eterin bilmeyedi: aşırı sinirlenmekten ne yapacağını bilmiyordu, ~nı tili burnuna ceter: öfkelenenin dili burnuna erişir 0.3 KB

71. Açıvlu öfkeli, kızgın, sinirli, acılı, kederli. … Ornekler: ~nu allına turma: öfkelinin önüne çıkma, ~ başda akıl cok: kızgın başda akıl yok, ne ese da ~ kanıŋ bardı: nedir bilmiyorum ama, kederli yüzün var, ala ataları ölgen sebebli ~ bolub turadıla: onlar babalarının ölümü sebebiyle acı içinde bulunuyorlar. 0.3 KB

72. Açıvluk acı verecek, kederlendirecek. Ornekler: ~ ne bardı?: kederlendirecek ne var?, ~ bir zat bolmağa edi: acı verecek bir şey olmasaydı.

73. Açıvluluk kızgınlık, sinirlilik, öfkelilik, kederlilik, üzüntülülük.

74. Açıvsamak acımtırak olmak, biraz öfkelenmek.

75. Açıvsunmak sinirine dokunmak, biraz kızmak, biraz tasalanmak.

76. Açıvsunŋan biraz sinirlenmiş, biraz tasalanmış, biraz kızgın. Ornekler: ~ adam: biraz sinirlenmiş adam, açıvsunub aytmak: biraz sinirlenerek söylemek, sinirine dokunarak söylemek

77. Açıvsuz üzüntüsüz, kedersiz, dertsiz, zararsız, tasasız, sinirsiz, öfkesiz, acısız Ornekler: ~ nakırda: zararsız şaka, ~ cıl: kedersiz (dertsiz) yıl, ~ boluğuz: tasasız olunuz.

78. Açıvsuzluk acısızlık, kedersizlik

79. Açıvtaş şap

80. Açıvçu acıyıcı ◊ açıcı, açmaya yarayan. Ornekler: ~ ayağım: acıyıcı (her zaman acıyan) ayağım.; Kitab ~: kitap açıcı.

81. Açığan acımış, acılaşan, ekşiyen ◊ acıyan, üzülen, üzüntü … Ornekler: ~ süt: ekşiyen (kesilmiş) süt, ~ tılı: ekşimiş hamur, ~ bışlak: ekşiyen peynir.; ~ın belgili etmedi: üzüntüsünü belli etmedi, canı ~: canı acıyan, ölgenŋe ~: ölene üzülen. 0.3 KB

82. Açığavuz ağzı açıklık, şaşkınlık.

83. acal ecel

84. acaş- yolunu şaşırmak Ornekler: ol acaştı çegette (ormanda yolunu kaybetti)

85. acır aygır

86. açaymak acıkmak

87. açayıv acıkma

88. açha akçe,para Ornekler: açha hurcun (para kesesi)

89. açhıç anahtar

90. açı acı

91. açı- acımak, acılaşmak

92. Adabiyat edebiyat, literatür.

93. Adaka horoz.

94. Adalat adalet.

95. Adalatlı adaletli

96. Adalatlık âdillik.

97. Adalatlılık adaletlilik.

98. Adalatsız adaletsiz.

99. Adam adam, insan … Ornekler: işekli ~: şüpheli adam, bir kavum ~: bir kısım insan, bir-bir ~la: bazı insanlar, ~ bolmak: insan olmak, kucur ~: acayip adam, ~ başına: adam başına, ~ söz: insan sözü, ~ hak: kişi hakkı, insan hakkı, ~ kıyın: insan emeği, ~ladan ayrılmak: insanlardan ayrılmak, ~ karamazlık: insan yüzüne bakılmayacak derecede, ~ katında ösmegen: insan yanında büyümeyen, ~ ortası: insan ortası, ~ ulu: insan oğlu, Teyri ~ı: (bir yemin şekli), karaçay ~: karaçaylı, karaçay insanı, bir ~ keledi: bir adam geliyor, demeŋili ~: sağlam adam, ~ canından ülüş eterça: insan canından hisse verircesine, ~nı adamlığı kıyınlık cetgen kün belgili bolur: insanın insanlığı felaket gününde belli olur, ~nı adamlığı nögerinden tanılır: insanın insanlığı arkadaşından anlaşılır, ~ adargı bolsa da amallıdı: insan güçsüz olsa da çare bulmayı bilir, ~lanı akılları bir bolsa, bazar bolmaz edi: adamların akılları bir olsa, pazar kurulmazdı, ~ akıl neden da küçlüdü: insan aklı hrşeyden güçlüdür, ~nı amanı ~nı beti bile oynar: adamın kötüsü insanın yüzüyle oynar, ~nı bağasın ~ bilir: insanın kıymetini insan bilir, ~ı bolğan mal eter, çibini bolğan bal eter: adamı olan mal üretir, arısı olan bal üretir, ~ bolluk sıfatından belli: adam olacak yüzünden belli, ~nı canı topurak, terekni canı capırak: adamın canı toprak, agacın canı yaprak, ~ körgenin aytır, tavuk körgenin çöpler: adam gördüğünü söyler, tavuk gördüğünü yer, ~ körürün körmey körüne kirmez: insan göreceğini görmeden mezara girmez, ~ karğasa bir palah, el karğasa min palah: insan kargarsa bir felaket, halk kargarsa bin felaket, ~ tabmasan börk ağaç bıla keŋeş: adam bulamazsan börk ağacına danış (müzakere et), ~ turğan cerine, it toyğan cerine: insan doğduğu yere, it doyduğu yere. 1.9 KB

100. Adamlı adamlı.

101. Adamlık insanlık. Ornekler: ~ı bolğan: insanlığı olan.

102. Adamlıklı insaniyetli.

103. Adamlıksız insaniyetsiz.

104. Adamça adam gibi, insanca.

105. Adamçık adamcık, insancık.

106. Adargı küçük, çelimsiz, az Ornekler: ~ hak: cüz’i ücret, ~ zat: küçük şey, ~ zatnı berdi: az şey verdi, ~ adamçık: çelimsiz adamcık.

107. Adargıdan çaresizlikten, azdan. Ornekler: meşinanı tübüne tüşerge ~ kaldı: makinanın altına düşmeye azdan kaldı, ~ aytadı alay: çaresizlikten söylüyor öyle.

108. Adargılı çaresiz Ornekler: ~ bolup aytama: çaresizlikten söylüyorum.

109. Adargılık azlık, çelimsizlıik, çaresizlik, cürmü küçük olmaklık.

110. Aday güttü ebegömeci.

111. Adeb terbiye, saygı, nezaket, edep, ahlâk, haya … Ornekler: ~i bolmağan: terbiyesi olmayan, ~ etgen: sayan, hürmet eden, ~ etmek: saymak, ~ni tuthan: nezaket gösteren, nazik, ~ üretmek: terbiye etmek, ~ üretiv: terbiye etme, eğitme, ~ni asırı bek tuthan: saygıda aşırı giden, çok saygı gösteren, ~ge kelişmegen: ahlâka uymayan, edebe sığmayan, ~ni adebsizden üren: hayayı hayasızdan öğren, ~ cokda namıs cok: edebi olmayanda namus olmaz, ~ etmegen ~ körmez: saygı göstermeyen saygı görmez. 0.5 KB

112. Adeb-namıs edep-namus, ar-haya.

113. Adebdeça usulü dairesinde, nezaket ölçüsü içinde, âdâba uygun.

114. Adebiça âdâbına göre, nazik bir şekilde, edep ölçülerine göre.

115. Adeblev saygı gösterme, haya etme.

116. Adebli terbiyeli, saygılı, ahlâklı, nazik, edepli.

117. Adeblilik terbiyelilik, ahlâklılık, edeplilik.

118. Adebsiz terbiyesiz, ahlâksız, saygısız, edepsiz.

119. Adebsizleniv terbiyesizlenme, edepsizlenme.

120. Adebsizlenmek edepsizlenmek, huysuzlanmak, terbiyesizlenmek.

121. Adebsizlik terbiyesizlik, hayasızlık, ahlâksızlık, saygısızlık.

122. Adebsizça terbiyesizce, saygısızca, edepsizce.

123. Adej arkaya alma, arkası sıra götürme, arkasına atma. … Ornekler: ~ at: yedekte götürülen at, atnı ~ge tartmak: atı yedekte götürmek, cavluknu ~ atmak: şalı arkasına atmak, başörtüsünü omuzlarından arkaya atmak, tonnu ~ kaplamak: kürkü omuzlarınaatmak. 0.3 KB

124. Adejlemek peşi sıra götürmek, refakatine almak.

125. Adejlev peşine alma, arkasına takma Ornekler: atnı ~: atı yedeğe alma.

126. Adet adet, töre, örf, usül, alışkanlık, teamül, gelenek. … Ornekler: ~ bolup kelgen: teamül haline gelen, alışkanlık, ~de corukdaça: yolu yordamınca, adeti usulünce, alışıldığı şekilde, örf-adette olduğu gibi, ~ deça: adetince, usulüne uygun, örfte olduğu gibi, teamülünce, ~de bolmağan: adette olmayan, örfte olmayan, ~i alaydı: usulü öyle, ~inde: sınırında, usulünde, ölçüsünde, ~ni buzmak: adeti bozmak, töreyi bozmak, teamülü bozmak, aman ~: kötü adet, carağan ~: faydalı adet, karaçay ~: karaçay töresi, karaçay örfü, burunŋu ~: çok eski adet, eskiden kalan adet, har elni ~i başha: herköyün adeti başka, igi ~ge üretiv: iyi alışkanlık öğretme, ol ~lerini koy: o alışkanlıkarını bırak, toy ~: düğün örfü, üyleniv ~: evlenme geleneği, ~ni buzmaz üçün: adeti bozmamak için, alaydı: usül öyle, ~den çıkmazğa kerekdi: töreden ayrılmamak gerek, usulden dışarı çıkmamak lâzım. 1.0 KB

127. Adetiça usulünce, teamüle göre, örfe uygun.

128. Adetlemek örnek olmak, adete uymak Ornekler: Igini körsen adetle: iyiyi görürsen örnek al.

129. Adetlev örnek alma, adete uyma.

130. Adetli adetli, gelenekli, örflü.

131. Adetlik adet, örf, gelenek (az kullanılır) Ornekler: munda ~ ne bardı? bunda adet denecek ne var?

132. Adetlilik adetlilik, alışıklık, usullülük, örflülük, geleneklilik.

133. Adetsiz adetsiz, örfsüz, geleneksiz.

134. Adetsizlik adetsizlik, örfsüzlük, teamülsüzlük.

135. Adil âdil, hakkaniyetli.

136. Adilli adaletli, hakka saygılı.

137. Adillik adaletsizlik, doğruluk. Ornekler: ~i bolmağan: adaletliliği olmayan, haksız.

138. Adilsiz adaletsiz, haksız.

139. Adilsizlik adaletsizlik, haksızlık

140. Adres adres.

141. Adurhay Karaçay-malkarların cet atalarından birinin adı.

142. Adıgey adige, Batı Kafkasya’da yaşayan çerkez kabilelerinin genel adı Ornekler: ~ til: adige dili.

143. Adıgeyli adige, adige halkına mensup.

144. Adıgeyça adigece, adige lisanı.

145. Adırgı adargı.

146. Afendi din adamı, hoca, efendi. Ornekler: Elni ~si: köyün hocası, anı ~ge sorayık: onu hocaya soralım, rais ~: reis efendi, Kadı Cağafar ~: Kadı Cafer Efendi.

147. Afendilik din adamlığı, hocalık, efendilik. Ornekler: ~ etmek: hocalık yapmak

148. Aferim aferin, bravo

149. Agurça salatalık, hıyar.

150. Ağartıv ağartma, beyazlatma.

151. Ağartıvçu beyazlatıcı.

152. Ağartıvçuluk beyazlatıcılık.

153. Ağarğan ağaran, beyazlaşan. Ornekler: ~ çaç: ağaran saç, çaçı ~: saçı ağaran.

154. Ağarğınçı ağarıncaya kadar. Ornekler: ~ cuvmak: ağarıncaya kadar yıkamak.

155. Ağarıv ağarma, beyazlaşma

156. Ağaz gelincik. Ornekler: ~ cürügen cerde çıçhanŋa orun kalmaz: gelincik yürüyen yerde fareye yer kalmaz, ~nı öltürgen sav kalmaz: gelinciği öldüren sağ kalmaz.

157. Ağaç ağaç … Ornekler: ~ kabuk: ağaç kabuğu, ~ carğan: ağaç dilen, ağaç yaran, ~ carmak: ağaç yarmak, ~ carıvçu: ağaç yarıcı, ~ bit: ağaç biti, ~ at: tahta at, ~ cıkkır: tahta fıçı, ~ çavul: ağaç yığını, ~ çelek: ağaç kova, ~ işlemek: ağaç işlemek, ~ kakkıç: su değirmeni taşının üzerinde bulunan tak tak ağacı, ~ kalak: tahta kürek, ~ kaşık: tahta kaşık, ~ kesivçü: ağaç kesici, ~ kesmek: ağaç kesmek, ~ kıyır: tahta kenar, tahta köşe, ~ kotur: ağaç yumrusu, ağaç uru, ~ koyan: sincap (zoo.), ~ kulak: ağaçlıklı vadi, ormanla kaplı vadi, ~ kömür: ağaç kömürü, ~ kurt: ağaç kurdu, ~ senek: ağaç diren, ~ tavuk: ağaç kakan (zoo.), ~ tokmak: ağaç tokmak, tahta çekiç, ~ tük: yosun, ~ usta: dülger, marangoz, köçer ~: eksen, dingil, çepken ~: dokuma tezgahı, sal ~: tabut, suv ~: kovayla su taşımak için boyuna asılan iki ucu çengelli ağaç, asmak ~: darağacı, köt ~: dipçik, ~ atha minmek: omuz atına binmek, tabuta konulmak, ~ kişi: tahta adam, yalnız yaşayan vahşi adam, ~ha baltasız barma: ormana baltasız gitme, ~ı başın kesseŋ tübü kalır: ağacın başını kesersen dibi kalır, ~ cerni cırayı, kiyim erni cırayı: ağaç yerin güzelliği, giyim erkeğin güzelliği, ~ha örten tüşse kurğağı, çiyi da canar: ormana ateş düşse kurusu, yaşı da yanar, ~nı uzunu arkav bolur, adamnı uzunu calkav bolur: ağacın uzunu kiriş olur, adamın uzunu gevşek olur, ~ halkğa altındı, issilikge salkındı: ağaç halka altındır, sıcaklığa gölgedir, ~ çirise özeginden çiriydi: ağaç çürürse özeğinden çürür. 1.6 KB

158. Ağaçlı ağaçlı, ormanlık

159. Ağaşcı ağaçcı, ağaçla uğraşan, oduncu Ornekler: ~nı üyü ağaçdan: oduncunun evi ağaçtan, ~nı üyü otunsuz kalır: oduncunun evi odunsuz kalır

160. Ağım akış Ornekler: Zamannı ~ı: zamanın akışı.

161. Ağıv akma, damlama, dökülme, boşalma.

162. Ağızmak akıtmak, düşürmek, dökmek. … Ornekler: terekle capırakların ağızdıla: ağaçlar yapraklarını döktüler, cerge suv ağızma: yere su dökme, maravçula eki cavnu urub ağızdılar: nişancılar iki düşmanı vurup yere serdiler, budaynı colga ağızıp kelgendi: buğdayı yola döküp gelmiştir, içine ağızdı: içine akıttı, cuvurtnu suvun kisege salıb ağızdı: yoğurdun suyunu keseye koyup akıtı. 0.4 KB

163. Ağızıv akıtma, dökme, düşürme.

164. Ah! Ah!, oh!. … Ornekler: ~ anasına va!: ah anasını sattığım!, ~ igi sağan!: ah keşke!, ~-oh ete baradı: ah oh ede gidiyor, ~ demegen oh demez: ah demeyen oh demez, ~ degenlikge dükküç artık carılmaz: ah demekle kütük fazla yarılmaz. 0.3 KB

165. Ahdüger örtü, mahfaza, cul, barınak.

166. Ahlav ruh hali, huy, maneviyat. Ornekler: ~u tüşüb turadı: hayal kırıklığına uğramış, ruhen çökmüş.

167. Ahlı(ahlu) akraba, yakın, mensup, ehl. … Ornekler: Payğambarnı ~ları: Peygamberin ehl-i beyti, din ~: din mensubu, ~ların cıyıb aythandı: yakınlarını toplayıp söyledi, ~suna aman, kimge da aman: akrabasına kötü, herkime de kötüdür 0.2 KB

168. Ahlılık (ahluluk) yakınlık, aidiyet, mensubiyet Ornekler: ~uŋu tavıt: yakınlığını tavıt.

169. Ahlısız (ahlusuz) yakını olmayan, kimsesiz.

170. Ahlısızlık (ahlusuzluk) kimsesizlik.

171. Ahmadiy ahmak, aptal.

172. Ahsınmak iç çekmek, ahsınmak, of çekmek. Ornekler: Teren ~: derin iç çekmek, nek ahsınasa?: niçin iç çekiyorsun?, ahsınıb turma!?: oflayıp durma!, erinmegen ahsınmaz: üşenmeyen oflamaz

173. Ahsınıv iç çekme, oflama, poflama, inler gibi derin nefes alma.

174. Ahsınıv-tıksınıv oflama-poflama

175. Ahtiyar keçe, aba.

176. Ahuvul akıntıyla gelen buz, kayan buz, hareket eden buz Ornekler: ~ keltirib kalağan buzla: kayan buzların getirip yığdığı buzlar.

177. Ahval (ahuval) durum, vaziyet, hal. Ornekler: ~ıŋ kalaydı?: durumun nasıl?

178. Ahır ahir, son, nihayet. … Ornekler: ~ sünnet: son sünnet, ~ı cokdu: sonu yok, boluş ~!: yardımcı ol nihayet!, ~ sözleri: son sözleri, ~-aval: ahir-evvel (evvel-ahir), ~da da: en nihayet, oldu olacak, ~ına cetmek: sonuna erişmek, gücünü tüketmek (mec.), tüfeği çama dayamak, canım ~ıma cetgendi: canım burnuma geldi, canım çıkmak üzere. 0.4 KB

179. Ahırat ahiret, öte dünya Ornekler: ~ azab: ahiret azabı, ~ına col işlemek: öte dünyasına yol yapma, ~ azabdan dünya namıs küçlü: ahiret azabından dünya namusu güçlü (a.s.), ~ honşu: ahiret komşusu.

  1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©www.azrefs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə